Bedri Baykam'ın en beğendiği lider kendisi

Tuğla gibi bir kitap duruyor önümde. Kapağında üç portre var: Çocuk, genç ve bugünkü Bedri Baykam. ‘Bedri Baykam’ın Basın Arşivinden’, 50 yıl boyunca onunla ilgili yazılanları bir araya getiriyor. Böylece bundan 50, 100, 150 yıl sonra bile kendisinden nasıl söz edileceğini kurgulamış oluyor. Peki, kurguladığı yalnızca ‘sonrası’ mı, yoksa bugünkü Bedri Baykam’ı da biz onun göstermek istediği şekilde mi görüyoruz?

8 Kasım 2014 Cumartesi 20:13
Bedri Baykam'ın en beğendiği lider kendisi
Kitaba göz atarken şunu düşündüm: Cemal Süreya bir portrenizi yazsa “En büyük eseri kendisi” der sanki.
- Kendime geriye dönük bir bakış atabiliyorum ama o kadar da dışıma henüz çıkamıyorum. Kendime Voltaire ya da Sartre’a bakar gibi dışarıdan bakamıyorum. İnsanların bu tiyatro sahnesinde ne kadar kalacağını bilmiyoruz. Bu, Bedri Baykam’ın 6 ila 57 yaşının Türk ve dünya basınındaki yansımalarını bir araya getiren bir kitap. Benden sonrasını belki bilinçaltında da olsa kurguluyorum. Bu bıraktığım izlerle elimden geldiğince yanlış anlaşılmaları engellemeye çalışıyorum. Yanlış yorumlara karşı benden sonraki dönemlere dair gardımı aldığımı söyleyebilirim.

Bugün resminizi bilmeyenler de Bedri Baykam’ı tanıyor. Da Vinci deyince gözümüzün önüne Mona Lisa geliyorsa Bedri Baykam kendi suretiyle canlanıyor. En bildik eseriniz kendiniz misiniz?
- Türkiye’nin herhangi bir ilçesini tombaladan çekin, halk beni tanır, sarılır, lokantaların yarısında para almazlar, enteresan bir sevgi seli vardır. Yalnız görüntümü tanıdıklarından değil, samimiyetimi bildiklerinden. Kimisi Fenerbahçelilikten yakalıyor, kimi siyasi fikirlerimden, kimisi sanattan. En tanınan görüntümün ben olduğu doğrudur, buna itiraz etmeyeceğim. Ama tarihe kalacak, bir gün Mona Lisa’yla ya da Picasso’nun, Magritte’in kimi yapıtlarıyla güzel bir rekabete girecek işler bıraktığımı da biliyorum. Onu hiç ihmal etmiyorum. Ama şu anda odak noktasında kabarık kıvırcık saçlı adamın olmasını doğal buluyorum. Bu beni rahatsız etmiyor. Çünkü ben aynı zamanda 24 kitap yazmış, 60 sergi kataloğu çıkmış, binlerce resim yapmış bir insanım.

Bu derece üretkenlik sanat alfabesi içinde makbul sayılır mı?
- O resimlerin ne olduğuna bakarım. Binlerce resim tek başına bir şey ifade etmez. Bunlar birbirine organik olarak bağlı mı? Her biri kendi kökünü kabul edip buna rağmen yeni kapılar araştırabiliyor mu? Kendimi tekrar etmiyorum. Çünkü sıkılmak istemiyorum.

Çok çabuk mu sıkılırsınız?
- Sıkılmadıklarım da var. Fenerbahçe her gün galip gelirse sıkılmam. Mesela siyasete keyiften girmedim. Siyasete boğazıma kadar girmemin nedeni demokrasiyi, özgürlüğü, Atatürkçü Türkiye’yi, koruma güdüsü ve sorumluluğu.

Koruyabildiğinizi düşünüyor musunuz?
- Sahte tevazu göstermeyeyim, çok katkı sağladığımı düşünüyorum. 1987’den beri maalesef her dediğim çıktı Türkiye’de. Bununla övünmüyorum çünkü haklı çıkmamak için uğraştım. Yıllardır bütün Anadolu’da siyasi konuşmalar yaparak, sürekli yazarak, CHP’nin içinde yörünge saptamaları yaparak çalıştım. Mesela Ertuğrul Günay, CHP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda, o dönem Baykal’a muhalif olmama rağmen, “Bunu yaparsanız CHP’nin rotası çöker çünkü Günay ılımlı İslamcı, İkinci Cumhuriyetçi bir kişidir” dediğimde yakın arkadaşlarımın hiçbiri bunun farkında değildi.

“Baykal’a muhalif olmama rağmen” dediniz. Kılıçdaroğlu için de bir istifa çağrısı kaleme almıştınız. Siz temel olarak muhalif misiniz?
- Yok, ben temel olarak tehlikeleri basit bir öngörüyle gören ve “Bu kamyon çocuk parkına çarpacak” diyen kişiyim. Bunu söylemekten de çekinmiyorum. “Kamyoncular Birliği beni dava eder mi”, “Kamyon durup çocuklara çikolata dağıtırsa rezil olur muyum” diye düşünmem. Biz şeytan taşlamaktan ibadete vakit bulamayan insanlar olarak geçirdik ömrümüzü. Ben muhalifliği aramıyorum, muhaliflik beni buluyor.

Hiç desteklediğiniz bir lider oldu mu?
- Oldu. CHP genel başkan adayı iken kendimi çok desteklemiştim. CHP Genel Başkanlığını benden daha iyi yapacak hiç kimse yok. Benim de –sanatı rafa kaldıralım- daha iyi yapacağım bir iş yok. Ben CHP’yi uçururum. Ben CHP’yi iktidar yaparım, bunu çok net görüyorum. CHP liderlerine de karşılıksız danışmanlık yaparım. Kılıçdaroğlu’nun samimiyetle başarılı olmasını isterim. Çünkü benim işim gücüm var. Atölyede, kafamda bekleyen binlerce resim, kafamda hazır bir roman var. Üç dört ömürlük doluyum ben. Liderlik hırsı bende kişisel değil. Dediklerimi uygulasınlar ve onlar CHP’yi iktidar yapsın diye saman altından yönlendirmeler yapıyorum.

Üç dört ömre yetecek kadar işi olan bir ressam “Genel Başkanlığı benden iyi yapacak kimse yok” diyor. Siz olsanız ne düşünürsünüz? Deli mi, çok mu vatansever?
- Ben 2003 yılında Genel Başkanlığı kazanmak üzere olduğum için Baykal, tüzüğü değiştirip önümü kesti, gerekli imza rakamını yüzde 5’ten 20’ye çıkardı. Sorunuzun yanıtı şu: CHP delegeleri ve örgütü bana deli demedi, güvendi. Siz siyasetle uğraşmazsanız siyaset sizinle uğraşır.
Londra sergimin açılışı. O anda aklımdan geçen şey şuydu: “Tamam resimlerimi  beğendiler ama şu iş bitse de oyuncakçıya götürseler!” Allah için götürürlerdi de... Tren mi alacağım, Lego alıp onlarla enteresan evler mi yapacağım? Aklımdakiler buydu. Annem mimar, Lego’lardan yaptığım evleri anneme götürüyordum. “Aaa güzel olmuş oğlum“ deyip ütüye devam ederdi. Ben de “Muhteşem sanıyorsun ama annen bile heyecan göstermiyor” deyip mimarlığı aklımdan çıkardım. Aradan 40 yıl geçti, annem “Oğlum, muhteşem Lego evler yapardın” dedi. Meğer pedagoglar “Her yaptığını pohpohlamayın” demişler. Annemin gösterdiği eksik mimik, belki de İstanbul ya da Paris’te sıradışı evler yapacak bir mimarı durdurdu.
ETİKETLER:
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »