Feyzioğlu, üniversiteli gençlerle buluştu

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ''Vereceğimiz rahatsızlık son bulmadı.'' dedi.

13 Mayıs 2014 Salı 7: 0
Feyzioğlu, üniversiteli gençlerle buluştu
İzmir Ege Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu'nun düzenlediği “Gençler soruyor, Feyzioğlu yanıtlıyor" etkinliğine, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu katıldı.

Danıştay'ın kuruluş yıl dönümü töreninde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile girdiği tartışmanın adından Türkiye'nin de gündemine oturan Metin Feyzioğlu, “Vereceğimiz rahatsızlık son bulmadı. Biz insani hukuk demeye, sosyal hukuk devleti demeye, ödleri de kopsa Atatürk demeye, Atatürk milliyetçiliği demeye, 'bu milleti din istismarı yaparak ayrıştıramazsın' demeye devam edeceğiz. Cumhuriyetin 100. Yıl Marşı'nı da birlikte yazmamız lazım" dedi. 

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 55. yıl tören şölen alanında, Atatürkçü Düşünce Topluluğu üyesi olan üniversiteli gençlerle bir araya gelen Metin Feyzioğlu'nu, büyüklerin yanı sıra ve çeşitli meslek kuruluşlarından da çok sayıda kişi dinledi. Toplantı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu Başkanı Ahmet Can Urgancı'nın açılış konuşmasıyla başladı. İzmir Tabip Odası Başkanı Suat Kaptaner'in konuşmasının adından ise TBB Başkanı Metin Feyzioğlu kürsüye çıktı. Katılımcıların büyük ilgi gösterdiği Metin Feyzioğlu Danıştay'da yaşananları anlatırken şunları söyledi, “Ne yaparlarsa yapsınlar ne kadar tehdit ederlerse etsinler. Bizim bir birimize olan sevgimizi önleyemeyecekler. Alışmamışlar insan için bir şey söylenmesine, alışmamışlar insan için hizmet etmeye. Ne dersen 'siyaset yapıyor' diyorlar. Bunları söylemek siyasetse siyaset yapıyorum. Seviyesiz siyasetse seviyesiz siyaset yapıyorum var mı? Ama biz buna insanlık diyoruz, insan odaklı hukuk diyoruz, insan merkezli hukukçuluk diyoruz ve tavsiye ediyorum insan olmanın ne demek olduğunu gördüklerinde, kendi yaptıkları siyasete hiç benzemeyen bir hukukçuluk olduğunu görürler. TBB Başkanı Van'da konteyner kentte açıkta kalan 44 kiracının derdini 'selam getirdim' diye dile getiremezmiş, yeri orası değilmiş yani o konuyu pazarda mı konuşacağım. İşte orada başbakan. Orada Cumhurbaşkanı, orada muhalefet lideri, Anayasa'nın ikinci maddesi 'T.C. Sosyal Hukuk devletidir' diyor. O değiştirmeyi kafalarına koydukları anayasanın ikinci maddesi. Ne demişim ben? 'Bütün mal sahiplerine yıkılan evleri verdiğiniz Allah sizden razı olsun' demişim. Biz hepimiz seferber olduk. Ankara Barosu 5 TIR gönderdi. 'Van'ın acısı bizim acımızdır' dedik. Kiracılara artan evlerin dağıtımı kurayla yapılmış. Kurada çıkmayanlar ne olmuş evsiz kalmış. Onlara da 'gidin bir yıllık kiranızı verelim' demişler. O kuradan çıkan kişilerle ev sahibi yaptıklarınız arasında ne fark var. Bu kadar insanı bu kadar hukuki bir talebi söylemekten ibaret. Neymiş yargının sorunu değilmiş. Nerede insanının sorunu varsa yargının sorunudur. İnsana dair ne varsa yargının sorunudur. Sonra 1 Mayıs'ı gündeme getirmenin yeri orası değilmiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1 Mayıs'ı yasakladığınız dönemde Türkiye'yi mahkum etti. İnsanlar istedikleri meydanlarda kutlama hakkı var. Bizde yılmak yok. Kucaklıyoruz. 2011, 2012 yılında bu meydanı açtınız teşekkür ettik. Gurur duyduk, başımız dik. Ama 2014 yılındaki yasağınız, polisle vatandaşı, provakatörler karşı karşıya getirdi. Taksim yasaklanmasaydı, provakatörler, bu çatışma iklimini bulamazlardı ama yasaklar provakatörlere iklim sağlıyor. Bu yasakçı zihniyete düşmeyelim diyoruz. Yanlış mı yaptığımız? Asla." 

ZULÜM KALMASIN DEDİK


Türkiye'de, mazlumların adının değiştiğini ama zulümlerin hep olduğunu dile getiren Feyzioğlu, “1960 yılında bu ülke başbakan astı. Acısını yüreğimizde taşıyoruz, acısını taşımayan var mı burada? Ben de üzülüyorum. Deniz Gezmiş'lerin asılmasına üzülmeyen var mı? Başbakan'ın şiir okuduğu için mahkum edilmesini 21. yüzyılda doğru diyen var mı? Hemen arkasından da, Hrant Dink'in cımbızla seçilmiş cümlesini gerekçe gösterip cahilce mahkum edenleri kınıyorum. Sivas'ta yakılanları Çorum'u, Kahramanmaraş'larda kaynar kazanlara atılan insanları anmayacak mıyız? Yeri değilmiş, yeri tam da orası gelin diyorum, ey siyasetçiler, güç kimin eline geçtiğinde mazlumların adı değişiyor. Mazlumların adı değişiyor ama zulüm hep kalıyor. Gelin gücü eline geçiren, barış getirsin, huzur getirsin. 76 milyonun cumhurbaşkanını seçtiğimiz sırada 30 Mart'ta bir birimizin gözünü oyarak yapmayalım. 76 milyonun cumhurbaşkanı olacak. O zaman gelin süreci güzellikler içerisinde götürelim derken kıyamet kopuyor. Ama ben cahil ilan edilmeye, bütün gazetelerinde hedef gösterilmeye her türlü tehdide hepsine bin kere katlanmaya razıyım. Söylediklerimiz doğruysa. Burada siz dediklerimizi teyit ediyorsanız doğruluğuna devam diyorsanız. Sorun yoktur. Diyeceksiniz ki sus. O zaman karar sizin" dedi. 

ATATÜRK, İSMİNİ KULLANANLARI SOPAYLA KOVALARDI


Atatürkçülüğe sahip çıkma adına kızların başörtüsünden dolayı üniversite kapılarından döndürüldüğünü ifade eden Metin Feyzioğlu, “Bakın dostlar bu ülke çok zulüm gördü. Açık konuşalım şapkamızı önümüze koyup düşünelim. Atatürk'ü anlamayanlar, Atatürk ayağa kalksa 'sen Kemalistsen ben değilim' diyerek sopayla kovalayacağı adamlar, Atatürkçülüğe sahip çıkma adına başörtüsü takan kızlarımızı, üniversite kapılarından döndürdüler. Bu ayıptır. Zor durumda kalanları sahiplenmek için örgütlendik. Başını açacaksın diye parmağını sallıyor. Açmayacak açmıyor işte. Başı açığımız, kapalımız, Kürdümüz, Türkümüz beş parmak gibiyiz. Dünya görüşlerimiz ayrı olabilir. Siyasetçi olarak bakışlarımız farklı olabilir; ama biz Türk milletiyiz. Birbirimizi kategorize etmekten vazgeçmeliyiz. 'Göbeğini kaşıyan, biat eden insan' dememeliyiz. Her insan değerlidir. Hiçbir insan, bir başkasının kölesi değildir. Yürekten yüreğe köprü kurulmazsa, olmaz. Parmak sallayarak olmaz" dedi.

DANIŞTAY'DA KUCAKLAYICI KONUŞMA OLDUĞU İÇİN ÖFKELENDİ


Sık sık Danıştay konuşmasına değinen Metin Feyzioğlu, “Danıştay konuşmasının bu kadar öfkelendirmesinin sebebini size söyleyeyim. Türkeyi'yi kuzeyden güneye, doğudan batıya insanını hukuk anlayışıyla kucaklayan bir yaklaşım vardı. Türkiye'yi dışarıda bir tek yurttaşını bile öksüz bırakmayacak şekilde sahiplenmenin, hukuk anlayışı vardı. Öfkelendiren budur. Öfkelendirmeye siz istiyorsanız devam. Bir tane can borcumuzu var Allah'a. Buradaki herkes milleti için vatanı için ölür. Başka hiç kimseyi hiçbir şekilde yıldıramaz. Niye yılmayız biliyor musunuz? Çünkü biz Ankara'da, 'biz bu milletinin makus talihini yeneceğiz' diyen ataların torunlarıyız. Çünkü 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkmış ve en büyük devrimini apoletlerini çıkartıp 'ben bir sivilim milletin bir ferdiyim' diyerek milletiyle birlikte Kurtuluş Savaşı'nı başlatmış Mustafa Kemal'in torunlarıyız. Atatürk'ün halkçılığından, milliyetçiliğinden söz etmeye ucuz siyaset demek bizi ucuzlatmaz. Diyeni ucuzlatır. Son nefesimizde de Allah bize kelime-i şaadet getirmeyi nasip etsin ve evlatlarımıza Atatürk'ün ışıklı yolundan yürümeyi vasiyet etme gücü versin. Biz halkçıyız, ağalar halkçıyız hanımefendiler, oturduğumuz yerde ahkam kesmeyiz. Yüksek semtlerde oturup Türkiye gerçeğini anlamadan planlama yapmayız. Hepimiz dertlerin içinde mücadele ettik. Mücadelenin içerisinden geliyoruz" dedi. 

100'ÜNCÜ YIL MARŞINI YAZALIM


Kürsüye geldiği sırada “Sarı saçlım mavi gözlüm" parçasının çaldığını hatırlatan Feyzioğlu, “Gururla söylüyoruz. 10. Yıl marşımızı. Yüzüncü yılımızda da iki yüzüncü yılımızda da gururla söylemeye devam edeceğiz. 10. yıla kadar neler yaptınız. Bir Cumhuriyet bir lira dış borç almadan ve Osmanlının bütün dış borçlarını tıkır tıkır ödeyerek bu işleri yaptı. 10 yılda yaptığı mucizeydi. Bize düşen görev Cumhuriyetinin 100. yıl marşını bestelemektir. Bize düşen görev bu. Sevgili yurttaşlar. 10. Yıl marşıyla gurur duymaya devam ama sermayesini yemeye hayır. 10 yılda yapılanın sermayesi yendi. Ne varsa sattılar. Biz sizinle 100. yılın marşını yazacağız. Mücadelemiz bu. Devlet dairelerinin ön kapıların yurttaşa açık olacak. Ülkeyi sanattan ve bilimden mahrum edenler, sanatın içine tükürenler, sanatı sadece içi boş yerler açmayı sananlar, toplumu tavuk toplumu olmaya mahkum ediyorlar. Yani yumurtalarını birilerini tarafından sürekli alınan, sömürülen toplum. Biz 100. yılımızda sömürüye hayır diyeceğiz" dedi.

YENİ BİR HEYECANA İHTİYAÇ VAR


Metin Feyzioğlu, “Bir tek mucize bilirim bu mucize çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmaktır. Bunun dışında hiçbir mucize yoktur. Koşup trene yetişip makinist koltuğuna oturacaksınız. Siz karar vereceksiniz trenin nereye gideceğine. Yeni bir heyecana ihtiyacımız var. Mısırın diktatörleri, 10 dakikada yüzlerce kişinin idamına karar verirlerse bizim yüreğimiz yanar. Balyoz davasında zindanları atılan komutanlarımızın acısını da aynı şekilde duyarız. Mısır'da Tahrir meydanında katledilenlerin acısını duyarken Eskişehir'de ara sokaklarında tekmelenerek öldürülen Ali İsmail için üzülmemek mümkün müdür?" dedi. Metin Feyzioğlu konuşmasını bitirdiği sırada ise, “Vereceğimiz rahatsızlık son bulmadı. Hukuktan rahatsız olanlar rahatsız olabilirler. İnsani hukuktan rahatsız olanlar istekleri kadar rahatsız olsunlar. Biz insani hukuk demeye, sosyal hukuk demeye ödlerini koparsa da Atatürk demeye, Atatürk milliyetçiliği demeye, hiç hoşlanmasalar da 'bu milleti inanan inanamayan diye din istismarı yaparak ayrıştıramazsın' demeye, devam edeceğiz. Üslubumuz tarzımız yapıcı, herkesi kucaklayıcı" dedi.
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »