14 Kasım 2018, Çarşamba

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Olumlu ama çok gecikmiş bir adım

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Beştepe'deki kabine toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Kalın, ABD'nin terör örgütünün 3 elebaşına ödül koymasıyla ilgili, "Olumlu ama çok gecikmiş bir adımdır. ABD PKK'yı 1997 yılında terör örgütü olarak tanımıştır. Bu insanlar yeni terörist olmadılar" açıklamalarında bulundu.

7 Kasım 2018 Çarşamba 19:10
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Olumlu ama çok gecikmiş bir adım
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Fırat’ın doğusunda Türkiye'ye dönük herhangi bir terör yapılanmasına hiçbir zaman müsaade edilmeyeceğini vurgulayarak, “Buradaki terör unsurlarına kimin destek verdiği, kimin iş birliği yaptığı, hangi gerekçeyle onlarla birlikte hareket ettiği konusu bizi bağlamaz. Burada öncelikli konu, bizim millî çıkarlarımız çerçevesi ulusal güvenliğimizi sağlamaktır” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda ele alınan konular ve gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nda öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim konuşmalarında 100 günlük icraat programının uygulanmasıyla ilgili bilgi paylaşımında bulundu. Bildiğiniz gibi bu ayın ortalarına doğru bu 100 günlük eylem planının ilk kısmını tamamlamış olacağız, ardından da ikinci 100 günlük icraat programımız gene bu ayın ortalarına doğru kamuoyuyla paylaşılacak. Yapılan değerlendirmeler çerçevesinde geçen basın toplantısında da ifade ettiğim gibi belirlenen hedefler şu anda büyük oranda yakalanmış durumda. Özellikle Cumhurbaşkanımızın konuya olan ilgisinin kamuoyu tarafından bilindiğini zaten hepimiz paylaşıyoruz, biliyoruz, ama bu konuya büyük önem verdiğini bir kez daha ifade etmek isterim.

Tabi gündemde önemli başlıklar olarak terörle mücadele konusu yine etraflı bir şekilde ele alındı. İçişleri, Dışişleri Bakanlıklarımız tarafından iç ve dış güvenlikle ilgili sunumlar yapıldı, ayrıca Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımız tarafından da gene iç, dış güvenlik, Suriye, Irak, PKK, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadele konusunda MİT Başkanımız tarafından da kapsamlı bir sunum yapıldı.

Bir diğer ele alınan konu; Amerika Birleşik Devletleri’nde dün tamamlanan kongre seçimleriydi, bununla ilgili de kısa bir değerlendirme yapıldı.

Fırat’ın doğusu konusu gene etraflı bir şekilde ele alındı bu başlıklarla ilgili birkaç şey daha söyleyeceğim birazdan. İdlib mutabakatı konusu burada 27 Ekim’de yapılan dörtlü zirveden sonra gelinen son nokta sahadaki uygulamalar da gene bugünkü kabine toplantısında ele alındı.

Bir önemli konu; tabi İran’a yönelik Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptırımlarıyla ilgili. Bu konuda hem Dışişleri Bakanlığımızın hem Enerji Bakanlığımızın da birer sunumu oldu. Burada özellikle Türkiye’nin İran’la yaptığı ticareti, petrol ve petrol ürünleriyle ilgili ticareti, ayrıca diğer ikili ticari konuları nasıl etkileyeceği konusu gene detaylı bir şekilde ele alındı. Son olarak da ekonomideki iyileşmeyle ilgili bir genel değerlendirme yapıldı.

“BİZİM İÇİN TERÖR ÖRGÜTLERİ ARASINDA AYRIM YOKTUR”

Şimdi terörle mücadele konusuyla başlayacak olursak, öncelikle şunun altını çizmek istiyorum; içeriden veya dışarıdan nereden gelirse gelsin terör tehdidine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün kurumlarıyla tam bir kararlılık içerisinde mücadeleye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Bizim için terör örgütleri arasında iyi terör örgütü, kötü terör örgütü diye bir ayırım söz konusu değildir. Dolayısıyla, PKK, onun Suriye kolu olan PYD, YPG, FETÖ, DHKP-C, DEAŞ, El-Kaide ve benzeri bütün terör örgütlerine karşı ilgili birimlerimiz tam bir eşgüdüm içerisinde bu mücadeleyi bundan sonra da kararlı bir şekilde sürdürecekler. Özellikle son dönemde Suriye’de yaşanan bazı gelişmeler çerçevesinde bildiğiniz gibi silahlı kuvvetlerimiz Suruç bölgesinde Ayn el Arap bölgesinde birtakım sınır bizim sınırımızdan karşı tarafa operasyonlar gerçekleştirdiler, top atışları yaptılar. Geçen hafta bu konu epey bir gündem de oldu. Şöyle bir algının yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz; Güneyde Deyrizor bölgesinde Hacin civarında DEAŞ’la mücadele edilirken Türkiye’nin PYD, YPG, yani PKK hedeflerine yönelik saldırıları bu mücadeleyi zayıflatmaktadır gibi bir argümanın tedavüle sokulduğunu görüyoruz. Burada şunun altını özellikle çizmek isteriz: Bizim kendi ulusal güvenliğimize dönük aldığımız bu tedbirlerle DEAŞ’a karşı verilen mücadelenin sürekliliğiyle ilgili herhangi bir illiyet ilişkisi kurmak öncelikle gündemi saptırmak olur. Yani kast ettiğim şu; orada devam eden mücadele Türkiye’nin de DEAŞ’a karşı mücadele bağlamında desteklediği bir mücadeledir. Problem bu mücadeleyi uluslararası koalisyonun yanlış ortaklarla, yani PYD, YPG unsurlarıyla yapıyor olmasıdır.

“PYD VE YPG’YE VERİLEN HER DESTEK, PKK TERÖR ÖRGÜTÜNE VERİLMİŞ DESTEKTİR”

Bir diğer konu da bizim sınırda aldığımız tedbirler, güvenlik tedbirleri kendi sınırımızı korumaya dönük tedbirlerdir. Deyrizor bölgesi ise birkaç yüz kilometre aşağıda, güneyde gerçekleşen bir operasyonla ilgilidir. Dolayısıyla, Türkiye’nin PYD, YPG, yani PKK hedeflerine dönük aldığı tedbirler DEAŞ’la mücadeleyi zayıflatıyor argümanını kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir. Tam tersine bu örgüte destek veren, bu örgütle iş birliği yapan ülkelerin kendilerini terörle mücadele noktasında nerede oldukları konusunda bir muhasebeye çekmeleri gerekiyor. Çünkü PYD ve YPG’ye verilen her destek doğrudan ya da dolaylı olarak PKK terör örgütüne verilmiş bir destektir. Bu, Fırat’ın doğusu için de böyledir, İdlip bölgesi için de böyledir, Afrin bölgesi için de böyledir, Cerablus bölgesi için de Irak bölgesi için de Kandil için de Mahmur için de nerede olursa olsun. Bizim ilkemiz bu konuda son derece nettir, terörle mücadele bu anlamda dediğim gibi kapsamlı bir şekilde yurt içinde ve yurt dışında operasyonlarla bundan sonra da devam edecektir.

“TÜRKİYE, DEAŞ’LA MÜCADELEDE EN ÖN SAFLARDA YER ALMIŞ BİR ÜLKEDİR”

Birkaç yıl önce hatırlarsanız Türkiye’nin DEAŞ’la mücadelede yer almadığı, katkı sunmadığı, hatta dolaylı olarak DEAŞ’a destek verdiği, petrol aldığı gibi aslı-astarı olmayan, tamamen algı operasyonlarına dayalı birtakım propagandaların yapıldığına şahit olduk. Bunların hiçbirisi maddi delillerle temellendirilmedi, ama bir algı operasyonu olarak tedavüle sokuldu. Şimdi bu daha küçük çaplı, daha düşük yoğunluklu denenmeye çalışan şey de aslında bundan çok farklı değil. Türkiye, DEAŞ’la mücadelede en ön saflarda yer almış bir ülkedir, uluslararası koalisyonun bir ortağı olarak da yer almıştır, aynı zamanda kendisinin Cerablus, El Bab bölgesinde yaptığı operasyonlarla da DEAŞ’la mücadelede en ön saflarda yer almış bir ülkedir. Bununla ilgili kamuoyunun zihninde bir şüphe, şaibe uyandırmaya dönük faaliyetleri şiddetle reddettiğimizi burada bir kez daha ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz günlerde de biliyorsunuz DEAŞ’a dönük hem Türkiye sınırları içerisinde, hem Türkiye sınırları dışında güvenlik birimlerimiz bir dizi operasyon gerçekleştirdiler, bu konuda en ufak bir taviz vermemiz zaten söz konusu değil.

“FETÖ’YE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜMÜZ KAPSAMLI MÜCADELEDEN TAVİZ VERMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL”

Aynı şekilde FETÖ terör örgütüne karşı da yürüttüğümüz kapsamlı mücadele bütün dünya sathında devam etmektedir, bu konuda da en ufak bir taviz vermemiz söz konusu değildir. Buradan özellikle FETÖ’ye şöyle veya böyle, şu veya bu gerekçeyle kol-kanat geren, onlara alan açan, faaliyetlerini görmezlikten gelen ülkelere çağrımız da, bu terör örgütüne karşı net bir tavır almalarıdır.

Ama şunu da memnuniyetle ifade etmek isterim: FETÖ’yle mücadele noktasında uluslararası arenada önemli mesafeler de almış bulunuyoruz. Örneğin 15 Temmuz hain darbe girişiminde sonra FETÖ okullarının kapatıldığı ülke sayısı 21’e ulaştı. Bu, Türk diplomasisi açısından da son derece büyük bir başarıdır. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın son derece kararlı tutumunun belirleyici aktör olduğunu da ifade etmek isterim.

Yine bu çerçevede Türkiye Maarif Vakfı onlarca FETÖ iltisaklı ya da FETÖ’nün doğrudan yönettiği okulları devralmış ve burada eğitim faaliyetlerine başlamıştır. Biz bu ülkelerle yaptığımız görüşmelerde de, buralarda bu FETÖ okullarında okuyan öğrencilerin mağdur edilmemesi, ailelerin herhangi bir sıkıntı içinde olmamaları, tereddüt içinde olmamaları için de gerekli adımları atacağımızı ifade etmiştik, hamdolsun bu çalışma da başarılı bir şekilde yürümektedir. Bundan sonra da FETÖ terör örgütüne karşı dünyanın her yerinde, Avrupa’sından Balkanlar’ına, Amerika’sından Afrika’sına, Asya’sına, Latin Amerika’sına kadar bu mücadelemiz kararlı bir şekilde devam edecektir, bundan hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.

“İDLİB MUTABAKATININ KALICI BİR ATEŞKES HÂLİNE GETİRİLMESİ İÇİN TÜM KURUMLARIMIZ ÇALIŞIYOR”

İdlip mutabakatıyla ilgili 27 Ekim’de İstanbul’da Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde yapılan Dörtlü Zirve’nin sonuçları da memnuniyet vericidir. Sahada tabi ki dinamik, akışkan bir süreç var, ama Türkiye burada üzerine düşen uluslararası sorumluluğu yerine başarılı bir şekilde getirmeye devam etmektedir.

Zaten o zirvenin biliyorsunuz iki önemli sonucu vardı diğer maddelerin yanında.

Birincisi; İdlib mutabakatının kalıcı bir ateşkes hâline getirilmesi.

İkincisi de anayasa komisyonun bir an önce kurulması. Bununla ilgili de Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi’ne verilen bir yetki var, o çerçevede bunun hayata geçirilmesi.

Özellikle İdlib mutabakatıyla ilgili sahada ilgili bütün birimlerimiz, Millî İstihbarat Teşkilatımız, Silahlı Kuvvetlerimiz, Dışişlerimiz yoğun bir çalışma sürdürüyorlar ve böylece 3,5 milyon insanın orada herhangi bir tahrike, taarruza, saldırıya maruz kalmadan güven içinde yaşamalarını sağlayacak ortamı temin etmiş bulunuyorlar.

“FIRAT’IN DOĞUSU İLE İLGİLİ GEREKLİ ADIMLAR ATILMAZSA, BİZ GEREKLİ ADIMLARI ATARIZ”

Fırat’ın doğusu konusuna gelince, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, burada Türkiye’ye dönük herhangi bir terör yapılanmasına hiçbir zaman müsaade etmeyeceğiz. Buradaki terör unsurlarına kimin destek verdiği, kimin iş birliği yaptığı, hangi gerekçeyle onlarla birlikte hareket ettiği konusu bizi bağlamaz. Burada öncelikli konu, bizim millî çıkarlarımız çerçevesi ulusal güvenliğimizi sağlamaktır. Ve burada da Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi eğer ortaklarımız bu konuda bir adım atmazsa biz gerekli adımları her zaman da atmaya hazırız.

Bu çerçevede Münbiç yol haritasının gecikmeli de olsa hayata geçirilmiş olması tabi ki memnuniyet vericidir, ama iş birliği istediğimiz düzeyde midir? Henüz değil, henüz daha atılması gereken adımlar var. Bizim tabi ki temel beklentimiz, NATO’ta müttefik olduğumuz, stratejik ortak olarak tavsif ettiğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin bir terör örgütünün Suriye olan YPG ve YPG’yle angajmanını tamamen sonlandırmasıdır. PYD, YPG alternatifsiz değildir, geçtiğimiz 3-4 yıl içerisinde bunu defalarca gördük. Başka meşru unsurlarla, Suriyeli unsurlarla DEAŞ’a karşı, terörün diğer unsurlarına karşı mücadele verilebilir ve bunu yaparken de Türkiye gibi bir komşu ülkenin, müttefik ülkenin ulusal çıkarlarını tehlikeye atmadan, riske atmadan bunu gerçekleştirmek elbette mümkündür ki dediğim gibi biz bunu Fırat Kalkanı Harekâtı’yla, Zeytin Dalı Harekâtı’yla aslında birçok defa ispat ettik. Dolayısıyla bu vetireden hareketle, bundan sonraki terörle mücadeleyi Suriye sahsında Türkiye kararlı bir şekilde yürütmeye de devam edecektir.

İRAN’A YAPTIRIMLAR

İran’a yaptırım konusu da gene bugün detaylı bir şekilde ele alındı. İfade ettiğim gibi hem Dışişleri Bakanlığımız, hem Enerji Bakanlığımız bu konuda kapsamlı sunumlar yaptılar. Konu biliyorsunuz çok yeni, yani 5 Kasım itibarıyla bu yaptırımlar açıklandı. Türkiye muaf edilen ya da muaf tutulan, istisna edilen 8 ülkeden bir tanesi. 6 aylık bir süre içerisinde müzakereler devam edecek, ilgili birimlerimiz muhataplarıyla bu konuyu görüşmeye devam ediyorlar.

İran bizim önemli bir komşumuz, önemli bir ticaret ortağımız. Geçen yıl İran’la ticaret hacmimiz 10 milyar doların üzerindeydi, bunun önemli bir kısmını enerji kalemi oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin enerji ihtiyaçları çerçevesinde biz gene ulusal çıkarlarımızı esas alan bir yaklaşım içerisinde bu müzakereleri sürdüreceğiz ve Türk ekonomisinin, enerji sektörünün etkilenmemesi için gereli bütün adımları da atacağız. Ama dediğim gibi, bu 6 aylık süre içerisinde muafiyet verilen ülkelerin İran’la petrol ticareti ve diğer alanlardaki ticari faaliyetleri tam olarak nasıl tanımlanacak, şekillenecek, bununla ilgili müzakereler de devam ediyor, detaylar netleştikçe bunları sizinle de paylaşacağız.

Ben ana başlıklar hâlinde bu konuları sizlerle paylaşmış olayım, sorularınıza geçebiliriz.”

OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »