Dalga ve rüzgar varken denize girmeyin

Şile'de dün 4 gencin hayatını kaybetmesinin ardından uzmanlar, dalga ve rüzgar varken denize girilmemesi uyarısını yapıyor

23 Haziran 2014 Pazartesi 19: 1
Dalga ve rüzgar varken denize girmeyin
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Beji, hava sıcaklıklarının artmasıyla serinlemek için İstanbul'un Kara deniz sahillerinde denize giren vatandaşları "çeken akıntı" konusunda uyararak, "Kötü hava şartlarında,dalga ve rüzgar varken kesinlikle denize girilmemeli" dedi.

Beji, İstanbul'un Karadeniz kıyılarında görülen çeken akıntının, ölümlerle sonuçlanan olumsuz vakalara yol açtığını, bu tür durumların rüzgarlı havada ve dalga varken denize girildiğinde yaşanabildiğini söyledi. 

Çeken akıntının okyanuslarda çok daha yüksek düzeyde ve tehlikeli olduğunu ifade eden Beji, şöyle devam etti:

"Okyanuslara özgü bildiğimiz çeken akıntı Karadeniz'de de var. Geçen yıl yaşanan bir kurtarma olayında, tahmin ettiğimizden daha güçlü akıntıların olduğunu gördük. Bu akıntı kişiyi 50-100 metre kadar açığa çeker. Geçen yıl yaşanan olayda ise 200-300 metre açığa kadar çekebilecek akıntılar görüldü. Özellikle Şile Sofular civarında bu şekilde büyük akıntılar oluşuyor. Kötü havalarda, yüksek dalgalı denizde insanları 200-300 metre içeriye çekebiliyor. Bu, denizde saatte 20-25 kilometre hıza eşittir. Denize göre büyük bir hızdır. Yakaladığı gibi götürüyor. Bu durumda bile denize girmeye çalışanlar var.  Kötü hava şartlarında,dalga ve rüzgar varken kesinlikle denize girilmemeli."

Beji, geçen yıl çeken akıntıya dikkati çekmek için başlatılan projeyle sahillere uyarı levhaları yerleştirildiğini dile getirerek, ancak halkın duyarsız olduğunu, tehlikeli durumlarda vatandaşları uyararak canlarını kurtarmaya çalışan ekiplerin tepkiyle karşılandığını anlattı.  
 

"Çok iyi yüzme bilen bile akıntıya karşı koyup karaya yüzemez"

Vatandaşlardan uyum beklediklerini vurgulayan Beji, akıntıya kapılan kişinin yapması gerekenler hakkında şu bilgileri verdi:

"Kesinlikle akıntıya karşı yüzmemek lazım. 'Akıntıdan geri geri kıyıya döneceğim' diye bir şey kesinlikle düşünülemez. Bu mümkün değil. Çok büyük bir akıntı. Tek yapılacak şey, bir müddet kendini akıntıya bırakmak ve yüzeyde kalmaya çalışmak. Hele ilk kapıldığı zaman, güçlü akıntılarda hiçbir şey yapmaması en iyisi aslında. Akıntı ister istemez onu açığa taşıyacak. Akıntı zayıfladığı anda sağa ya da sola, neresi uygunsa, akıntının dışına doğru gidin. Akıntının olmadığı bir yerden karaya yüzün. Çok iyi yüzme bilen bile akıntıya karşı koyup karaya yüzemez. Akıntıda yüzme şampiyonlarının bile üzerinde bir hız var. Akıntıya karşı yüzdüğünde kişi bir süre sonra yorulur. Akıntıya direndikçe kurtulamadığını gören kişi paniğe kapılır. 'Geriye döneceğim' diye çabalamak faydasız. Tek yapacağı şey kendini akıntıya bırakarak yüzeyde kalmaya çalışmak. Mümkünse sırtını denize, yüzü de kıyıya bakacak şekilde elini kaldırıp yardım isteyecek."
 

Bulanık ve çamurlu görüntü 


Beji, akıntının denizin dibindeki kumları kaldırdığı için suyun üzerinde çamurlu, bulanık ve sarımtırak bir renk oluşturduğunu aktararak, su yüzeyinde böyle bir şey görüldüğünde kesinlikle denize girilmemesi gerektiğini kaydetti. 

Serdar Beji, dipteki kumun yükselti ve çöküntü şeklinde deniz tabanında oluşumlar meydana getirdiğini ifade ederek, kıyıya paralel olan suyun altındaki kum tepelerinin arasında dalyan denilen yarıklar olduğunu anlattı. 

Kıyıya paralel gelen dalgaların tabandaki yükseltinin üzerinde kırıldıktan sonra artık dalga özelliğini kaybettiğini, gidecek yer bulamadığında dalyandan geriye doğru aktığını belirten Beji, "Kırılan su geriye akıyor. Karadeniz'deki yüksek dalgalar kırıldığında bu akıntıyı oluşturuyor. Karadeniz buna çok meyilli olduğu için bu akıntıları yaratabiliyor. Ani derinleşen kayalık yerde bu akıntılar görülmez. Kıyıya yakın, yavaş yavaş sığlaşan ve kumu olan yerlerde oluşuyor" diye konuştu.  

Hanife Sevinç / AA
Fotoğraf: Fatih Yıldız / Şile 2012

 
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »