Babacan: En kötü gerimizde kaldı

Başbakan Yardımcısı Babacan, 2007-2008 yıllarından itibaren dünyayı etkisi altına alan krizin farklı safhalardan geçtiğini belirterek, "Bugün itibariyle 'en kötü' gerimizde kaldı" dedi.

8 Temmuz 2014 Salı 23:53
Babacan: En kötü gerimizde kaldı
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bünyesi sağlam olan ülkelerle, bünyesi zayıf olan ülkeler arasındaki faiz farklarının çok düştüğünü belirterek, "Avrupa Merkez Bankası herkese garanti verdiğinde artık iyi- kötü, güçlü- zayıf farkı ortadan kalkıyor. Bu riskli bir tablo, işini sağlam tutan ülkeyle daha gevşek tutan ülkeleri aynı kotaya koymaktır. Nasıl bankacılık sektöründe ahlaki riziko varsa, ülkeler açısından da ahlaki rizikonun Avrupa'da gündemde olduğunu maalesef görüyoruz" dedi.

Babacan, TSPB 15. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ve genişletilmiş üyelik yapısıyla gerçekleştirilen ilk Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, bu toplantı TSPB'nin yeni unvanıyla ilk genel kurulu olsa da Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği (TSPAKB) adı altında yıllardır güzel hizmetler verdiğini ve önemli başarılara imza attığını kaydetti. 

Geçen yıl başında çıkarttıkları yeni Sermaye Piyasası Kanunu ile TSPB'nin artık çok daha geniş ve temsil gücü yüksek hale geldiğini ifade eden Babacan, şunları söyledi:

"Aracı kuruluşlarımızın yanında bankalar, portföy yönetim şirketleri ve yatırım ortaklıkları gibi sermaye piyasamızın önemli kuruluşları da bu birlik çatısı altında temsil edilmektedir. Bundan sonra TSPB sermaye piyasalarımızın geldiği yeni aşamada ve değişen koşullarda zenginleşmiş yapısıyla çok daha faydalı çalışmalar yapacaktır. 

Türkiye'de birliklerin pek çoğu yasa ile kurulmuş yapılardır. Birlikler, yasayla kurulup bir de üyelik zorunlu hale gelince sivil inisiyatifi mi temsil ediyorlar yoksa biraz devlet müdahalesi var mı bazen işler karışabiliyor. Bizim asıl arzumuz (birliklerde) yasa ile bir kredibilite, güvence oluşsun ama çalışma ve aktivitelerde sektörün görüşlerini, önceliklerini temsil edebilsin. Bu denge iyi kurulmalı ki hepimiz istifade edebilelim."

Babacan, bazı birliklerin bazı bakanlıkların yan organı gibi kendilerini hissetmeye başladığını anlatarak, "Bu kötü bir şey. Doğru olanı konuşmak, savunmak, sektörün geleceği için iyi ne ise hep beraber çalışmak ve iyi bir istişare ile görüşlerin karar vericilere aktarılmasında iyi bir fonksiyon yerine getirmek önemli. Oryantasyonu bu şekilde kurgularsak bu birlik de faydalı olacaktır, iyi hizmetler sunacaktır. Burada da dengeyi iyi kurmak gerekir" diye konuştu. 

TSPB'nin Genel Kurulunda yeni yönetim kurulu ve yönetim kurulu başkanının belirleneceğini, yönetim kurulu kimi uygun görürse onun başkan seçileceğini aktaran Babacan, seçilecek yeni başkana görevinin hayırlı olmasını diledi. 

Başbakan Yardımcısı Babacan, şu anda dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve finansal konjonktürü sıhhatli şekilde değerlendirmenin, Türkiye olarak hangi alanlarda yoğunlaşılması gerektiği açısından son derece önemli olduğunu belirterek, "Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya gittikçe zorlaşıyor. Bundan 12 sene öncesinin bölgesel konjonktürü ile bugünkü konjonktür maalesef farklı. Türkiye daha zor koşullarda iş, ihracat, üretim yapmakta ve kalkınmasını, büyümesini sürdürmektedir" dedi.  
 

"Avrupa'da ahlaki riziko gündemde"


2007 ile 2008 yıllarından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan krizin farklı safhalardan geçtiğini dile getiren Babacan, şunları kaydetti:

"Bugün itibariyle 'en kötü' gerimizde kaldı. Genel anlamda dünya ekonomisinde toparlanma görüyoruz. ABD'de büyüme süreklilik kazanmış durumda ve bunun gereğini de Amerikan Merkez Bankası (Fed) basamak basamak yerine getirmektedir. Her ne kadar bu büyümenin iş gücü piyasaları üzerinde etkisi henüz gözle görülür olmasa da iş gücü piyasalarındaki gelişmeler nitelik olarak kaygı verici olsa da yine de bu olumlu tablonun önümüzdeki dönemde Fed'in daha sıkı para politikalarına doğru adım adım götürmesi sürpriz olmamalı.

Belki bunun zamanlaması tartışılır ama nihayetinde böyle bir süreç başlamış durumda. Avrupa'da toparlanmanın zayıf, kırılgan ve ülkeden ülkeye farklı tablolar görüyoruz. Kamu borcu pek çok Avrupa ülkesinde çok yüksek, bankacılık sorunları da henüz çözülebilmiş değil. Çözüm yönünde olumlu çabaların olduğunu görüyoruz ama şöyle bir bilançolara, likiditelere baktığınızda hala kaygı verici tablo görüyoruz."

Babacan, pek çok Avrupa ülkesi iş gücü ve ürün piyasalarındaki reformlarını hala gerçekleştiremediğini ifade ederek, "Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) hem ülkeler hem de büyük bankalarının arkasında neredeyse 'ben bunların hepsine garantörüm, zarar gelmesine izin vermeyeceğim' gibi güçlü bir duruş sergilemesi aslında Avrupa'daki hükümetler için önemli bir fırsat penceresi. Bu fırsat penceresini kullanabilen ülke çok az. Maalesef Avrupa'daki tablo ağırlıklı olarak, ECB'nin olağanüstü likidite taahhütlerine sırtlarını dayayıp bu likidite taahhüdü sayesinde çok düşen faiz oranlarının getirdiği durumu rehavet vesilesi olarak kullandı" şeklinde konuştu. 

Ülkelerin borçlanma faizlerinin Avro krizinden önceki tabloya doğru gitmeye başladığını vurgulayan Babacan, "Bünyesi sağlam olan ülkelerle bünyesi zayıf olan ülkeler arasındaki faiz farkları çok düştü. ECB herkese garanti verdiğinde artık iyi, kötü, güçlü, zayıf farkı ortadan kalkıyor. Bu riskli bir tablo, işini sağlam tutan ülkeyle daha gevşek tutan ülkeleri aynı kotaya koymaktır. Nasıl bankacılık sektöründe ahlaki riziko varsa, ülkeler açısından da ahlaki rizikonun Avrupa'da gündemde olduğunu maalesef görüyoruz" diye konuştu. 
 

"ECB'nin kararları orta vadede sıkıntılara zemin hazırlayabilir"


Ali Babacan, ECB'nin son kararlarının belki kısa vadeli bakış açısıyla piyasaları rahatlatan, kısa vadeli olumlu hareketlere sebep olan kararlar gibi görünse de orta ve uzun vadede bunun ne kadar büyük sakıncalar oluşturduğunu ve nasıl daha sıkıntılı tabloların zeminini hazırladığını öngörmenin zor olmadığını belirtti.

AB'nin 28 üyelik bir yapı olduğunu anımsatan Babacan, sadece Avro Bölgesi'nde 18 ülke, bu ülkelerin her birinde koalisyon ve meclislerde onlarca parti bulunduğunu ve herhangi bir politika konusunda uzlaş mümkün olmadığını söyledi. 

Başbakan Yardımcısı Babacan, uzlaşmanın olmadığı zaman popülizmin hakim olduğuna işaret ederek, "Avrupa Parlamentosu seçimlerine bakın, son derece kaygı verici bir tablo. O anda kulağa hoş gelen ya da geniş kesimlerin belli hayaller peşinde sürüklendiği bir seçim tablosu gördük. Ulusalcı, içe kapanmacı, yabancı düşmanlığını hep ön planda tutan partiler Avrupa'da güçlendi. 'Başımıza gelen ne varsa bunlar hep dışarıdaki sebepler. Biz her şeyi doğru yapıyoruz. Ama dışarıda olup biten bizi etkiliyor' gibi kolaycı bir yaklaşımla maalesef siyasi tabloda Avrupa sıkıntılı bir noktaya gitti" ifadelerini kullandı. 

Babacan, Türkiye'nin temel ihracat pazarı olan Avrupa'daki gelişmeleri yakından izlemek gerektiğini belirterek, Avrupa'daki son toparlanmanın Türkiye'nin ihracatı açısından işe yaradığını ifade etti. 

Avrupa'da büyüme olduğu ve iç pazar arttığı zaman Türkiye'nin ihracatının da hemen toparlandığını anlatan Babacan, Türkiye'nin ihracat performansı açısından bir numaralı faktörün mal satılan ülkenin iç pazarı olduğunu söyledi.

Babacan, hem finans hem ticaret bağlarıyla yakın bir ilişki içinde olunan Avrupa ekonomisinin Türkiye'yi gelecek dönemde de yakından ilgilendirmeye devam edeceğini dile getirdi.
 

Gelişmekte olan ülkeler 6-7 ay zor bir dönem geçirdi


Ali Babacan, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği'nin (TSPB) 15. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ve genişletilmiş üyelik yapısıyla gerçekleştirilen ilk Genel Kurulu'nda, gelişmekte olan ülkelerde geçen yıl mayıs ayında başlayan ve 6-7 ay süren zor bir dönem geçirildiğini söyledi. 

Bu dönemde özellikle aralarında Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Türkiye'nin olduğu 4-5 ülkenin çok ön planda tutulduğunu ve sürekli olumsuz haberlerin yer aldığını anlatan Babacan, Türkiye piyasaları üzerinde de bunun olumsuz etkilerinin görüldüğünü ifade etti. 

Babacan, "Kendi iç siyasi gelişmelerimizle de zamanlama olarak çakışınca 2013 yılı piyasalarımız açısından kolay bir yıl olmadı" dedi. 

Gelişmekte olan ülkeler hakkında bu kadar olumsuz propaganda yapmanın, hatta daha ileri gidip 1990'ların Asya kriziyle şu andaki tabloyu karşılaştırmanın doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Babacan, "Sansasyon kuşkusuz medyanın temel motivasyon faktörüdür. Ama piyasa oyuncuları açısından bu böyle olmamalıdır. Eğer piyasa oyuncuları sansasyona dayalı bir alışveriş ve yatırım tercihi üzerinde iş yaparlarsa bu gerçekten kısa vadeli bakış açısıyla büyük olumsuzlukları beraberinde getirebilir" diye konuştu. 
 

"Neredeyse her hanede devletten maaş alan bir vatandaşımız var"


Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'nin geçen yıl Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) yeni para politikası sürecini başlatması, Gezi olayları ve 17 Aralık süreci gibi içeride ve dışarıda yaşadığı tüm olumsuz gelişmelere rağmen yine de yüzde 4'lük bir büyüme rakamını yakalanmasının bu konjonktürde önemli bir gelişme olduğunu dile getirdi. 

 Bu yılın ilk çeyreğinin de yine Türkiye ile ilgili olumsuz haberlerin sadece iç medyada değil bütün dünyada sayfa sayfa, boy boy ilk haber verildiği bir dönem olduğunu anlatan Babacan, şunları kaydetti: 

"17 Aralık'tan sonraki dönemde manşetlere bir bakın; zannedersiniz ki bu ülkede her şey durdu, ekonomi gerilemeye başladı. Ama hamdolsun 2014'ün ilk çeyreğinde yüzde 4,4'lük büyümeyi yakaladık. Üstelik bu büyüme suni, geçici tedbirlerle elde edilmiş bir büyüme de değil; daha sıhhatli, daha dengeye kavuşan ve istihdam üreten bir büyüme. 2013'ün ilk çeyreğinden 2014'ün ilk çeyreğine kadarki 12 aylık dönemde Türkiye'de çalışan sayısı 1 milyon 300 bin kişi arttı. Bu, çok ciddi bir rakam. Bütün o olumsuz tablo, fiiliyatta çok şükür somut olumsuz bir sonuç getirmemiş. Gürültü var, siyasi gürültü had safhada ama bir yandan da insanlar işlerini yapmakta ve özel sektörümüz geleceğe güvenle baktığı için eleman almaya devam ediyor.

Oluşan istihdam, özel sektör istihdamıdır. Biz devlette aldığımız kişi sayısı her sene 80 bindir, 100 bindir, 110 bindir. 50-60 bin de emekli olan var. Yani devletin istihdama net katkısı 50 bin, 60 bin, 70 bin; bu kadar. Daha fazla zaten maaş yetiştirmemiz mümkün değil. Şu anda 3 milyonun üzerinde memura, 10 milyonun üzerinde emekliye maaş veriyoruz. Yani Türkiye'de 13 milyonun üzerindeki kişi şu anda devletten maaş almakta. Bir de devletin hizmet aldığı kurumlarda 1 milyona yakın istihdam var. O da eklendiğinde 14 milyon. Neredeyse ortalama her hanede devletten şöyle ya da böyle maaş alan bir vatandaşımız var. Böyle bir tabloda istihdam sonuçları açısından bakıldığında iyi bir netice görüyoruz."
 

"Zamanında attığımız adımlar, aldığımız tedbirler işe yaradı"


Ali Babacan, geçen yıl Mayıs'tan itibaren dünya ekonomisinin içine girdiği yeni dönemde Türkiye'nin zamanında attığı adımlar, aldığı tedbirlerin gerçekten işe yaradığını belirterek, "Bizim cari açık diye bir gerçeğimiz var. Bir numaralı sebebi petrol ve doğalgaza olan ithalat bağımlılığımızdır. Ama tasarruf oranlarımızın düşüklüğü de yine önemli bir sebebidir. Böyle bir yapıda iç tüketim, hele hele ithalata dayalı bir tüketim bizim dış ticaret açığımızı ve cari açığımızı yükseltiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin şöyle bir çıkmazı olabilir; büyüyelim ama bu büyümenin yanında büyük bir cari açık meydana getirmeyelim. Büyüme arttıkça, cari açık arttıkça bu sefer riskler büyüyor. Ya piyasalar bunu düzeltiyor ya da siz kendi elinizle tedbirlerle düzeltmek zorunda kalıyorsunuz" ifadelerini kullandı. 

Böyle bir tabloda büyümenin kompozisyonunun çok önemli olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

"Artık Türkiye'de büyümenin kaynağı mutlaka ve mutlaka yatırım, üretim ve ihracat olmalı. İç tüketime dayanan bir büyüme modeli bizim şu andaki yapımızla sürdürülebilir bir durum değil. Belki ileride kendi petrolümüz kendi doğalgazımız olur. Belki Azerbaycan'la, Kuzey Irak'la yaptığımız anlaşmalar sonuç verir ve gerçekten dışarı olan bağımlılığımız azalır. Ama onlar sonuç verip de gerçekleşinceye kadar hala petrol ve doğalgazda ithalata bağımlı bir ekonomi olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bunun için döviz gerekiyor, dolar gerekiyor, avro gerekiyor. Bizim ithal ettiğimiz doğalgazı, petrolü Türk Lirası ile ödememiz mümkün değil. İllaki döviz lazım.
 

"Kısa vadeli bakış açısıyla ülkenin uzun vadeli çıkarlarını tehlikeye atmamak gerekiyor"


Türkiye'nin açık bir ekonomi olmaktan başka çaresi olmadığını ifade eden Babacan, dünyayla uyumlu, entegre olmuş ve güven üzerine inşa edilmiş bir ekonomik yapının olması gerektiğine dikkati çekti.

Güveni oluşturmanın zaman aldığını, yıkılmasının ise bir kaç yanlış kararla olabileceğini anlatan Babacan, şöyle konuştu:

"Güven yıkıldığında had bir kez daha inşa edin denildiğinde üç-beş yıla ihtiyacımız olabiliyor. Türkiye olarak bulunduğumuz noktanın kıymetini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bulunduğumuz nokta iyi bir nokta. 1990'lı yılların sıkıntılı dönemlerini geride bırakmış ve geleceğe bakan, artık önemli bir itibar noktasına ulaşmış bir Türkiye var.  Bulunduğumuz nokta yeterli mi? Elbette kredibilitemizin artması lazım ve bunun içinde hep beraber çaba içinde olmamız lazım. Şu anda Türkiye'nin risk primi 170-180 baz puan arasında değişmekte. Bu bütün olumsuzluklara rağmen fena bir nokta değil. Son dönemde hem büyüme var hem de cari açığımız düşüş trendinde. Bu da güvene destek veren bir gelişme. Biz büyüme olsun da enflasyon ya da cari açık olsun demiyoruz. Bir yandan büyümeyi makul seviyede tutmaya çalışırken bir yandan da cari açık ve enflasyonla mücadelemizi devam ettiriyoruz.

Siyasette popülizm çok doğal bir hastalık. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor. Kısa vadeli bakış açısıyla ülkenin uzun vadeli çıkarlarını tehlikeye atmamak gerekiyor. Bugünü kurtaralım, geniş kitlelerde şöyle bir algı oluşturalım, geleceği sonra düşünürüz yaklaşımı doğru değil. Er ya da geç millet bedel ödüyor. Biz bu tuzağa hiç düşmedik. Doğruları olduğu gibi halkımızla paylaştık. Olumlu ve sıkıntılı gelişmeleri hep milletimizle paylaştık. Sürekli mutluluk oyunu oynamadık. Bunları yaparken bazıları bizi eleştirdi."

"Bazıları son 12 yılda dünyada iyi rüzgarlar ettiği için Türkiye ekonomisi düzeldiği" diyenlere "biraz insaf edin" dediğini ifade eden Babacan, 2007-2008 yılında yaşananların dünyanın son 100 yılda yaşanan en büyük kriz olduğunu ve son bir yılda Türkiye'de yaşananların da az şeyler olmadığını belirtti.
 

"Polemikler ekonomi yönetimimizin yönünü değiştirmez"


Türkiye'nin ekonomi yönetiminde günlük polemiklerden uzak bir anlayışın hakim olduğuna dikkati çeken Babacan, şunları kaydetti:

"Günlük siyasi gürültü olabilir,  polemikler çıkabilir. Bu ekonomi yönetimimizin yaptığını ve yönünü asla değiştirmez.  Şu parti şöyle söyledi, bu parti şöyle söyledi. Tabi ki hepsini dinleriz, mutlaka dikkate alır ve değerlendiririz ama ülkemiz ekonomisi için doğrusu neyse onu yaparız. Türkiye'nin asıl ekonomi yönetiminin can alıcı birimlerine baktığınızda hepsi işlerin yönünü değiştirebilecek birimler. Artık kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomimiz var. Bütün kurumlarda görevlendirme ve atama yaparken mutlaka liyakat dikkat ettik. Hem kurumlarımızdaki yöneticilerin liyakatini biliyoruz hem de dirayetlerine güveniyoruz. 

Her kurum kendi üzerine düşeni kendi görev alanı içerisinde doğruları yaptıktan sonra endişe etmeye gerek yok. Kurumların birbirileriyle sürekli istişare içinde olması gerekiyor. Bütün kurumlarımızın makro çerçevede aynı istikamette ileriye bakmaları ve düzenleme yaparken de yine aynı makro çerçeveden meseleleri el  almaları gerekmektedir. Türkiye'de kurmuş olduğumuz bu denge bir çok ülke tarafından gıpta edilen bir denge. Şu anda 15-20 ülkeye bu konularda destek veriyoruz."

Başbakan Yardımcısı Babacan, hükümet programlarında, Orta Vadeli Program'da , 5 Yıllık Kalkınma Planlarında hep "kurum ve kurallarıyla işleyen bir piyasa ekonomisine" yer verildiğini anımsatarak, "Bazen bu 'piyasa' tabirini evirip çevirip olumsuz tarafa doğru kaydırıp farklı ideolojik ve siyasi gerekçelerle kullananlar var. Biz  onların niyetlerini ve amaçlarını biliyoruz ama çok önemli değil. Burada önemli olan devletçi bir zihniyetten uzak duruyor olmamız. Milletimize, çalışanlarımıza, girişimcilerimize ve özel sektörümüze güveniyoruz. İşleyen piyasa ekonomisi bu demek başka bir şey demek değil. Onun için hiç sağa sola çekmeden doğruları konuşmak lazım. Türkiye için doğruları yapmaya devam etmek lazım" değerlendirmesinde bulundu.
 

"Güven inşa etmek sermaye piyasalarımız açısından en önemli konu"


Sermaye piyasalarının Türkiye ekonomisinin çok önemli bir ayağı olduğunu belirten Babacan, Türkiye ekonomisinin 230 milyar dolardan 820 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını ve bankacılık sektörünün bilanço büyüklüğünün geçen yıl itibariyle GSYH'yı da geçmiş durumda olduğunu kaydetti. 

Sermaye piyasalarına bakıldığında ise ekonominin büyüklüğü ve bankacılık sektörünün büyüklüğünün yanında hala arzu edilen noktada olmadığının görüldüğünü kaydeden Babacan, bunun önemli bir eksiklik olduğunu söyledi. 

Babacan, şu anda Borsa İstanbul bünyesinde 425 şirket ve 268 milyar dolara ulaşmış bir büyüklük olduğunu belirterek, bir milyonu aşmış yatırımcı sayısının olduğunu ifade etti.

Özellikle son yıllarda sermaye piyasalarına çok yoğun ilgi göstermeye başladıklarını dile getiren Babacan, şunları söyledi:

"İlgi derken; yasal düzenleme olsun, SPK'nın yeni Kurul yapısı olsun. Yeni bir yasal düzenleme, ikincil düzenlemeler, yeni bir birlik. Dolayısıyla şu anda hükümet olarak özel bir ilgi konstrasyon olarak piyasalarımızı seçmiş durumdayız. Türkiye'nin bu konudaki potansiyelinin çok büyük olduğuna da inanıyoruz. Ama işte bu güven inşa etmek sermaye piyasalarımız açısından da en önemli konu. Herkese tek tek görev düşüyor. Şu anda bu Sermaye Piyasaları Birliği'nin her bir üyesi, her bir şirket, her bir kuruluş ve her bir kuruluşun çalışanının bu güven faktörüne çok çok dikkat etmesi lazım ki arzu ettiğimiz noktaya gidebilelim. 

Tahvil piyasası Türkiye'de çok yeni. Burada ülkelerin farklı farklı yaklaşımları var. Bazı ülkeler diyor ki, teknik hukuki çerçevesine bakarız ondan sonra tahvili çıkaracak olan çıkarır. Alacak olan da baksın, etsin. Alanın zaten riskidir. Gerisine karışmayız. Biz dedik ki en azından ilk 10 yıl bu Türkiye'de böyle olmamalı. Çok yeni çünkü. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir şirketinin bir tahvili piyasada, o artık dünyada saygı gören, itibar gören bir tahvil olmalı. Bu hisse senetleri açısından da böyle."

Bir dönem hızlı halka arzı teşvik etmek gibi bir yaklaşım olduğunu ama kaliteden büyük ödün verildiğini dile getiren Babacan, bu da doğru olmadığını belirtti. 

Bunun yine kısa vadeli bakış açısı olduğuna dikkati çeken Babacan, "Sayıyı artırdık. Artırdık da sonuç ne oldu. Dolayısıyla mutlaka kaliteye de dikkat etmemiz lazım. Sadece sayılara değil. Bizim halka açık şirketlerimiz, tahvili piyasada alınıp satılan şirketlerimiz bunların hepsi böyle pırlanta gibi dünyada geçerliliği olan her an herkesin ilgi gösterdiği varlıklar olmalı. Bu bakış açısını ben önemsiyorum. Belli bir noktaya geliriz aradan 10 yıl, 20 yıl geçer, gelişmiş bir ülke oluruz. Bu konulara daha rahat bakabiliriz" değerlendirmesinde bulundu.
 

"Borsa İstanbul'un yeri ve konumu çok çok önemli"


Başbakan Yardımcısı Babacan, bu açıdan bakıldığında İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olmasının çok çok önemli bir proje olduğunu ve 2009 yılında açıkladıkları bu projede 5 yıllık eylem planına açıp baktıklarında oradaki planın tamamını bugün itibariyle yerine getirmiş durumda olduklarını söyledi.

Bütün bu yapıda Borsa İstanbul'un yerinin ve konumu çok çok önemli olduğuna dikkati çeken Babacan, sermaye piyasalarının dışarı açık kapısı ve en önemli yüzünün Borsa İstanbul olduğunu belirtti.

TSPB'nin her bir kurumunun da dışarı ile bağlantı noktası olduğunu ifade eden Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

"Ama Borsa İstanbul'un yeri de önemli. Borsa İstanbul'un da bu son bir kaç yıldır içinde olmuş olduğu atılım ve kabuk değişimini biz çok çok önemsiyoruz. Bu dışarıda çok yakından takip ediliyor. Şu anda dünyadaki büyük finans merkezlerine bakın hepsi İstanbul'a, Borsa İstanbul'a özel ilgi gösteriyorlar ve çok yakından takip ediyorlar. Bugünün adımları bundan 10 yıl sonrasının ciddi bir kurumu ve Türkiye açısından uluslararası finans merkezi taşıyacak bir tablo gösteriyor bize. Tabi bu bazılarının işini gelmeyecek, bazıları bize rakip olacak mı? Korkacaklar, edecekler, bunların hepsi ile tek tek uğraşmak gerekiyor."
 

"17 Aralık süreci ile başlayan lüzumsuz tartışmalar var"


Bir yandan şu anda içeride de bir mücadele olduğunu vurgulayan Babacan, bunların özellikle 17 Aralık süreci ile başlayan lüzumsuz tartışmalar olduğunu kaydetti. 

Sadece Borsa İstanbul değil diğer bazı kuruluşlarla da alakalı tartışmalar olduğunu belirten Babacan, şunları kaydetti:

"Biz arkadaşlarımıza hep şunu söylüyoruz. Siz doğruları yapın. Gerisinden korkmayın. Dirayetinizi, moralinizi de hep yüksek tutun. Gürültünün çok olduğu dönemlerde maalesef çok farklı kişilikler, çok farklı eğilimler ortaya çıkabilir. Bir bakıma böyle dönemlerde insanları test ediyorsunuz. Bazı insanlar, hatta bazı kurumlar sınavlardan geçiyor. Herkesin doğru bildiğini doğru şekilde yapması lazım. Kanunlar belli, kurallar belli, çerçeve belli. İkincil düzenlemelerimiz zaten kurumlarımızın elinde.

Dolayısıyla doğruyu yapmaya her kurumun devam etmesi lazım. Ancak böylelikle,  böyle içeride dışarıda sorunların çok olduğu dönemler aşılabilir. Şundan etkilen, bundan etkilen, şundan moral bozulsun, kurumda şöyle diyorlar. Böyle bir lüksümüz yok. Hep beraber ısrarla ve inatla doğruları yapmaya devam ediyoruz. Böyle sisli ortamı fırsat bilen bir sürü tipler ortaya çıkabilir. Bunların hiçbirisi önemli değil. Sorumluluk kimin üzerinde ise o sorumluluğu sırtında taşıyanlar her an doğruları yapmakla mükellef. Kural bu. Her şeyin güllük gülistanlık olduğu dönemlerde işi yönetmek kolay. İçeride işler iyi, dışarıda işler iyi. Tamam o çok zor değil. Asıl imtihan hem şahıslar açısından hem kurumlar açısından zor dönemlerdedir. Bunlarda sınav dönemleridir. Bu imtihanları, bütün kurumlarımızla, Türkiye ile ekonomi yönetimimizle başarı ile geçeceğiz. Türkiye'yi, halkımızı layık olduğu yere hep beraber ulaştıracağız." 

AA
 
ETİKETLER:
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »