AK Partili İdris Bal: 'Öcalan istese terör bitmez'

Terör sorununun çözümü için atılan yeni adımları AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal ile konuştuk. GAZETE5'e özel açıklamalarda bulunan İdris Bal, terör sorununun çözümü ile ilgili çok çarpıcı önerilerde bulundu...

3 Temmuz 2012 Salı 17:17
AK Partili İdris Bal: 'Öcalan istese terör bitmez'

Ceren KİRAZ/GAZETE5

Türkiye'nin en önemli sorunu olan terörle mücadele için son günlerde birçok adım atılıyor. Önce CHP Kürt sorununun ve terör sorununun çözümü için bir yol haritası hazırladı ve Başbakan Erdoğan ve AK Partililerle bu önerileri görüştü. Ardından Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana, terör sorununun çözümü olarak Başbakan Erdoğan'ı gösterdi. Başbakan Erdoğan ve Leyla Zana terör sorununa çözüm aramak için bir araya gelirken, Leyla Zana'nın Başbakan Erdoğan'a 4 maddelik bir öneri listesi sunduğu öğrenildi.

Biz de terör sorununun çözümü için atılan adımları AK Parti Kütahya Milletvekili Prof. Dr. İdris Bal ile değerlendirdik. Milletvekili İdris Bal ile, terör sorunundan Leyla Zana'nın isteklerine, Uludere'den Abdullah Öcalan'a, Suriye'nin düşürdüğü Türk F-4 uçağından Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolüne kadar pekçok konuda konuştuk. 

İdris Bal'a göre terör sorununun çözümü sadece siyasilerden geçmiyor. Topyekün bir mücadele gerektiğini anlatan Milletvekili İdris Bal çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

İşte AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal'ın terör sorununun çözümü için GAZETE5'e yaptığı o çarpıcı değerlendirmeler...

Sayın Başbakan ve Leyla Zana görüşmesinden bahsedelim. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu görüşmeyi?

Türkiye’de adını ne koyarsak koyalım, ister terör sorunu diyelim ister Kürt sorunu, Güneydoğu sorunu diyelim, bu ulusal bir sorundur. Ulusal bir sorunu çözmede de sadece iktidar değil, sadece polis asker ya da birileri değil, bu herkesin sorumluluğudur. Buradan siyasi rant çıkmaz. Herkesin projeleriyle önerileriyle gelmesi lazım. Bu çerçevede de gerek CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelin konuşalım, işbirliği yapalım demesi Sayın Başbakan ile görüşmesi olumlu bir gelişmedir.

MHP ve diğer partilerin de duruşları tabi ki doğaldır görüşmek istemeyebilirler, ama onların da kendi reçetelerini kendi projelerini ortaya koymaları gerekir. Bu bağlamda da Leyla Zana’nın da çözüm için görüşmesi kesinlikle olumludur. Ancak benim kanaatim odur ki, birkaç küçük görüşmeyle tatlı sözle bu sorun çözülemez.

Peki, hangi adımlarla terör sorunu çözülebilir?

Sorun güvenlik sorunu değildir fakat güvenlik çözümün ön şartıdır. Devlet olmanın gereği güvenliği sağlamaktır. Uluslararası hukukta devlet olmanın 3 şartı vardır; toprağınız olacak, vatandaşınız olacak ve her bir vatandaşın üzerinde hem de toprağınızın her karışı üzerinde iktidar olacaksınız. Giremediğiniz köy dağ tepe varsa burada devlet zafiyeti var demektir.

Ben yaptığım çalışmalarda da iyi anlaşılsın diye şu örneği veriyorum; Yüce Allah’ın rahmeti sonsuz, gazabı şiddetli. Cenneti yarattığı gibi cehennemi de yaratmış. Burada iki taraflılık var. Devletin de böyle olması lazım. Hem yumuşak hem sert gücü olacak, hem cazibesi olacak hem caydırıcılığı olacak, hem herkese her yere inancı düşüncesi ne olursa olsun hizmet götürecek hem de şiddet kullananlara karşı gazabını gösterecek.

Leyla Zana’nın Başbakan Erdoğan’dan talep ettiği şartlara katılıyor musunuz? Çözüm için olmazsa olmaz şartlar mı?

İçerik olarak Leyla Zana’nın taleplerine katılmıyorum. Kürtçe’nin eğitim dili olması doğru değil. Zira Türkiye’de iki tane etnik grup yok. Türk ya da Kürt grupları yok. Türk denilen kesim birçok etnik gruptan oluşmaktadır; Laz, Çerkez, Gürcü, Arap, Makedon ve diğerleri… Dolayısıyla ana dilde eğitimin bölücülük yaratacağını, eğitime katkısı olmayacağını düşünüyorum. Bu talebi yapanların da genel itibariyle çok iyi niyetli olmadıklarını bunu bir kazanım olarak, yani ayrıştırıcı toplumsal kırılmayı derinleştirici bir enstrüman olarak gördüklerini düşünüyorum. Yanılıyor olabilirim.

Ama seçmeli derse katılıyorum. Sadece Kürtçe için değil, hangi okulda olursa olsun belli sayıda öğrenci Arapça istiyorsa Arapça, Çerkezce istiyorsa Çerkezce ders alabilir. Ama onun ötesinin ben bütünleşmeye değil ayrışmaya hizmet edeceğini düşünüyorum.

Öcalan’a ev hapsi de istedi Leyla Zana…

Öcalan’a ev hapsi meselesini de ilk bakışta mümkün bulmuyorum. Çünkü çoğu cinayetten sorumludur. Ama Öcalan mucizevi bir şekilde emretse bıçakla keser gibi en azından terör boyutu bitse ve bundan sonra hizmet etse belki düşünülür.

Öcalan istese biter mi terör?

Bitmez. Çünkü teröristler zannettikleri gibi Öcalan’ın emrinde askerler gibi değillerdir. Orada da bir koalisyon var. Başka ülkelerin ajanları var. Türkiye’deki bazı illegal yapılanmaların elemanları var. Biz orada terör diyoruz ama farklı kesimlere hizmet ediyor.

Tek başına silahlı teröristler yok yani…

Yok tabi. Orada kimisi Suriye’ye yakın, kimisi başka ülkeye kimisi de belki iddia edilen Ergenekon’a yakın. Dolayısıyla Öcalan’a ev hapsi zor. Öyle bir şey olsa tamam deriz, belki çok büyük suçlar işlemiş ama bir günde bıçak gibi bitirdi. O çerçevede belki düşünülmesi lazım. Yoksa hiçbir şey yokken ortada yol kesmeye adam öldürmeye devam edilirken böyle bir seçeneğin gerçekçi olmadığını ve vicdanları sızlatacağını düşünüyorum. Kabul edilemez yani.

Leyla Zana bir de Uludere’de yaşanan hadiseden ötürü devletin Kürtlerden özür dilemesini istedi. Siz ne diyorsunuz?

Bana göre Uludere devlete karşı bir psikolojik harekâttır. Bizim devletimize, hükümetimize, silahlı kuvvetlerimize karşı… Biz yeni dönemde bir taraftan demokratik açılım denen süreci devam ettiriyoruz, bir taraftan da etkili bir silahlı mücadele sürdürmeye çalışıyoruz. Onlar şu mesajı vermeye çalıştı; bunlar başarılı silahlı mücadele yapıyoruz diyorlar ya, hani girilemeyen vadilere tepelere giriyorlar ya, aslında bunlar iyi bir silahlı mücadele yapmıyor. Silahlı mücadele yapıyoruz diye önüne gelen sivil terörist ayrımı yapmadan öldürüyorlar. Bunlar dikkatsiz, demokrasiye insan haklarına saygılı değil mesajı vermeye çalışıyorlar. Bu mesajı hem ülke içine hem de yurtdışına vererek bir propaganda yapmak istediler. Bunda da kısmen de olsa başarılı oldular.

Zaten devlet Uludere’de fazlasıyla özrünü dilemiştir. Seçim bölgemize gittiğimiz zaman insanlar diyor, şehitlere bu kadar tazminat veriliyor, Uludere’dekilere daha fazla verildi. Biz bunu açıklamakta zorluk çekiyoruz. Devlet üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Başbakanımız gitti, Başbakanımızın eşi gitti, üst seviyede bir sürü yetkilimiz gitti. Bu bir özürdür.

Ama şunun da unutulmaması lazım. Bu insanlar piknik yaparken öldürülmediler, Bulgaristan-Türkiye sınırından kaçakçılık yaparken öldürülmediler. Bu insanlar terörün tırnak içerisinde hâkim olduğu çok tehlikeli bölgede kaçakçılık yapıyorlardı. Tehlikeli bölgede terör örgütü ile bir şekilde anlaşma olmadan bunu yapamazsınız. Dolayısıyla bu terör örgütünün bu kanalı elemanlarını silahlarını sokmak için başka türlü alanlarda kullanmıştır, kullanmaktadır.

Biz kaçakçılık konusunda hata yaptık. Buna şimdiye kadar göz yumulmamalıdır. Artık kaçakçılığa sıfır tolerans gösterilmelidir. Eğer yardım yapılacaksa orada yaşayan kardeşlerimize bu farklı şekilde kanalize edilmelidir. Bir insan kaçakçılık yapıyor olabilir bunun cezası ölüm değildir, ama burada saf bir kaçakçılıktan da söz edilemez. Benim kanaatime göre olay o kadar saf ve masumane değil.

Geçtiğimiz günlerde basında bir haber yer aldı. Haberde güvenlik güçlerine teslim olan PKK’lıların “İşsizlik biterse terör de biter” tarzında ifadeleri vardı. Sizce bu mümkün mü? Doğu ve Güneydoğu’da işsizliğin bitirilmesi terörün kökünü kazır mı?

Yok mümkün değil. Adımın İdris Bal olduğu kadar eminim ki işsizlik çözülürse değil, insanların cebine 500’er bin lira para koyun yine bitmez. Sorun bitmez. Çünkü sorun ekonomik değil ki… Eğer sorun ekonomik olsaydı Kütahyalıların, Sinopluların da dağa çıkması lazımdı. Oralarda işsizlik yok mu yani? Sorun ekonomik değildir. Terörist sadece eli silahlı yol kesen kimse değildir. Buna para toplayan, haraç alan, siyaset dahil, medya STK’lar dahil, emir komuta dahilinde terörün istediği propagandayı yapan tüm bu kesimleri de kabul edip mücadele yapılması lazım.

Kendi hedeflerine varabilmek için  ‘kurt puslu havayı sever’. Terör örgütüne istikrarsızlık kazandıracak örgüt içerisinde kaos sağlayacak bir taşeron olarak gören ülke içinde dışında farklı gruplar olabilir. Ki birçok iddia var bu konuyla ilgili. Eş zamanlı olarak terör örgütü ile mücadele ederken örgütü taşeron olarak kullananlarla da mücadele edilmeli.

Üçüncü olarak dengeli bir mücadele gerekiyor. Devlet vatandaşına her müsamahayı göstermelidir. Etnik, dini hiçbir ayrım yapmamalıdır. Ama şiddet yaratanlara karşı da gazabını ortaya koymalıdır. Şimdiye kadar gazap ortaya koyulmamıştır, iyi niyetle ötelenmiştir. Şu anda bir denge yakalanmaya çalışılıyor.

Sorun ne ekonomik ne de güvenlik sorunudur ama güvenlik devlet olmanın gereğidir. Güvenlik olmazsa memur, medya, STK’lar oraya gidemez. Güvenlik olmadan yatırımcı yatırım yapamaz, vatandaşlar oylarını bile kullanamaz. Ama mucizevi bir şekilde tüm teröristleri yakalasanız bile sorun bitmez.

Bir de ortak kültürden ortak inançlarımızın göz önüne çıkarılması lazım. Bizim büyük bir kültürün çocukları olduğumuzun ortaya koyulması lazım.

Nasıl olacak peki dediğiniz?

Romanla, müzikle, sinemayla her kanal kullanılarak bunun anlatılması lazım. Bizim Yemen’e Adriyatik’e uzanan bir kültürün çocukları olduğumuzun hatırlatılması lazım. Biz tekrar kafa ve kalpleri kazanırsak aynı fedakârlıkların yapılacağını düşünüyorum. Bir de insanların kafasını karıştırıyorlar, Diyarbakır kültürü, yok Kütahya kültürü… Bırakın Diyarbakır, Kütahya kültürünü, Saraybosna’nın Bakü’nün kültürü de benim kültürümdür. Biz büyük bir kültür havzasının çocuklarıyız.

Oraya seçilmiş memurların gitmesi lazım, ibadet bilinciyle çalışacak memurların gitmesi gerekli. Çok yanlışlıklar yapılmış. Bazı örgütler halkı PKK’nın kucağına atmak için uğraşmışlar. Bunların tedavi edilmesi lazım. Batı’daki insanlarımızın da tedavi edilmesi lazım, öteki olarak görülmemeli.

Bir toplumsal bilinçlenmeye ihtiyacımız var. Medyanın yapacağı, eğitimin yapacağı çok şey vardır. Mesela sinemada İdris-i Bitlisi, Bediüzzaman, Çanakkale Savaşı gibi ortak paydalarımıza vurgu yapan filmlerin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Terörle mücadele etmek için kaçakçılığın hemen bitirilmesi lazım. Koruculuk sisteminin kaldırılması ve jandarmanın da uzun dönemde polise bağlanması lazım.

Aydınlık gazetesi Abdullah Öcalan’ın İmralı’da olmadığını MİT Bursa Bölge Başkanlığı Merkez Misafirhanesi’nde kaldığını iddia etti. Siz ne diyorsunuz Aydınlık gazetesinin iddiasına? Gerçekten de Öcalan İmralı’da değil mi?

Ben Aydınlık gazetesinin haberine pek itibar etmem. Çünkü aşırı uçlarda marjinal bir gazete. Adalet Bakanım bir sorun yok diyorsa ben ona inanırım. Tabi ki, bir hastalık durumu varsa tedavi ettirilir. Onun dışında da ben çok önemli bir mesele olarak görmüyorum.

Biraz da dış politikadan konuşalım. Suriye’nin düşürdüğü Türk F-4 jetinin pilotları 12 gündür bulunamıyor. Çalışmalarla ilgili neler söyleyebilirsiniz ve pilotlarımız nerede olabilir?

Bunlar teknik konular. En son pilotlarımızı aramak için ABD’den Titanik gemisini bulan bir gemi geldi. Arama kurtarma çalışmaları sırasında pilotlarımızın botları bulundu biliyorsunuz. Botların bulunması benim kanaatime göre o insanların yaşadığını gösteriyor. Belki uçak düştükten sonra yüzmeye çalışırken ağırlık yapmasın diye çıkardılar botları. Pilotlarımız belki belli grupların eline geçmiş olabilir. Biz tabi ki onların canlı olmalarını diliyoruz.

Esir düşmüş olabilirler mi?

Olabilirler. Farklı grupların eline geçmiş olabilirler. Başka yerde olsalardı çıkarlardı ortaya. Esir olmaları da bizim için bir umut. Tabi ki biz onları canlı isteriz. Askerlerimiz çok kıymetli.

Sayın Başbakan’a da sunduğunuz  ‘Ortadoğu’daki yapısal sorunlar ve Arap Baharı’ raporunda Türkiye ile Ortadoğu ilişkilerinde yapılması gerekenleri ortaya koydunuz. Peki, Ortadoğu’da bölgesel güç olabilmek için neler yapılması lazım? Türkiye Ortadoğu ile ilişkilerinde nasıl adımlar atmalı?

Öncelikle küresel güç ile bölgesel güç tanımlarının iyi yapılması gerekli. Küresel güç, dünyanın her metrekaresine dair senaryosu olan güçtür. Bölgesel güç ise o bölgeye dair, ilgi, bilgi, net bilgilere sahip, hesabı olan güç demektir. Bunun için de yeni bir organizasyon gerekir. Yeni elemanlar gerekir. Bölgedeki gelişmeleri benim vizyonumla anlatılması lazım. Örneğin Türkiye’nin mutlaka CNN gibi birçok dilde yayın yapan kanalları olması gereklidir.

STK’ların o bölgede etkili olması lazım. Onların sizi tanıması lazım. Bölgesel güç isek her açıdan etkili olmamız lazım. STK’larıyla işadamlarıyla etkin olmamız lazım. Ve belirleyici olmak için her alanda var olmamız lazım.

İdris Bal kimdir?

İdris Bal, 25 Nisan 1968'de Kütahya Altıntaş'da doğdu. Öğretim Üyesi Prof. Dr; İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını Nottingham Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde, doktorasını Manchester Üniversitesinde aynı bölümde tamamladı.

Polis Akademisinde araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1998'de yardımcı doçent oldu. Polis Bilimleri Dergisi editör yardımcılığı görevini yürüttü. Fulbright programı çerçevesinde Harvard Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezinde ziyaretçi akademisyen olarak bulundu. 2004 yılında doçent oldu. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesinde ve Enstitüsünde görev yaptı. Atılım ve Başkent Üniversitelerinde ders verdi. ASAM'da kısmi zamanlı araştırmacı olarak çalıştı ve Politika Merkezi direktörlüğünde bulundu. 2010'da profesör oldu. Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesidir. Çok sayıda makalesi ve 8 kitabı yayınlanmıştır.

İdris Bal, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde AK Parti’den Kütahya Milletvekili seçildi. Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Bal, evli ve 6 çocuk babasıdır.

OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »