Can Dündar: 'Ekrem Bora ve Yeşilçam’ın patronları'

Milliyet köşe yazarı Can Dündar, Yeşilçam'ın usta sanatçısı Ekrem Bora'nın hayatını kaybetmesi ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Nostaljik bir hareket olarak yorumlanacak bu yazıda Dündar okuyucularını çok eskiye götürüyor...

3 Nisan 2012 Salı 12:41
Can Dündar: 'Ekrem Bora ve Yeşilçam’ın patronları'

 

İşte Can Dündar'ın okuyucularını çok eskilere götürdüğü o yazısı...

Atıf Yılmaz’ın 1966’da çektiği “Pembe Kadın” filminde Yıldız Kenter ve Sema Özcan ana-kızı oynuyordu.

Filmde ikisi, aynı adama âşık oluyordu.

Ve o adam, Ekrem Bora’ydı.

Safa Önal, Mithat Alam Film Merkezi’ndeki bir söyleşide Ekrem Bora’yı bu özelliğiyle takdim etmişti:

“Aralarında 20 yıllık zaman farkı, görgü farkı, beğeni farkı olan anne-kızın birlikte seveceği adam... Ekrem budur.”

* * *

Önceki gün kaybettiğimiz Ekrem Bora, benim hafızamda “kızların anneleriyle birlikte âşık olacağı adam”dan ziyade arada gazino patronu rolüne bürünen bir “kötü adam” olarak yer etmiştir.

Sesi denenen genç kız, sahnede acemice şarkı söylemeye çalışırken o, barda, gür kaşlarının gölgelediği yırtıcı gözlerle onu izler, arada kristal viski kadehinden bir yudum alırdı.

Ya da yakışıklı bir fabrikatör olarak olmadık komplolar kurar, kızları baştan çıkarır, sevenleri ayırırdı.

* * *

Türk burjuvazisinin son 60 yıllık değişimi, sinemada Ekrem Bora’nın da sıkça canlandırdığı işadamı tiplemeleri üzerinden incelenebilir.

1950’lerin filmlerinde Vahi Öz’de simgeleşen patron tipi, büyük ölçüde devlet eliyle palazlanmış “taşra tüccarı”dır. Demokrat Parti ile hepten zenginleşen tüccar, perdede görgüsüz bir hacıağa olarak resmedilir.

Çoğu Kayserili veya Adanalıdır. Pamuğu sattı mı soluğu pavyonda alır. Bugünün tabiriyle “azgın teke”, o zamanki tabirle “kart horoz”dur. Paralandıkça çapkınlaşır, kız için dans ve dil öğrenmeye çalışır.

1960’larla birlikte perdede “tüccar”ın yerini “sanayici” alır. Sermaye holdingleşmiş, işadamının toplumsal konumu yerleşmiştir. İşletmeleri, kurucu kuşağın yurtdışında tahsil görmüş evlatları devralmıştır. İşte bu dönemde sinemada da “hacıağa” yerine “fabrikatör” tiplemeleri perdeye yansır.

Bunlar da ikiye ayrılır:

Hulusi Kentmen gibi tonton, iyi yürekli olanları, adeta yeni burjuvaziye sempati yaratma işlevini üstlenmiştir.

Yükselen toplumsal muhalefet karşısında arsız sermayenin kötücül yüzünü sergilemek ise çoğunlukla Kenan Pars ile Ekrem Bora’ya düşmüştür.

Paranın her şeyi satın alabildiği bir döneme girildiğinde Yeşilçam, sokağın vicdan azabına tercüman olur:

Ekrem Bora’nın, sevdiği kıza karşılık, ceketinin iç cebinden çıkarıp imzaladığı çeki yırtıp yüzüne çalan delikanlı, sevdanın satılık olmadığını kanıtlar.

O çeki derhal katlayıp cebine koyma eğilimindeki seyirci, perdede kendi yapamadığını yapana şapka çıkartır.

Yazının devamı için tıklayınız...

OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »