John Bass Fethullah Gülen sorusuna yanıt verdi

ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi John Bass ilk televizyon röportajını NTV'ye verdi. ABD Büyükelçisi Bass başkanlık sistemi tartışmalarından Fethullah Gülen'in iadesine ve 1915 olaylarına kadar gündemdeki konulara ilişkin önemli mesajlar verdi.

6 Şubat 2015 Cuma 19:31
John Bass Fethullah Gülen sorusuna yanıt verdi
DENİZ KİLİSLİOĞLU: Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri, model ortaklar, birçok alanda işbirliği zorunluluğu var ama Suriye gibi bazı başlıklarda görüş ayrılıkları devam ediyor. Acaba son dönemlerde ilişkilerde bir soğuma mı var? Türkiye, Suriye gibi bazı konulardan görüş ayrılıklarına rağmen hala ABD ile stratejik ortak mı? Tabii ilişkilerde önemli bir konu da, bu konu soru işareti olarak duruyor, Fetullah Gülen'in durumu. Türkiye'nin iade talebi var, ancak resmi belgenin ABD'ye gitmesi bekleniyor. Böyle bir durumda Amerika'nın tavrı ne olacak? İşte ilişkilerde bu sorunun yanıtı da merak ediliyor, dolayısıyla bunu en yetkili ağızdan öğreneceğiz, bu soruları en yetkili ağızla konuşacağız. ABD'nin Ankara'daki, Türkiye'deki büyükelçisi John Bass konuğumuz. 

Sayın Büyükelçi programımıza katıldığınız için teşekkür ederiz. Üzerine konuşacak çok konumuz var ama öncelikle Türkiye-ABD ilişkilerinden bahsetmek istiyorum. Türkiye ve ABD'nin model ortaklar olduğunu biliyoruz. Ancak, aynı zamanda, özellikle Suriye gibi çeşitli konularda anlaşmazlık yaşıyorlar. Geçmişle karşılaştırdığınızda, Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl tanımlarsınız? İki ülkenin hala stratejik ortak olduğunu söyleyebilir misiniz? 

BÜYÜKELÇİ BASS: Öncelikle, Deniz, bugün beni ağırladığınız için teşekkür ederim. Burada olmaktan çok mutluyum. Soruna gelecek olursak, Türkiye ABD'nin dünyadaki en önemli ortaklarından biri olmaya devam ediyor. Bu ilişki bizim en önemli ikili ilişkilerimizden biri. Bu ilişki, bütün toplumlardaki insanların kendi geleceklerini belirleyebilme haklarını korumak ve desteklemek konusundaki temel prensibimiz ışığında, müttefik ve stratejik ortak olarak 60 yıldır beraber yürüttüğümüz çalışmaların üstüne kuruldu. Soğuk Savaş döneminde bu ilkeyi korumak konusunda büyük başarılara imza attık. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise, bu ilkenin gelişimini desteklemek ve Avrupa kıtasında Doğu ve Orta Avrupa halklarının kendi geleceklerini belirlemelerine olanak sağlayan bir dizi yeni ilişki yaratmak konusunda başarılı olduk. Bugün de bu ilkenin, Türkiye'nin kuzeyinde ve güneyinde tehdit altında olduğunu, hem devletler hem de devlet dışı aktörler tarafından çok çeşitli yollarla baskılanmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu da birlikte çalışmaya devam etmemizin gerekliliğine dair bir diğer neden. Bazı taktikler ve öncelikler konusunda anlaşmazlıklarımız var. Ancak tam da bu nedenle bu kadar yakın bir işbirliği içinde bu konular üstüne çalışmayı sürdürüyoruz. Çünkü birlikte çalıştığımızda her zaman daha kuvvetli olduğumuza inanıyoruz. 

Türkiye ile ABD'nin hala stratejik ortak olduklarını söyleyebilir misiniz? Geçmişle ilgili konuştunuz ama şu anda iki ülkenin stratejik ortak olduklarını söyleyebilir misiniz? 

Söyleyebilirim. Hala stratejik ortağız. Söylediğim gibi, taktikler konusunda farklılıklarımız var. Karşı karşıya olduğumuz bazı tehditlerin kendimize göre önceliğine dair görüş ayrılıklarımız var. Ancak temel prensipleri paylaşıyoruz ve bunlar da ilişkimizin esasını oluşturuyor. 

İki ülkenin taktikleri ve öncelikleriyle ilgili konuşacağız. Ancak üst düzey diyalogdan bahsetmek istiyorum. Geçmişe baktığımızda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başkan Obama'yla çok yakın ilişkileri vardı. Belki de en yakın olduğu beş liderden biriydi. Ancak şu sıralar iki devlet başkanının o kadar yakın bir ilişkisi yok gibi görünüyor. Buna katılıyor musunuz? Eğer öyleyse, sorun nedir? 

Bence iki ülke, iki toplum ve iki halk arasındaki ilişkileri, liderlerinin telefonda ne sıklıkta konuştuğuna dair çok dar bir prizmadan değerlendirmeye çalışma eğilimi hep var. Gerçek şu ki, devletlerimiz çok çeşitli konularda her gün çok yakın çalışıyorlar. Bu hafta sonu Münih'te iki hafta önce Londra'da olduğu gibi, her hafta olduğu gibi, devletlerimizin üst düzey yetkilileri arasında etkileşim olacağından eminim. O nedenle, tek bir noktaya çok fazla odaklanmamak önemli. İki devlet başkanı, konuşmaları gerektiğini hissettiklerinde, böyle bir doğrudan kişisel bağlantıyı gerektirecek durumlar veya konular söz konusu olduğunda, konuşuyorlar. 

Türkiye için çok önemli olan ve çok tartışılan bir konuyla ilgili konuşmak istiyorum: Fethullah Gülen. Türk makamlarının Gülen'in pasaportunu iptal ettiğini ve bunu ABD'ye beyan ettiklerini biliyoruz. Bir sonraki adım ne olacak? Tamamen teknik tarafını soruyorum. Bildiğimiz kadarıyla yeşil kartı var, ancak pasaportu olmadığına göre, yeşil kart için yeniden başvuru yapması gerekir mi? Bu konuda prosedür nasıl olacak? 

Öncelikle, herhangi bir kişinin ABD'deki statüsü konusunda, bu durumun kişinin gizlilik haklarıyla ilgili ilkelerimize bağlı olduğunu belirtmeliyim. O nedenle, bu vaka özelinde konuşamam. Size söyleyebileceğim, müttefiklerimizden ya da stratejik ortaklarımızdan biri için önem taşıyan bir kişi hakkındaki etkileşim, bu konuları nasıl ele alacağımızı belirleyen yasal çerçeveye bağlıdır. Söz konusu durumda bu çerçeve ABD ile Türkiye arasındaki ilgili anlaşmadır. 

Fethullah Gülen konusu bu anlaşmaya uyuyor mu? Çünkü Türk tarafı, ABD'nin bu anlaşmaya göre mecburiyetleri ve sorumlulukları olduğunu kaydetti. 

Söylediğim gibi, bir kişi özelinde konuşamam. Size şunu söyleyebilirim, müttefiklerimizden ya da ortaklarımızdan herhangi biri, ABD'de yaşayan vatandaşlarından biri hakkında, bir iade ya da hukuki işlem talebinde bulunduğunda, bu konuyu devletimizin üç bağımsız ancak eşit organından ikisini devreye sokarak çok dikkatli ve titiz biçimde ele alırız; ki bu vakada bunlar, Adalet Bakanlığı ve adli sistem olacaktır. Sunulan kanıtları inceler ve kararımızı veririz.

Ancak ABD olarak henüz yazılı bir mahkeme kararı almadınız, değil mi? 

Söylediğim gibi, politikamız gereği vakalar özelinde yorumda bulunmuyoruz. Ancak alınacak herhangi bir talebi nasıl bir çerçeve içinde değerlendireceğimizi size anlatıyorum. 

Bu konuda çok detaylı konuşmak istemiyorsunuz. Ancak sizce bu konu ilişkiler için bir risk doğurabilir mi? 

Her iki toplumda da hükümetlerden ya da özellikle medyadan çok büyük ilgi gören ve halkın ilgisini uyandıran bir konu olduğunda, hareketlerin yanlış anlaşılması riskinin her zaman var olduğunu düşünüyorum. Bizim bakış açımıza göre, tam da bu nedenle bir sürece dahil olan herkesin durumla ilgili yargıları ve değerlendirmeleri, fikirlere değil olgusal gerçeklere dayanmalı.

Peki. Türkiye'ye ilişkin bir diğer konu da, eğer izin verirseniz, size bir iç meseleyle ilgili soru sormak isterim. Bir ABD Büyükelçisi olarak, Türkiye'de yönetim biçiminin başkanlık sistemine dönüştürülmesi konusunda yürütülen tartışmaları nasıl görüyorsunuz? Yani, ABD başkanlık sistemini düşündüğünüzde, güçlü ve zayıf yönleri nelerdir? Türkiye için de bu sistemi tavsiye eder misiniz? 

Sizin de belirttiğiniz gibi, bu bir iç mesele. Türk vatandaşlarının karar vermesi gereken bir konu. Bizim bakış açımıza göre, bu toplumsal bir tartışma ve münazara konusu olmalı ve toplumda tartışıldığı ve değerlendirildiği süreçte çok çeşitli fikirlere saygı gösterilmeli. Bizim bakış açımızdan, bizim sistemimiz 238 yıllık bir deneyimleme ve iyileştirme sürecinin sonucu. Zaman zaman değişiklikler yapmayı hala tartışsak da, bizim için bu sistem iyi işliyor. Neden bizim için bu kadar iyi işliyor? Çünkü biz, üç birbirinden bağımsız ama kendi içinde eşit devlet organını kapsayan ve aynı zamanda oldukça titiz işleyen bir denetim ve denge ağına sahip bir sistem yarattık. Böylece güç üç kolun tamamına dağılıyor. Başkanımız hem devletimizin hem de hükümetimizin başı. Ancak herhangi bir zaman, herhangi bir yerde, herhangi bir şeyi yapma konusunda tam güç ya da yetki kullanmıyor. Başkan bir dizi yasayla sınırlandırılmış durumda, Kongre tarafından onaylanan bütçe içinde hareket etmek zorunda ve icraatları ABD Kongresi'nin gözetim ve incelemesine tabi. Bunun bizim için çok etkili bir sistem olduğu kanaatindeyiz, ve tabii ki, eğer başkaları da bizim yapılanmamızda kendi toplumları için değerler görüyorlarsa, bu onların vereceği bir karar. 

Biraz da dış politika konularından bahsedelim. Dört yıldan uzun süredir devam eden çok önemli bir mesele var, Suriye. Türkiye ve ABD'nin bu konuda farklı yaklaşımlara sahip olduğunu biliyoruz. Suriyeli ılımlı muhalefeti eğitmek ve donatmak konusunda görüşmeler yapılıyor. Ancak üstünden birkaç ay geçmiş olmasına ragmen hala bir anlaşma görmedik. Bunun nedeni nedir? Sorun nedir?

Öncelikle izleyicilerinize ABD ve Türkiye'nin, Suriye söz konusu olduğunda birçok noktada hemfikir olduklarını hatırlatmak isterim. Esad'ın tüm meşruiyetini yitirdiği ve gelecekte demokratik bir Suriye'nin parçası olamayacağı konusunda hemfikiriz. Bu çatışmanın nihai çözümünün askeri güçle gelmeyeceği konusunda, birkaç yıl önceki Cenevre Bildirisi'nde belirtilen doğrultuda bir siyasi çözüm bulunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Ayrıca, sizin de bahsettiğiniz gibi, görüşmeler sonucunda bir siyasi çözüme varmak için en önemli yollardan birinin ılımlı Suriye muhalefetini desteklemeye ve güçlendirmeye devam etmek olduğu konusunda da aynı fikirdeyiz. Pek çok tarafın çekişme içinde bulunduğu bu ihtilafta, bunu gerçekleştirdiğimiz süreç karmaşık ve müdahil olan kişiler açısından riskler içeriyor. O nedenle, ılımlı Suriyeli muhalefetini eğitmeye ve donatmaya başladığımız zaman, bu faaliyetin başarılı olacağını garantilemek için, son derece sistemli, derinlemesine bir yaklaşım sürdürüyoruz. 

Esad'ın meşruiyetini kaybettiğini söylediniz. Önceliğin ne olduğu önemli bir husus. Biz ABD'den terör ve IŞİD ile mücadelenin öncelik taşıdığını duyduk. Bu halen Türkiye ile anlaşmazlık yaşanan bir konu mu? Çünkü, Türkiye'nin hedefinde Esad rejimi var, ve Türkiye, "IŞİD'den kurtulunca ne olacak, Esad rejimi onun yerini alacak" diye düşünüyor. Bu konudaki tartışmalar sürüyor. Öncelikler konusunda hala anlaşmazlık söz konusu mu?

Bunlar, karşı karşıya olduğumuz ve iç içe geçmiş bir dizi karmaşık sorun. Bizim bakış açımıza göre, şu anda bizim için ve bölge için en ciddi tehdit, DEAŞ'ın yarattığı tehdit. Bu nedenle bu sorunla başa çıkmak için koalisyonla birlikte çalışan tüm bölgesel aktörlere destek vermek ve Irak hükümetine ve Suriye'de DEAŞ ile halihazırda mücadele eden ve bu süreçte daha fazlasını yapmaya hazır olan unsurlara yönelik desteği artırmak konularına bu denli ağırlık veriyoruz. Bununla birlikte, Esad'ı masaya geri döndürmek konusunda baskı yapabilmeleri için ılımlı Suriye muhalefetini güçlendirecek adımlar atmaya da devam ediyoruz. 

Bu konuda yapılan görüşmelere de değinmek istiyorum. Türkiye ve ABD yakın gelecekte bir anlaşma imzalayacaklar mı? Görüşmeler nasıl gidiyor?

Daha önce de belirttiğim gibi, bir dizi son derece kapsamlı detay konusunda çalışmaya devam ediyoruz, ki söz konusu detaylar, öldürücü güç içeren her konu için geçerli hususlar.

Ne tür detaylar?

Eğitimlerin hangi parçalarının kimler tarafından yürütüleceğine ilişkin sorumlulukların belirlenmesi, aynı zamanda lojistik ve kişilerin ihtiyaç duyulduğunda farklı yerlere nasıl taşınacağı gibi hususlar, askeri güçlerimizi ve sürece dahil olan uzmanları ilgilendiren konular. Anlaşmayı ne zaman imzalayacağımıza dair belirli bir tarih vermek istemiyorum, ancak çok yakın zamanda olacağını ümit ediyorum.

Netleştirmek istediğimiz bir diğer konu da şu, Türkiye'nin uçuşa yasak bölge ve güvenli bölgeler konusunda bir şart ortaya koyduğunu biliyoruz. Türkiye eğit-donat programını da bu pakete dahil ediyor mu? Bunu tek bir paket olarak mı görüyor? Bunu anlamak istiyoruz, çünkü eğit-donat anlaşmasının imzalanmamasının nedeninin Türkiye'nin koşullarının ABD tarafından karşılanmaması olduğuna ilişkin tartışmalar yapılıyor. Buna katılıyor musunuz?

Bu hususların birbirleriyle olan bağlantısını Türk devletindeki meslektaşlarıma ve mevkidaşlarıma sormanız gerekiyor. Benim söyleyebileceğim şu, hem Türkiye ile hem diğer müttefiklerimizle hem de Londra 11'lisinin üyeleriyle Suriye'de siyasi bir çözüme ulaşmak için atılacak adımlar ve uygulanacak baskıya ilişkin en iyi yöntemi nasıl geliştirebileceğimiz konusunda son derece yakın çalışmaya devam ediyoruz.

Teknik görüşmelerin detaylarına girmeyi çok istemiyorsunuz, ancak ABD, İncirlik üssünün kullanımı için Türkiye'den talepte bulundu mu? 

Koalisyonun tüm üyeleriyle birlikte, gerek ekipman ya da tesisler olsun, gerekse eğitim ve uzmanlık olsun, her bir üyenin yapabileceği potansiyel katkılara bakıyoruz. Katkı sağlamak istedikleri ölçüde, koalisyonun mümkün oldukça fazla üyesinden alabileceğimiz en fazla desteği almayı istiyoruz. Ancak sonuç olarak, koalisyonun her üyesi, hangi katkıların kendi yararlarına olduğuna ve ulusal güvenlik öncelikleri çerçevesinde neyi yapmalarının mümkün olduğuna kendileri karar verecek.

Sizin için en ciddi tehdidin terörle mücadele olduğunu söylediniz ve DEAŞ'tan bahsettiniz. Ancak aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelerde kimi zaman bazı tartışmalar oluyor ve bu dönemde ABD'yi suçluyorlar. Türkiye, terör örgütlerinin bu işin sonucu olmadığını düşünüyor, çünkü bu terör örgütlerinin bölgede ortaya çıkışının ardında bazı önemli nedenler olduğu belirtiliyor. Türkiye de bazen ABD'yi suçluyor, zira Türk yetkililerin "Eğer ABD, Arap Baharı süercindeki demokratik süreçlere tam destek verseydi, şu anki atmosfer ve resim farklı olurdu" dediklerini duyduk. Bu argüman konusundaki görüşünüz nedir?

Bu konuda birkaç şey söyleyeceğim. Öncelikle, bu süreç boyunca bu bölgede kendi geleceklerini seçmek isteyen insanlara verdiğimiz destek konusunda oldukça sağlam bir kaydımız olduğunu düşünüyorum. 

Şunu söylemeliyim ki, Türk basınında okuduğum bazı haberlerde ya da işittiğim bazı görüşlerde, kendi alaycı ve şiddet içeren siyasi amaçları için bir dini gasp eden bir grup insanın yükselişi konusunda bir şekilde Batı politikasının ya da ABD veya Avrupa'daki davranışların sorumluluk taşıdığının öne sürüldüğünü görüyorum ve bundan rahatsızlık duyuyorum. Yine bu konuya ilişkin olarak, sadece bir görüş üzerine odaklanmaktan ziyade gerçeklere bakılmasının faydalı olacağını düşünüyorum. ABD, her yıl Müslümanların çoğunlukta olduğu 5 ülkeye 7 milyar dolarlık dış yardımda bulunuyor. En fazla ABD dış yardımı alan 6 ülkeden 5'i Müslüman. Bu nedenle, tüm bunların, ABD'deki İslam karşıtı perspektiften kaynaklandığı görüşünün gerçekle uzaktan yakından ilgilisi yok. 

Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar'a geçtiğimiz günlerde verilen ödül, Türkiye'de tartışmalara neden oldu, çünkü ödül General Odierno tarafından verildi ve bu isim hakkında Türk toplumunun büyük hassasiyeti söz konusu. Yanlış biliyorsam lütfen düzeltin, ABD bu ödülü (Akar'ın) Suriye'de göstermiş olduğu çabalar için verdi. Bu doğru mu ve bu konudaki tepkilere ilişkin yorumunuz nedir? 

Aslına bakarsanız geçen hafta burada değildim, Washington'daydım. O nedenle bahsettiğiniz tartışmalara tanık olmadım ve gerçekten bu konuda yorum yapacak konumda değilim. Ancak şunu söyleyebilirim; ordumuz, ikili ilişkilerimizi ve ortak çalışmalarımızı güçlendirmek için kariyerleri süresince güçlü katkılarda bulunduğuna inandığımız yabancı ordu mensuplarına sıklıkla ödüller verir. Bu, NATO müttefikliğimiz çerçevesinde de, Afganistan örneğinde olduğu gibi uluslararası güvenlik destek güçleri ya da benzeri girişimler kapsamında da olabilir. 

Türkiye'de yürütülen barış sürecine de değinmek istiyorum. Bu konu yalnızca Türkiye'ye ait bir mesele değil, Suriye ve Irak'taki ayakları nedeniyle bölge için önem taşıyan bir süreç. Bu süreci nasıl takip ediyorsunuz? ABD'nin perspektifinden bakıldığında görüşmeleri nasıl buluyorsunuz? ABD olarak umutlu musunuz, sürecin bu kez barışla sonuçlanacağına inanıyor musunuz?

Kesinlikle böyle sonuçlanmasını ümit ediyorum ve bu süreci güçlü biçimde desteklemeye devam ediyoruz. Türkiye halkına çok fazla acı getiren bu korkunç ihtilafa son verecek bir yol bulunmasının önemli olduğunu düşünüyoruz ve sürece dahil olan taraflara, istemeleri durumunda, her zaman destek vermeye hazırız. Aksi halde de, desteğimizi açık şekilde sürdürüyoruz.

Burada sormak istediğim, barış sürecinin geleceğiyle ilgili kısa bir soru var. Kürtleri temsil eden HDP seçimlere parti olarak girme kararı aldı. Selahattin Demirtaş AB büyükelçileriyle bir araya geldi ve sizin de Demirtaş ile görüştüğünüze dair söylentiler var. Öncelikle böyle bir görüşme gerçekleşti mi? Ayrıca, HDP'nin seçimlere parti olarak girmesi konusunda, Kürt-barış süreci bağlamında endişeleriniz var mı?

Toplumun geniş kesimlerinden ve gerek hükümet içinden gerekse hükümet dışından pek çok kişiyle bir araya geliyorum. Bu, Türkiye'de yaşananları anlamak için gösterdiğimiz çabaların bir parçası. Pek çok siyasi kesimin liderlerinin yanısıra Sayın Demirtaş ile de görüştüm. 

Ne zaman?

Sanıyorum geçen ay. Demokratik toplumlarda çok çeşitli seslerin, perspektiflerin ve görüşlerin duyulması ve temsil edilmesinin önem taşıdığına inanıyoruz. Bizim ABD'de deneyimlediğimiz gibi, canlı demokrasiler güçlü oluyorlar, çünkü çeşitlilik taşıyorlar, başka görüş ve düşüncelere toleransla yaklaşıyorlar. Ayrıca, en iyi politikalar da farklı görüşlere sahip insanların yürüttüğü sağlıklı ve canlı tartışmalar sonucunda ortaya çıkıyor. O nedenle, ister Türkiye'deki medya alanı olsun, ister eğitim kurumları, parlamento ya da toplumun büyük kesiminin görüşlerinin yansıltıldığı devletin diğer alanları olsun, farklı görüşlerin ve seslerin dile getirilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. 

Sonuçta (HDP'nin) meclis dışında kalma, yüzde 10 barajını aşamama ihtimali konusunda endişe taşıyor musunuz?

HDP'nin yaptığı seçimler kendisini ilgilendirir. Ayrıca, öyle görünüyor ki seçim manzarasına ilişkin değerlendirmelerini yapıyorlar ve kendi bakış açıları ışığında bilgi sahibi olarak bir karar alıyorlar. Seçimde nasıl bir sonuç alacaklarını göreceğiz. Bence önemli olan, seçimlerin ve kampanyaların, Türkiye'nin oy verecek her bir vatandaşının çok çeşitli partileri ve persektifleri dinleyebileceği ve bilgilenerek seçimini yapabileceği bir şekilde gerçekleştirilmesi.

Sayın Büyükelçi, Ermeni meselesi hakkında da konuşmak istiyorum. Bu yıl, Türkiye'nin "tehcir", Ermenilerin ise "soykırım" olarak nitelendirdiği bazı çarpıcı olayların 100. Yıldönümü. ABD Başkanı Obama, önceki yıllarda bu olaylara ilişkin olarak "Büyük Felaket (Meds Yeghern)" ifadesini kullandı, bu yıl ABD'nin ve ABD Başkanı'nın poziyonunda bir değişiklik olacak mı?

Söz konusu olayların yıldönümünde, Başkan'ın ya da Kongre'nin neler söylemeyi seçeceği ve nasıl bir tanımlama kullanılacağı konusunda yorumda bulunamam. Ancak, bu konudaki politikamızın değişmediğini söyleyebilirim. Politikamız gereği, 1915'de yaşanan korkunç katliamları ve trajedileri çevreleyen gerçeklerin tam, dürüst ve adil bir şekilde kabulünün, hem Türkiye'nin hem de Ermenistan'ın vatandaşlarının, aynı zamanda o dönemde acı çekenlerin soyundan gelen nesillerin yararına olacağına inanıyoruz.

Türkiye'nin 24 Nisan daveti için ne düşünüyorsunuz? Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan Çanakkale Savaşları'nın 100. Yıldönümünde düzenlenecek anma töreni için dünya liderlerine davetiyeler gönderdi. ABD'ye bir davet ulaştı mı ve ABD'den kimse törenlere katılacak mı? Ayrıca, bu davetin Ermenilerin anma törenleriyle aynı gün yapılacak olması konusunda neler söylersiniz, değerlendirmeniz ne olur?

Bu daveti, üst düzey yetkililerimize gönderilen ve dünya çapındaki sorumlulukları ışığında dengeli biçimde ele almaya çalıştıkları diğer davetlerle birlikte değerlendiriyoruz. Bildiğiniz gibi, küresel bir güç olarak ABD'nin ve en üst düzeydeki yetkililerimizin aynı anda yapmak istedikleri ve birbiriyle çakışan pek çok şey bulunuyor. O nedenle, Çanakkale'de nasıl temsil edileceğimizi söylemek için henüz çok erken.

Anma törenlerinin zamanlamasına ilişkin olarak şunu söyleyebilirim; biliyorsunuz 1915'te pek çok topluluk için son derece derin duygulara yol açan çok fazla acı yaşandı. Anma törenlerinin, acı çekmiş her topluluğun, söz konusu olayları, hayatını kaybedenlere saygı duyan bir şekilde anmalarına, acıları kendi yöntemleriyle kabul etmelerine ve ölülerini saygıyla yad etmelerine imkan tanıyacak şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Biraz da Irak'tan bahsetmek istiyorum. Şu sıralar gündemin ana konusu değil, ancak ABD'nin, Irak'ın yeni başbakanı İbadi'nin politikalarını nasıl bulduğunu merak ediyoruz. Çünkü Irak'ta şu anda bir kaos söz konusu ve bazı analizlere göre bunun nedeni Maliki'nin politikaları. Yeni başbakanın politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu politikalar etnik çatışmayı durduracak mı? 

Başbakan İbadi'nin başarılı olması ve hükümetin, Irak'ın tüm vatandaşlarında ulusal hükümetin tüm Iraklıları temsil ettiğine dair inancını pekiştirecek adımlar atması hem Türkiye'nin hem de ABD'nin çıkarına. Önceki hükümet döneminde yaşanan ve mezhepsel nitelik taşıyan önemli gerilimlerden bahsettiniz. Biz zamanında bunların karşısında durduk. Uzun yıllardır, Irak vatandaşlarının, düzgün şekilde işleyen, güvendikleri ve demokratik bir hükümetin vermekle sorumlu olduğu tüm hizmet ve olanakları sunan bir hükümet kurmalarına yardım etmek için çok çalışıyoruz. 

Türkiye ve ABD, Irak'ta nasıl bir işbirliği içine girecek? Bundan sonraki adımlar ne olacak? 

Irak'ta Türkiye ve ABD arasında hali hazırda iyi ve büyüyen bir işbirliği var. Türk devletinin, görevdeki bu ilk günlerinde güç kazanmaya çalışan Başbakan İbadi'ye ve hükümetine pozitif yaklaşması çok önemli bir katkı. Bunun yanında, DEAŞ tehdidine karşılık verebilmeleri ve DEAŞ'ın kontrolündeki toprakları geri almaları için Irak güvenlik kuvvetlerinin güçlendirilmesi ve Irak'ın tüm vatandaşlarının barışçıl bir ortama kavuşması amacıyla Türkiye ve ABD'nin diğer ortaklarıyla birlikte yürüttükleri çalışmalar da önem taşıyor.

Türkiye ve Kuzey Irak son yıllarda stratejik bir ortaklık, stratejik ilişkiler kurdular. Doğrudan sorayım, bu ilişki ABD'yi rahatsız ediyor mu? 

Türkiye'nin Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilişkisi Türkiye'nin karar vereceği bir husus. Türkiye'nin Bağdat ve Erbil ile ilişkilerini, istikrarlı, barışçıl ve tüm Iraklı vatandaşlara bir gelecek sağlayacak yeni bir Irak'ın şekillenmesine önemli bir katkı olarak görüyoruz.

İki dakikamız daha var, Türkiye- İsrail ilişkileri ile bitireyim. Hala ilişkileri normalleştirecek bir anlaşmaya varamadık. ABD perspektifinden baktığınızda, sorunu nerede görüyorsunuz? Neden iki taraf bir araya gelemiyor? 

Öyle görünüyor ki, Türkiye ve İsrail arasındaki anlaşmazlığın büyük bölümü, İsrail-Filistin meselesi ve Filistin ve İsrail'de iki devletli çözüme ulaşılması konusundaki çalışmalar etrafında sürüyor. Müzakere sürecini güçlendirmeye yönelik çabaları güçlü biçimde desteklemeye devam ediyoruz. 

Bu konuda bir inisiyatif görecek miyiz? 

Şimdiden bir fikir beyan etmezdim. Bu tarafların vereceği bir karar. Ancak biz, özellikle de bölgenin genelindeki zorluklar ve istikrarsızlık düşünüldüğünde, güçlü , verimli ve ilerleyen bir ilişki kurmalarının hem İsrail'in hem Türkiye'nin yararına olacağına inanıyoruz. 

Sayın Büyükelçi, programımıza katıldığınız ve yorumlarınız için çok teşekkürler. 

Amerika'nın Ankara Büyükelçisi John Bass konuğumuzdu. En son olarak Türkiye-İsrail ilişkilerinden, Türkiye'deki başkanlık sistemi tartışmalarına, Fethullah Gülen'in iadesi talebinden Amerika'nın buna nasıl tepki vereceğine, nasıl yanıt vereceğine kadar bir dizi konuyu konuştuk. Ankara'dan iyi günler...
ETİKETLER:
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »