Arınç'tan Musul açıklaması

Başbakan Yardımcısı Arınç, Musul'da alıkonulan Türk vatandaşlarına ilişkin, "Halkımız müsterih olsun. İnşallah en kısa zamanda bu yurttaşlarımızın ülkelerine döndüğünü ve kucaklaştıklarını göreceğiz" dedi.

17 Haziran 2014 Salı 4:35
Arınç'tan Musul açıklaması
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Başbakanlık Merkez Bina'da düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Arınç, hükümetin Parlamentoyla ilişkilerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın, Meclis'in tatile girmeden, görüşülecek olan kanun tasarı ve teklifleri konusunda, Avrupa Birliği süreciyle ilgili de Avrupa Birliği Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Bakanlar Kurulu'na bilgi sunduğunu belirtti.

AB Komisyonu Başkanı Stefan Füle'nin Türkiye'de olduğunu anımsatan Arınç, bu akşam Çavuşoğlu ile yarın da başka görevlilerle temasları olacağını, bazı fasılların açılması noktasındaki gelişmelerin Füle ile gözden geçirileceğini söyledi.

Bülent Arınç, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin ise 644. sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde kamu kurumlarına ait yapım işleri hakkında Kurul üyelerine özet bilgiler sunduğunu ifade ederek süresi bitecek bazı düzenlemeler için neler yapılması gerektiği konusunda teknik bilgileri anlattığını bildirdi.

Bakanlar Kurulunun ana gündeminin ve üzerinde çokça görüş belirtilen, tartışılan konunun Irak'taki gelişmeler olduğunu vurgulayan Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bildiğiniz gibi 31 tır şoförümüz ve 49 konsolosluk görevlimiz belli bir süredir konsolosluktan ayrılmışlardır. Biz, onların Türkiye'ye bir an önce salimen dönmelerini arzu ediyoruz. Şoförler de başka bir yerde yine bir başka örgüt tarafından enterne edilmiş durumdadırlar. Onlarla ilgili olarak da çalışmalar devam etmekte, onların da bir an önce Türkiye'ye kazandırılması için gayret sarf edilmektedir" diye konuştu.

Bakanlar Kurulunda, Türkiye'nin, Irak'taki çıkarlarının ne durumda olduğu konusunun da görüşüldüğünü, 4 bakanın Türkiye ve Irak hükümetleri arasındaki siyasi, ekonomik ilişkilerin zarar görmemesi acısından neler yapılabileceği konusunda geçen günlerde bir basın toplantısı yaptıklarını dile getiren Arınç, "Irak toprakları içerisinde yaşanan bu gelişmelerde Türkiye salimen yurttaşlarını elbette kurtaracaktır, ama bu durumun hükümetler arası ilişkilerimizi zedelememesi ve oradaki ekonomik çıkarlarımızın da ayrıca gözardı edilmemesi gerekmemektedir" dedi.

Arınç, Irak'taki durumun, genel dengeler ve bölgenin geleceği noktasında, ayrı bir inceleme konusu olabileceğini, gelişmelerin sadece Irak'ı ilgilendirmediğini, Irak'ı aşacak bölgesel gelişmelerin ne olabileceği konusu üzerinde bazı bakanların ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Bakanlar Kuruluna özet sayılabilecek bilgiler sunduklarını aktardı. 

Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle devam etti:

"Bütün görüşmelerimizin ekseni, 49 konsolosluk görevlisinin, içlerinde küçük yavrularımız da var, kadınlar var, erkekler var, güvenlik görevlileri var, en kısa zaman içerisinde Türkiye'ye dönüşlerinin sağlanmasıdır. Yine ekmek parası peşinde koşarken bir şekilde hürriyetleri ellerinden alınan 31 şoför yurttaşımızın da bir an evvel eşlerine, ailelerine, yurtlarına dönüşün temin edilmesidir. Bu konuda şu an itibarıyla hayırlı, müjdeli, başarılı bir haberi verecek noktada değilim, her an bunu bekliyoruz, bu gelişmeler konusunda Türkiye hükümeti, hükümetimiz başta başbakanımız olmak üzere bütün görevli arkadaşlarımız çok kapsamlı, çok ciddi bir çalışma içerisindedir.

Bu çalışmalara bazen ABD, bazen BM, bazen merkezi hükümet yetkilileri, bazen de bölgenin aktörleriyle Irak Kürdistan bölgesi de dahil olmak üzere kurumlar ve kuruluşlarla bir an evvel ülkelerine dönecek bu yurttaşlarımızın hayırlı haberlerini almak üzere büyük bir çaba gösterilmektedir. Umuyorum ki ve ümit ediyorum ki bu görüşmeler sonucunda bir taraftan ABD'nin, bir taraftan AB'nin, BM'nin, Iraklı muhataplarımızın, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Eşref Salihi başta olmak üzere Iraklı Türkmen liderlerinin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkilileriyle de düzenli bir görüşme trafiği vardır, bunlar olumlu yöne doğru evrilmektedir. Bugün de Sayın Dışişleri Bakanımız, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanıyla 2 kez görüşerek karşılıklı fikir alışverişinde bulunmuşlardır."

"Halkımız müsterih olsun..."

"Halkımız şundan müsterih olsun: İnşallah en kısa zamanda bu yurttaşlarımızın ülkelerine döndüğünü ve kucaklaştıklarını hep birlikte göreceğiz" ifadesini kullanan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ancak biraz medyadan, basından sorumlu bakan arkadaşınız olarak bu olayla bağlantılı olarak bir hassasiyeti dile getirmek istiyorum. Bu herhangi bir şekilde basınımıza sansür getirmek veya bu amaçlı bir kısıtlama getirmek düşüncesi değil. Hem bu yurttaşlarımızın hayatları ve özel durumlarıyla ilgili hem de milli bir hassasiyetten ileri gelmelidir. Bildiğiniz gibi IŞİD isimli şimdi artık çok daha yakından tanıdığınız ve yaptıklarını fotoğraflarla sözleriyle hareketleriyle kılık ve kıyafetleriyle çok daha yakından görme imkanı bulduğunuz örgütle ilgili çok tahrik edici spekülatif haberler yarışına girmemiz gerekiyor. Yurttaşlarımız bunların elindeyse biz de yurttaşları onların elinden salimen alma kaygısı içindeysek tekrar ifade etmeyeceğim ama bu örgütün nasıl bir örgüt olduğunu artık hepimiz biliyoruz onunla ilgili, onları tahrik edecek birtakım açıklamalardan sakınmamız gerektiğini şahsi bir hassasiyet olarak ileri sürmek istiyorum.

Bir ikincisi de bu yurttaşlarımızın yani şoförlerin nerede bulunduğu bellidir ancak 49 konsolosluk görevlisini biz de biliyoruz nerede olduklarını ama bunların yerleri konusunda da basında, yazılı basında, görsel basında spekülatif haberler çıkmasının olumsuz etki yapabileceğini düşünüyorum. Orada mıdır, burada mıdırlar, onun çevresinde şunlar var, bunun çevresinde bunlar var, lütfen bunu hassasiyet olarak kabul edin işimiz zorlaşabilir. Biz işimizin kolaylaşmasını arzu ediyoruz."

Hem  şoförlerle hem de konsolosluk görevlileriyle irtibat halinde olduklarını belirten Arınç, "Bizim hem şoförlerle hem de konsolosluk görevlileriyle şu veya bu şekilde irtibatımız var. Her an kendilerinin durumu hakkında alacak bilgimiz var. Bu bilgiler doğru bilgilerdir ama onların bir önce ülkemize salimen dönmesi için bazı konularda hassasiyete ihtiyacımız mutlaka bulunmaktadır" şeklinde konuştu.

"Toptan bir tahliyeyi kesinlikle düşünmüyoruz"

Irak'ta 100 bin civarında yurttaşın hayatlarını kazanmak için bulunduğunu anlatan Arınç, "Bunların bir kısmı Kürt bölgesindedir bir kısmı da Irak'ın içine dağılmış durumdadırlar. Bunların tahliyeleri konusunda toptan bir tahliyeyi kesinlikle düşünmüyoruz ama dönmeyi arzu edenler için de güvenli yollar, güvenli havaalanlarına ulaşmak için takip edecekleri mecraları Dışişleri Bakanlığımız sürekli olarak yeniliyor" bilgisini verdi. 

Olayların başlangıcında dönüş için çok büyük bir izdiham oluştuğunu, herkesin havaalanlarına koşma gayreti içine girdiğini söyleyen Arınç, şunları belirtti:

"Buna gerek olmadığını düşündük, ikinci veya üçüncü açıklamalarla da zannediyorum sükunet buldu. Biz yolcu kapasitesi daha yüksek olan uçaklarımızı gönderiyoruz. Doluluk oranı arttı ama o yurttaşlarımızın hayati bir tehlike içerisinde şu anda bulunmadıklarını bildiğimiz için bir paniğe gerek olmadığı düşüncesi içerisindeyiz. Libya'da bir örnek yaşamıştık, geçmişte. Biliyorsunuz orası karıştığı zaman 25 bin yurttaşımızı 10 gün içinde tahliye etmiştik. Libya veya Irak örnekleri birbirinden farklı olabilir, dağınıklık bakımından, nerede bulundukları bakımından ama Türkiye isterse elindeki tüm imkanlarla yurttaşlarımızı güvenli ülkemize sevk edebilecek noktadadır ama şu anda toptan bir tahliyeyi de düşünmüyoruz. Suriye'den de zaman zaman tahliyeler olmuştu, bildiğiniz kadarıyla."

Toplantıda, Irak meselesinin bütün yönleriyle tartışıldığını ifade eden Arınç, şöyle konuştu:

"Alınan tedbirlerin, yapılan çalışmaların şu an için yeterli olduğunu görüyoruz. Artık bütün mesele bu durumda bulunan yurttaşlarımızın bir an evvel salimen ülkemize dönmesidir. Bu onlar için de milletimiz için de hükümetimiz için de sizler için de hepimiz içinde büyük bir sevinç kaynağı olacaktır. Onların dönüşü birinci aşamaysa ondan sonraki bütün senaryoları gelecek perspektifi ve Türkiye'nin bölgedeki bundan sonraki tavrının hangi noktalarda gelişme göstereceğini hep birlikte göreceğiz." 

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı tarafından Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğuna düzenlenen baskından duyulan rahatsızlığı Bağdat yönetimine ilettiği yönünde bilgilerin olduğu belirtilerek "Bu kapsamda Bağdat yönetimiyle temas sadece Büyükelçi düzeyinde mi kaldı" sorusu üzerine Arınç, başkonsoloslukların, büyükelçiliklerin, dışarıdaki temsilciliklerin Türkiye'yi temsil ettiğini, Türk bayrağının dalgalandığı fiziki mekanların da Türkiye toprağı sayıldığını hatırlattı. 

Cenevre sözleşmelerine göre dış temsilciliklerin korunmasının tamamen Irak'taki merkezi hükümetine ait olduğunu belirten Arınç, şöyle devam etti:

''Türkiye'de böyle bir şey olsaydı Türkiye hükümeti sorumlu olacaktı, İran'da böyle bir şey olsa İran hükümeti sorumlu olur. Bir ülke kendi içinde bulunan yabancı temsilciliklerin korunmasını da sağlamak zorundadır. Onlara yöneltilebilecek tecavüzler karşısında da sorumlu durumdadır. Orayı korumak mecburiyetindedir. Elbette Bağdat Büyükelçimiz, yani konu gündeme gelmedi doğrusu çok da bilmiyorum ama tabii olarak söylemem gereken şey şudur: Konsolosluğumuz merkezi hükümet tarafından yani Irak hükümeti tarafından ve onun silahlı güçleri tarafından korunmamıştır. Konsolosluğumuz, korunmasız hale geldiği için esasen böyle bir akıbetle karşılaştık. Ellerinde silah bulunan ve ordu mensubu olduğu bilinen kişilerin hepsi silahlarını da kıyafetlerini bırakarak Konsolosluğumuzu da Musul halkını korumasız bırakmışlar ve kaçmışlardır. Bunlara karşı Maliki hükümeti ne yapar, ne yapması gerekir o onların işi. Ama Büyükelçimiz böyle bir hükümete karşı beyanda bulunmuşsa onun görevi cümlesindendir zaten.

Konsolosluğumuzla ilgili gelişmeleri veya IŞİD'in Musul üzerine giderken saniye saniye, dakika dakika nerede bulunduklarına dair izlenmelerinin hepsi yapılmıştır. Ama akla gelmeyen şeylerden bir tanesi Iraklı silahlı güçlerin yani ordu mensubu olan insanların ortalıktan bir anda kaybolacağı, silahlarını bırakıp  kaçacakları, bunların sayısı binlerle ifade ediliyor ve Konsolosluğumuzun bir anda 900 civarındaki IŞİD'la karşı karşıya gelmiş olmasıdır.''

"Unsurlarla temasımız devam ediyor"

Her ülkenin kendi ülkesinde bulunan yabancı misyonları ve onların temsilcilerini korumak zorunda olduğuna işaret eden Arınç, "Bu, Türkiye için de böyledir, başka ülkeler için de. Ama bu hükümet düzeyinde yapılmış mıdır? Esasen hükümetimizi de devletimizi de büyükelçilerimiz temsil ediyorlar. Dışişleri Bakanlığından aldıkları talimatı mutlaka yerine getiriyorlardır'' dedi. 

"Başbakan Erdoğan ile Maliki'nin görüşmesi, herhangi bir teması oldu mu" sorusunu da yanıtlayan Arınç, Irak merkezi hükümeti ve merkezi hükümet içinde bulunan diğer unsurlarla da görüşmelerin yapıldığını belirterek "Başka kişi ve kurumlarla da yani bu işte bize menfaat sağlayabilecek, Türkiye'ye müzahir olacağını düşündüğümüz bütün unsurlarla temasımız devam ediyor. Bundan milletimiz emin olsun, tek bir amacımız var insanımızı oradan çekip çıkarmak ve bunun için de ne gerekiyorsa bunları tek tek yerine getiriyoruz" diye konuştu. 

"Dengeler nereyi gerektiriyorsa Türkmenler onu yapıyor"

Türkmenlerin Türkiye'den insani yardım dışında askeri bir yardım talebinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine Arınç, şunları söyledi:

"Irak Türkmen Cephesi akıllı insanlardır. Onlar Türkiye'den silahlı bir yardım istemenin mümkün olmayacağını, bunun reel politikaya uygun olmayacağına, Türkiye'nin elindeki silahlı güçleriyle başka bir ülkenin topraklarına şu veya bu vesileyle girmesinin mümkün olmayacağını sizden de bizden de daha iyi bilirler. İstedikleri, şüphesiz, bölgedeki diğer güçlerin kendileriyle birlikte hareket etmeleri ve IŞİD'e karşı kendilerinin yanında hem silahlanması hem de şehirlerini, yurttaşlarını, kendi insanlarını muhafaza etmeleridir. Oradaki dengeler nereyi gerektiriyorsa Türkmenler onu yapıyor. Bizim de Türkmen kardeşlerimizden istediğimiz tek şey, aralarındaki mezhep farklılıklarını bir kenara koyarak birlikte hareket etmeleridir. Erşad Salihi de, bu konuda başarılı deneyimler vermiş gerçek bir siyasetçidir."

Türkmenlere AFAD aracılığıyla insani yardım gönderildiğini, yardımların bir kısmının ulaştığını kaydeden Arınç, güzergahın emniyetsizliği göz önünde bulundurulduğunda, yardım ulaştırma konusundaki sıkıntıların da tahmin edilebileceğini söyledi. Arınç, AFAD'ın büyük bir fedakarlıkla üzerine düşeni de yaptığını vurguladı. 

Başbakan Yardımcısı Arınç, "Telafer, Kerkük önemlidir, Bağdat'a doğru yürüyüş önemlidir ama Sayın Başbakanımız bir konuyu üzülerek ifade ediyor, o da mesele sadece IŞİD meselesi değildir, IŞİD meselesi olmaktan çıkmıştır. Bugün o bölgeyi ateşe verecek olan şey bir mezhep savaşının başlayacak olmasıdır. Gelişmeler bu noktada. Mezhep taassubuyla hareket eden gruplar maalesef böyle bir savaşın tohumlarını ekiyorlar ve bunlar asıl o bölge için çok daha büyük bir tehlike oluyor" değerlendirmesinde bulundu. 

"AK Parti'nin adayı cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacaktır"

Hükümet sözcüsü olarak, cumhurbaşkanı seçiminde CHP ve MHP'nin çatı adaylığa Ekmeleddin İhsanoğlu'nu önermesiyle ilgili değerlendirmesi sorulan Arınç, "Hükümet sözcüsü sıfatıyla bu konuda bir beyanda bulunmam ne kadar doğru olur bilemem. Ben AK Partiliyim, AK Parti hükümetinin bir bakanıyım. Benim söyleyebileceğim tek şey, AK Parti'nin adayı cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacaktır. Şu anda ismen açıklanmadı ama herkes biliyor ki şu kişi olacaktır diyorsunuz, o olsun veya bir başkası olsun, AK Parti kimi aday gösterirse eminim ki milletimiz onu seçecektir" ifadesini kullandı.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nu tanıdığını ve geçmişten bugüne iyi ilişkileri olduğunu ifade eden Arınç, bilim adamı olan İhsanoğlu'nun İslam İşbirliği Teşkilatının genel sekreterliğini yaptığını anımsattı. Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

"Kahire'de doğmuş görünüyor ama aslen Yozgatlı bir aileye mensup olduğunu biliyorum. Şahsı üzerinde olumlu veya olumsuz bir söz söylemek durumunda değilim. Ancak şunu söyleyebilirim: Bir taraftan Sayın Bahçeli bir taraftan Sayın Kılıçdaroğlu kapı kapı dolaştılar. Binde birler oranında oy alan partilere bile gittiler. Bunların içinde Haydar Baş'ın partisi de dahil olmak üzere. Mustafa Destici'nin genel başkan olduğu partiye, Saadet Partisine de gittiler. Bütün meslek kuruluşlarını ziyaret ettiler. Bütün sivil toplum örgütleriyle, sanatçılarımızla o çok değerli sanatçılarımızla toplantılar yaptılar. Sonunda iki partinin genel başkanı bir isim üzerinde anlaşmış gibi görünüyor. Peki diğer partiler, diğer sivil toplum kuruluşları, diğer meslek kuruluşları? Onların bu konudaki bir kararını şu ana kadar duymadım.

MHP Genel Başkanı, bu şahsın taşıdığı değerler bakımından veya dünya görüşü bakımından kendilerine çok yakın olduğunu bildiği için hiçbir itirazı olmadı. Ama CHP içerisinde Kılıçdaroğlu'nun dışında hemen hemen herkes, bana ulaşan bilgiler içerisinde, bir kısmı saygı sınırlarını da aşarak bu şahsı kötülemekten geri kalmadı. Ben şunu gözlemliyorum: Evet, MHP tabanı belki bir ölçüde bu isme destek verecektir ama CHP tabanında veya parlamentodaki grubu içerisinde bu şahsı desteklemeyecek hatta aleyhinde çalışabilecek çok insanın bulunduğu da kesine yakın bir bilgi olarak gündeme geldi. Eğer iki partinin anlaşmasıyla bu iş olacaksa diğer bütün temaslarda dikkate alınması gereken hususlar göz ardı edilmişse böyle bir adayın cumhurbaşkanlığı seçiminde iddiasının ne kadar olacağını sizler takdir edin. Bu kadarını söyleyelim. Ama aday olarak bu kesinleşecekse bildiğiniz gibi en az 20 milletvekilinin kendisini aday göstermesi gerekir. Bu sayı çok kolaydır, ikincisi de kendisinin böyle bir görevi kabul etmesi gerekir. Bana ulaşan bir bilgi, ne kadar doğrudur bilmiyorum, Sayın İhsanoğlu, bu konuda büyük bir sevinç içerisindedir. Adaylığını kabul edecek gibi birkaç cümle söylemiştir. Ben bundan ötesini söyleme noktasında değilim." 
ETİKETLER:
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »