DP Genel Başkanı Gültekin Uysal'dan GAZETE5'e özel açıklamalar

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal GAZETE5'in sorularına yanıt verdi. Gündemdeki konuları değerlendiren Gültekin Uysal oldukça çarpıcı ifadeler kullandı.

13 Nisan 2013 Cumartesi 7: 0
DP Genel Başkanı Gültekin Uysal'dan GAZETE5'e özel açıklamalar

Ceren KİRAZ/GAZETE5

GAZETE5'in dün önemli bir misafiri vardı. Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal gazetemizi ziyaret ederek Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Mehmet Göktürk ile görüştü. 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Demokrat Parti 8. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde genel başkanlığa seçilen Gültekin Uysal, bizi kırmadı ve gündeme ilişkin sorularımızı da yanıtladı.

DP GENEL BAŞKANI UYSAL'DAN GAZETE5'E ZİYARET

DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, hükümetin yürüttüğü 'çözüm süreci'ne destek vermediklerini açıklarken terör örgütünün meşrulaştırıldığını ifade etti. “Terör örgütünün silah bırakmaya niyeti yok” diyen Gültekin Uysal, “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir terör örgütü ile karşılıklı müzakere etme noktasına getirilmiştir. Başbakan'ın da kendi siyasi önceliklerini hatta Türkiye'yi bir tek adam rejimi olan "Tayyiban" rejimine getirmek adına böyle bir teşebbüse gittiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Akil İnsanlar heyetini de değerlendiren Gültekin Uysal, heyetteki isimler için 'iktidar partisinin piyanist şantörleri' ifadesini kullandı. Gültekin Uysal, Sağlık Bakanlığı'na bağlı bazı kurumlardan 'T.C.' ifadesinin kaldırılması ile ilgili adımlara da çok sert çıktı. Gültekin Uysal, "Yakında Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'ndaki 'milli' kelimesini de kaldıracaklar" ifadesini kullandı.

İşte Gültekin Uysal'ın GAZETE5'e yaptığı o özel açıklamalar:

Hükümetin PKK'ya silah bıraktırmak için yürüttüğü çözüm süreci konusunda neler düşünüyorsunuz?

Türkiye için can yakıcı bir mesele olduğunu biliyoruz. İktidarın çözüm süreci olarak adlandırdığı süreç PKK için de bir başka merhaleye geçme olarak görüldüğü ortadadır. İfadelere baktığınızda Türkiye Cumhuriyeti devleti bir terör örgütü ile karşılıklı müzakere etme noktasına getirilmiştir. Türkiye bugün adeta hayat iksiri verilerek karşısına getirilmiş bir terör örgütü ile muhataptır. Siyasallaşma sağlanmaktadır, terör örgütünün merhale merhale adeta bölgenin tek meşru temsilcisi haline getirildiği ortadadır.

ÖRGÜTÜN SİLAH BIRAKMAYA NİYETİ YOK

Bu sürecin “yürütüldüğü şekliyle” göreceli bir sükunet hali hakimdir. Terör örgütünün hiçbir şekilde silah bırakmak, terör örgütü organizasyonu olarak iddialarından vazgeçmek gibi bir niyetlerinin olmadığı şu ana kadar yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Zaman zaman Türkiye'nin örnek gösterdiği İspanya bile silah bıraktığını ilan etmiş olmasına rağmen ETA örgütü ile kendilerini feshetmediği müddetçe hiçbir şekilde muhatap almayacaklarını ifade etmişlerdir. Türkiye son iki yılda -KCK operasyonları da dahil- önemli adımlar atmış olmasına rağmen 2012 yılını çıkış yılı olarak adlandıran terör örgütünün Şemdinli-Yüksekova-Hakkari üçgeninde, Suriye'de gelişen hadiselerin akabinde bir psikolojik üstünlük, kendi kontrollerine geçirmiş bir alan yaratmak gibi bir teşebbüsüne güvenlik güçlerimiz cevap vermiştir. Hangi iddialarından vazgeçti diye baktığımızda terör örgütünün hiçbir şeyden vazgeçmediğini görüyoruz. Sadece stratejik bir geri çekilme ile bir sonraki hamle yapmak adına iddialarına devam ediyorlar. Bu süreçle beraber maalesef bölge etnik siyasete mahkum edilmiştir.

AMAÇ “TAYYİBAN” REJİMİ

Suriye meselesi orta yerde dururken etrafımızda pek çok hadise yaşanırken Türkiye'de bir yılgınlık psikolojisi dalga dalga medya üzerinden başka başka kanallar üzerinden son olarak da kamuoyunun önüne Sayın Başbakan'ın 'Akil Adamlar' olarak koyduğu liste ile yayılmaya çalışılıyor. Meclis'te milletvekili listeleri nasıl veriliyorsa Akil Adamlar listesi de o şekilde verildi. İçinde Türk bayrağından rahatsız olan da var bu ülkenin müşterek değerlerinden rahatsız olan da. Kendi üzerindeki vebale ortak edercesine riski kendi adına asgariye indirmek topluma mal etmek adına deyim yerindeyse Damat Ferit hükümetlerinin işgalden dolayı oluşturduğu heyetler gibi Sayın Başbakan'ın da kendi siyasi önceliklerini hatta Türkiye'yi bir tek adam rejimi olan "Tayyiban" rejimine getirmek adına böyle bir teşebbüse gittiğini görüyoruz.

Türkiye'nin bu sürecin ifade edildiği şekliyle bir netice alabilmesinin mümkün olmadığını görüyoruz. Ama öte tarafta hiçbir şekilde telafi edemeyeceği örgütü meşrulaştırmak, sadece ülkenin üniter yapısı içinde bir mesele olmaktan çıkarıp uluslararası anlamda da karşısına bu meselenin doğrudan meşru muhatabı olarak uluslararası camiayı da alabileceği bir zemine getirmiştir.

Demokrat Parti olarak çözüm konusunda siz nasıl bir öneri verebilirsiniz?

Meselenin haklar ve özgürlükler noktasında eksiklikler varsa bunun muhatabı vatandaşlarımızdır.Hak ve özgürlük noktasındaki hiçbir meseleyi pazarlık konusu yapamayız. Hür ve eşit vatandaşlar temelinde kurulmuş ne etnik ne mezhebi bir sözleşmenin adı olmayan anayasayı, bugün Türkiye'de gelinen durum itibariyle herkese eşit fırsatlar sunan bir ülkeyi Türkiye'nin topyekun demokratikleşmesi anlamında görüyoruz. Bu anlamda atılacak çok adım vardır.

SİYASET ÖNCE KENDİSİNİ DEMOKRATİKLEŞTİRMELİ

Siyasetin önce kendisini demokratikleştirerek bu süreçte devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Elinde silah taşıyan ve bugün sınır dışına çekilmesi istenilen terör örgütüne Sayın Başbakan'ın bile telkinleri vardır silahlarınızı bırakın diye. Elinde meşru silah kullanma yetkisi güvenlik güçlerimizin dışında egemenlik alanımız dahil hiçbir şahsın, grubun, zümrenin, örgütün silah kullanmak gibi bir hakkı olamaz. Devlet elinde silah olanla sonuna kadar mücadele eder. Ama bu bölgeyi etnik siyasete mahkum ederek, devletin huzuru konusunda irade koymuş insanları adeta PKK terör örgütü karşısında bir ötekiye dönüştürerek ne bölgede nefes alıp verme hakkı bırakıldı ne de yarın aksi bir durum olduğunda ülkenin birliği hususunda mücadele edecek insanları bulabiliriz diye endişe ediyorum.

İKTİDAR PARTİSİNİN PİYANİST ŞANTÖRLERİ

Akil İnsanlar listesini nasıl buldunuz?

İktidarın adına da kendi tavırlarını topluma mal etmek konusunda toplumsal meşruiyetleri problemli bir kısmı meselenin derinliğine vakıf olmadan adeta iktidar partisinin piyanist şantörleri gibi bütün kesimleri selamlamak adına her kesimden, bir ay evvel KCK operasyonları çerçevesinde gözaltına alınan KESK Başkanı Lami Özgen'den tutun, aralarında Türk Bayrağı'ndan rahatsız olan ve Türkiye'yle ilgili genel anlamda düşünceleri bilinen Lale Mansur gibi kişiler var. İçerisinde çok cüzi miktarda da olsa toplumun değerlerine sahip çıkacak toplumsal meşruiyeti olan insanlar da vardır. Ama bir çeşni olsun diye adeta iktidar partisinin moda tabirle 'operasyonel kiralama filosu' gibi daha evvel referandum sürecinde yaptığı gibi farklı farklı kesimleri rol kapma telaşıyla PR kaygısı ile aydın ve entelektüel geçinen bu insanları kendi iddialarını pekiştirmek adına kullandığı ortadadır. Ama bu meseleyi bizim anladığımız gibi Türk toplumunun ortalamasına baktığımızda gönüllerde bir karşılığı olmadığını görüyoruz.

BAKANLIKLARDAKİ 'MİLLİ' KELİMESİNİ DE KALDIRMAYA KALKACAKLAR

Sağlık Bakanlığı bazı kurumlardan T.C. ibaresinin kaldırılacağını ifade etmişti. Bu karar üzerine özellikle sosyal medyada büyük bir tepki var. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Yanlış zeminde yanlış arayışlar. Türkiye'nin bugünkü tartışma meselelerine baktığımızda yüksek gerilim hattındaki tartışmalara baktığımızda bunu başka anlamlar ifade edecek bir mesele olarak görüyoruz. Türkiye'de Türk milleti sözcüğünden rahatsız olan, Türk Bayrağı'ndan rahatsız olan, Bakanlıkların önündeki T.C. ibaresinden rahatsız olan... Yakında herhalde iktidar Milli Savunma ve Milli Eğitim Bakanlığı önündeki 'Milli' kelimelerini de kaldıracak gibi görünüyor. Her atılan adımın daha büyük tavizleri beraberinde getirdiği tecrübeyle sabittir. Milli kimlik tanımı bir ülkenin milli güvenlik siyasetidir. Türkiye bir ve beraber yaşama iradesini bu coğrafya üzerinde göstermiştir. Farklı kökenlerden gelmiş insanların kökeni ile ilgilenmemiş ama ne yaptığı ile ilgilenmiştir. Birilerine şirinlik yapılsın diye verilecek bu tür teşebbüslere olumlu bakmadığımızı ve hiçbir şekilde kabul edemeyeceğimizi söylemek isterim.

Yeni anayasa çalışmaları konusunda Demokrat Parti ne düşünüyor?

Türkiye'de önemli değişiklikler olmasına rağmen genel anlamda anayasa ile ilgili şunu söyleyebiliriz ki Türkiye'de işleyen bir demokrasi rejimi hakim değildir. Kuvvetler ayrılığını yerli yerine oturtabilmek adına bir talebin olduğu ortadadır. Başta iktidar partisi olmak üzere Meclis çatısı altında bulunan bütün partilerin, uzlaşma komisyonu çerçevesinde yürütülen çalışmalarda kendi pozisyon ve siyasi önceliklerini tahkim etmek adına bir tavır geliştirdikleri ortadadır. Özellikle iktidar partisinin bu meseleden bir uzlaşı çıkmayacağını peşin peşin kabul ettiği ortadadır. O açıdan, masadan önce kim kalkacak da ben siyasal rant elde edeceğim diye düşüncesiyle geçirilen bir süreçten Türkiye'yi ortak bir paydada buluşturabilmek mümkün değildir.

ERDOĞAN'IN SİYASİ ÖMRÜNÜ UZATMAK İÇİN ATILAN ADIMLARA KARŞIYIZ

Hele hele iktidar partisinin kendi genel başkanının siyasi ömrünü uzatmak adına Türkiye'nin idari yapısını topyekun değiştirecek, Türkiye'de sınırsız yetki sıfır denetim mantığı içerisinde adeta şahsa özel bir rejimle beraber ilelebet, ezeli ve ebedi başkanlığa seçilmek noktasındaki anlayışlarını kurumsal hale getirebilecek başkanlık modeli gibi nevzuhur bir modelle beraber değerlendirmek iyi niyetli değildir. Bir uzlaşma çerçevesinde o sürecin yürümeyeceği, iktidarın BDP ile beraber anlaşılan çok uzun süredir mutabakatta oldukları PKK uzantılı bir siyasi anlayışla beraber yeni anayasayı şekillendirecekleri görülüyor. Biz Türkiye'nin parlamenter demokrasisinin bütün imkanlarından yararlanmadan, Türkiye'nin en önemli ihtiyaçları ne diye sorulmadan bir anayasa sürecinin sadece iktidarın Başbakan'ı Tayyip Erdoğan'ın siyasi ömrünü uzatmak ve onun üzerinde iyi duruyor diye bir elbise dikmenin Türkiye'ye haksızlık olduğu kanaatindeyim. Bunu kabul etme şansımız yoktur.

Biz Türkiye'nin tamamen hür ve eşit bireyler temelinde herkese eşit fırsatlar yaratan herkesin hukukundan emin olduğu bir Türkiye'yi, demokratik çözüm üretme kapasitesini işleyen bir demokrasi noktasına taşıyabilecek bunca yıllık demokratik geçmişimizi Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralarak bugünlere kadar getirdiğimiz bu süreçte yasama ile beraber denetleyici vazifesini iyi yapacak bir düzenlemeyi Türkiye'nin hak ettiği kanaati içerisindeyiz. Türkiye bugün kendi içerisinde geldiği toplumsal anlamda kat ettiği mesafeleri göz önüne aldığımızda insanlarımızı rahatlatacak bir düzen içerisinde potansiyelini açığa çıkaracak bir düzen içerisinde meselenin yürümesini tercih ederiz.

BAHSİ GEÇEN KİŞİ...

Artık AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olan eski Genel Başkanlardan Süleyman Soylu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bir değerlendirme yapmak dahi istemem. Ama partinin hasbelkader Genel Başkanlığı'nı yapmış bir isim. İktidarla ilgili uç noktada söylemler geliştirerek kendi ikbalini aramak adına, kendi basit menfaatlerini hakikat diye ortaya koyarak yaptığı tercih noktasında bu partimizin geçmişini silecek, adeta bugün Akil adamlar üzerinden yürütülen Türkiye'nin belirli kesimlerini belirli siyasi hareketleri demokrat misyonu rol çalmak adına zaman zaman işlerine geldiği gibi referans vererek kendi meşruiyet alanlarını genişletmek adına yaptıkları bir teşebbüsün devamı olarak görüyoruz. O açıdan bahsi geçen kişinin bizim için bir siyasi anlamı yoktur. Partimizin geçmiş dönemlerde kendisiyle ilgili adli mekanizmaları harekete geçirdiği ortadadır. O yüzden bir siyasi mesele değil bir adli meseledir.

ALLAH SELAMET VERSİN

Partiye verdiği zararları tarif etmek mümkün mü?

Sadece bizim partimizle ilgili değil, Türkiye siyasi hareketiyle ilgili bu tür mecra değişikliklerini hele hele aynı zihniyetten beslenmeyen, farklı öncelik ve anlayışlarla zihinleri formatlanmış siyasi partilerin içerisinde bu tür değişiklikler topyekun siyaset kurumuna olan güveni zedelediği ortadadır. Dün 'Padişah olacak' derken bugün ilelebet ezeli ve ebedi başkan olma noktasına savruluşunu akıl ve vicdan sahibi hiçkimsenin kabul edebilme şansı yoktur. Sadece bahsi geçen şahıs değil ama Türkiye'nin genel portresi budur. Türkiye'de adeta insanların birtakım makamlarla sadakatlerinin satın alınmaya çalışıldığı bir süreç içerisinde tercih yapanlara Allah selamet versin demekten başka söyleyecek bir şeyimiz yok.

NE AKP'YE RAĞMEN AKP'CİLİK, NE CHP'YE RAĞMEN CHP'CİLİK

Son olarak şunu soralım; Demokrat Parti yerel seçimlere hazırlanıyor. Partinin içe dönük bir sıkıntısı var mıdır? Bir Genel Kurul çalışması düşünülüyor mu?

Farklı kongre süreçleri demokratik bir zeminde ilerler. Üzüntüyle ifade edeyim ki 2007 yılından sonra özellikle istikrarı yakalayamayışımız, alınan neticelerle beraber her kaybedişimizin daha büyük kaybedişleri beraberinde getirdiğini gördük. Türkiye'nin bu yüksek gerilim hattında ilerleyen gündemi içerisinde bizim partimizin kendi öncelikleri ile sağlıklı bir konumda yer alamadığını görüyoruz. Bizim önceliğimiz ne AKP'ye rağmen AKP'cilik, ne CHP'ye rağmen CHP'cilik. Demokrat Parti kuruluş felsefesine sonuna kadar sadık kalarak bütün öncelikleri milletin öncelikleri yapmış bir hareket olarak yoluna devam edecektir. Bir yandan hem yerel seçimlere hazırlık noktasında hem de belirli periyotlarla yapılan Olağan Kongreleri işletmek noktasındaki yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. O açıdan kadro derinliğini artırarak Türkiye'nin şu kritik süreçlerinde bölen parçalayan anlayışlar karşısında tekrar merkez değerler etrafında Türkiye'yi bir araya getirecek, o ortak paydayı genişletecek zemini ve iklimi siyahla beyaz arasında sıkışmış Türkiye gündeminde aklıselimin sesi olma noktasında görevimizi ifa edeceğimizi düşünüyorum.

OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »