21°CAnkara / Diğer İller
IMKB: 56.726Dolar: 1,8275Euro: 2,3325Altın: 619,77
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Levent Tüzel:

Levent Tüzel: "Kürtler ortak yaşam istiyor"

13 Şubat 2012 Pazartesi 17:00

Eski EMEP genel Başkanı Levent Tüzel kürt hareketini değerlendirirken, "Kürtler, başlangıçta bağımsız kürdistan diye bir hareket başlattılar ama bugün bu ülke topraklarında birlikte yaşamak istiyorlar" şeklinde konuştu.

Emek Demokrasi ve Özgürlük blokunun desteği ile İstanbul'dan milletvekili seçilen eski EMEP genel Başkanı Levent Tüzel ile Türk solunun içinde bulunduğu durumu ve BDP'nin faaliyetlerine bakışını konuştuk. 

Sayın Tüzel siz sosyalist kültürden geliyorsunuz. BDP ile birlikte bağımsız seçime girdiniz ama BDP grubu içinde yer almadınız. Neden?

Emek Demokrasi Özgürlük Bloğunu temsil ediyorum ben. Yer almadığım grup Barış ve Demokrasi Partisidir. Bizim 12 haziran seçimlerinde bir birlikteliğimiz vardı Emek, Demokrasi Özgürlük bloğu adıyla. Bir çatı altında toplandık. İsteseydim BDP grubuna da girebilirdim, siyasal ve sayısal anlamda bir ihtiyaç duyulsa yine girerim. Ama bu, emek, demokrasi, özgürlük taleplerinin ifade edilmesi çerçevesinde bir sınırlayıcılık oluşturur düşüncesiyle BDP'de olmadım. 

Özel bir nedeni mi var?

Evet. Bu seçim kampanyasında söylediklerimin arkasında durduğumun bir sonucudur. Genel Başkanı olduğum EMEP'e de geçmedim bugün için buna ihtiyaç duymadım. Kendimi tanıtırken ben "Halkların Demokratik Kongresi"nin sözcüsü olarak tanıtıyorum.

Nedir Halkların Demokratik Kongresi. Bir yeni siyasal örgüt çalışması mı?

Blok çalışması bu. Halkların Demokratik kongresine 20'yi aşkın siyasi yapı katıldı. İnanç çevreleri, çevre örgütleri ve yok sayılan bir çok kesimleri kucaklayacak, onları da bu ortaklaşa çalışmaya katacak bir  platformu oluşturduk. 

Neden kongre?

Çünkü kongre tarzı örgütlenme yani, biz siyasi formda bir araya gelemeyecek kadar farklı siyasi  düşünceye sahip gruplar olarak, çok daha geniş bir çevrenin uygun göreceği bir örgütlenme modelini seçtik. Bu kongredir.  Türkiye'nin 81 ilinde 22 bölgede bu çalışmayı yaparak meclislerini oluşturarak ve kimliklere ve halklara yönelik talepleri, kadınların, çevrecilerin talepleri gibi geniş bir platformun taleplerini biz orada ilan ettik. Şimdi hedeflerden bir tanesi de seçim dönemlerinde halkın birleşeceği bir seçenek olarak halkın karşısına çıkmak. Bir yandan da partileşme sürecine doğru gitmektir bu. 

Partileşmenin amacı ne?

Çalışma yaşamı, kıdem tazminatı, alevilerin talepleri, Kürt sorununun çözümü, lezbiyen, gey, biseksüellerin talepleri, kadın derneklerinin talepleri, ekolojik ve  çevre gruplarının talepleri gibi bir çok alanda çalışmalar yaparak,  önümüzde bekleyen seçimlere hazırlanmak. Bunları bir parti içinde temsil edecek yapıya doğru gitmektir.  Ve kurulan komisyonu bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Biz istiyoruz ki öncelikle bir arada çalışma kültürünü eşit haklar çerçevesinde pratik ilkeler temelinde, herkesin söz hakkına katılması temelinde birlikte üretelim.  

Bir nevi sosyalist parti programi yani...

Buna Sosyalist parti demiyoruz. Neden? Öncelikle demin söylediğim farklı yapılar, bizim önümüzdeki en önemli sorun olarak gördüğümüz demokratikleşme,  demokratik bir iktidar. Bunun için bütün engellerin temizlenmesidir. Sonra, demokratik bir anayasa, Kürt sorunundan dolayı sürmekte olan bir savaşın durdurulması. Buna bir sosyalist parti kimliği vermek,  bu bağlamda doğru olmaz düşüncesindeyim ki, içlerinde ne kadar sosyalistler olsa da emekçi kesiminin, işçi kesiminin yani bunların taleplerinin de karşılanması temelinde  hareket eden örgütler var.

Özetlemek gerekirse; Ülkemizin en öncelikli sorunu demokratikleşme sorunudur. İşçi sınıfının da demokratik şartları açısından, ezilen kimlik, inanç ve derin demokratikleşme talepleri açısından  öncelikle kazanılması gereken şey demokrasidir. Bunun için sosyalist parti demiyoruz.

ÖNCE ANAYASADA DA EŞİTLİK GEREK

Size göre öncelikli sorun kürt ya da terör sorunu mu?

Kürt sorunu bir bakıma bölgedeki emperyalist politikalarla ilişkili, uluslararası bir sorun haline gelmiş durumdadır. Kürt sorununu tabi ki yok saymak, çözüm için askeri ve güvenlik konseptini temel almak yanlıştır. Burada talepkar olan geniş bir çevre, demokratik talepleri olan bir kitle var. Türkiye demokratikleşecekse önce, bir ortak yaşamı kazanması gerekiyor. Yeniden birlikte, başta Türkler ve Kürtler olmak üzere eşit haklar temelinde buluşmalıdır. Bu anayasa demokratik bir anayasa olacaksa, barışı kazanacak bir ortak yaşam anayasası olması lazım. Oysa, AKP en demokratik söylemlere sahipmiş gibi görünürken, muhalefete karşı son derece hoşgörüsüz iç tüzük tartışmalarında da görüldüğü gibi.  

KÜRT SORUNU AKP' NİN AYAKLARINA DOLANIYOR.

Peki Kürt sorunu dediğimiz sorun nasıl çözülecek?

Kürt sorunu öncelikle halkı dinleyerek çözülür, biz sayın başbakana bunu söyledik. Komşu ülkeleri yöneten Suriye'yi, İran'ı, Mısır'ı yöneten iktidarlara karşı hep halkınızı dinleyin mecliste de temsil edenleri dinleyin dedik. Ama, Başbakan bu talebi dile getirenleri dinlemiyor.

Tabii ki Kürt halkını dinlemiyor. Özellikle de ana dilini isteyen, kimi zaman demokratik özerklik diyen, siyasi operasyonlara son verin diyen gelin bunları masada çözelim diyen , mecliste de temsil edilen ve geniş bir halk desteğine sahip olan bir siyasi hareketi muhatap almayan bir başbakan var. Ve şimdi bunu bir yargısal operasyona dönüştürmüş bir başbakan veya insan,  dünya tarihinde yoktur herhalde.

ANLAYIŞ SAKAT

Kendi ideolojik görüşünü adeta halka dayatan bir anlayış terk edilmelidir artık. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz.  AKP bunu yapabilir mi? Dünyadaki ve bölgedeki gelişmeler ABD ve bir takım batılı güçlerle girilen eş başkanlık ve bölgesinde aktif siyaset,  güç olmak gibi benzeri  siyaset ve iddialar iktitar partisine yol haritası oluyorsa; burada bir sorun vardır ve bu da ayaklara dolaşan  Kürt sorunu'dur

Kürt halkı, Kürt siyasi talepleri onun dile getirdiği çözüm önerileri bölgedeki emperyalist politikalarla da iç içe geçmiş bir durumda. O nedenle bir açmazın ve girdabın içine sürükleniyor AKP. Tarihin ve toplumların akışı bu çatışmaları sonlandıran ülkelerin deneyimleri, ister istemez bu konunun böyle gitmeyeceğini de gösteriyor, Arap ülkelerindeki gelişmeler Kürtlerin ve ezilen halkların bu süreçten etkilendikleri de bir gerçek. Bunu, Kürtlerin baharı açısından değil de en azından bu 35 yılı geride bırakan bir isyanın, bir savaş ortamının artık bir şekilde bir çözüm istekleri diye değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Ne isteniyor sizce?

İstenilen şu: "Biz artık eşitlik,  çocukları anadilinde eğitmek, dil ve kültürü geliştirmek. Bunu sosyal yaşamda kullanmak istiyorum" diyen milyonlarca insan var. AKP  ise "Sana izin verirsem bir ulus oluşur"  yaklaşımında soruna yaklaşıyor. Buna izin veremem dayatması nereye kadar gider ve bu sorunu daha kötü noktalara kadar taşımaktan başka bir şey değildir.

ÖZERK BİR KÜRDİSTAN TALEBİ VAR AMA

Kürt hareketi için söylenenler, yok işte birilerinin maşasıydı bugün için derin devletle ve bir takım illegal kuruluşlarla bağların kurulması gibi aslı astarı olmayan şeylerdir. Kürtler, başlangıçta bağımsız Kürdistan diye bir hareket başlattılar ama bugün bu ülke topraklarında coğrafi ve siyasi yapısı bölünmeden bir demokratik yöntemlerle yerinden yönetim, demokratik özerklik gibi bir takım isimlerle dillendiriyorlar. Ve bu şekilde bir demokratikleşmeyle bir arada yaşayabilmek gibi bir talepleri var.  "Ulus kavramını bir arada birlikte sürdürelim deniyor. Tek bir Türk ulusu, tek bir Kürt ulusu değil;  biz de varız bizim hakkımızdır bu yönetim. Bizim elimizden alındı haklarımız" diyorlar. Bunu bir bölünme olarak algılamamalı insanlar.  Bu bölgede yerel bir parlemento olabilir, yerel yönetim olabilir gibi modeller tartışılabilir deniyor. Türkiye'nin üniter yapısını bozmadan.

İşe, haklar özgürlükler ve anadil olarak bakınca, istenilenin özerklik olduğu çok aşikar değil mi?

Merkezi hükümeti ortadan kaldırmadan, ama Ankara'nın, her şeyin tek belirleyicisi bir merkezi hükümet olmasın gibi modeller öneriliyor. Bunlar ileride ele alınacak öneriler. Öncelikle acil olarak bunları konuşulabilir bir ortama, insanların konuşacağı ve  ölmeyeceği siyasi işleyişin sürdüğü demokratik bir anayasanın yapılması ve güvenlik konseyinden çıkarmak gerekiyor. 

KÜRTLER ABD POLİTİKASINA KARŞI

Kürtler esas itibarıyla ABD'nin politikalarına karşılar. ABD gibi emperyalist ülkelerin ajandalarında, bilinç altında vardır. Bunu önleyecek esas olan şey eşit haklarını kazanarak böyle emperyalist projeleri bozmaktır. Bundan korkmak yerine, aksine özgürleştirerek ve kimlik kazandırarak bu tür kaygıları gideririz. Kürtler  "Siz bizi kovsanız da gitmeyiz. Ayrı bir devlet kurmak niyetinde değiliz"  diye bas bas bağırmaktadırlar. AKP iktidarı böyle halkın desteğini almış bunu yapabilecekken siyasi tercihler ve korkularla, bölgede büyük devlet olmak, Osmanlı hezeyanları ve Kürtleri bir ayak bağı olarak görmeleri buraya çözüm üretemiyor.  Ben siyasi diyalog kurmak istiyorum bu konuda hükümetle ortak bir çalışma yapmak istiyorum diyen BDP'nin bütün siyasi kadroları neden tutuklandı acaba?

Öcalan'ı kötüleştirici, dışlayıcı söylem henüz bugün terkedilmiş değil. Devletin başlatmış olduğu müzakere sürecini sürdürmek, İngiltere- İrlanda örneğinde de görüyoruz. Bir takım ortak komisyon çalışmalarına devam etmek gerekir, sorunları çöze çöze gitmek gerekir. "Sen burada terör örgütlüyorsun" denerek politikacısı, gazetecisi, avukatı tutuklanırsa, burada savaşın yolunu göstermek istiyorsun demektir. AKP samimi değil bu konuda nefreti izleyip provakatif bir siyaset izlersen samimiyet olmaz. 

AKP EMPERYALİSTLERİN TEMSİLCİSİ

Bu kapitalist toplumda piyasa koşullarında başta eğitim ve sağlık olmak koşuluyla ticarileştiği, herkesin parası olduğu kadar yaşam hakkı düşüncesinin hak kazandığı bir dönemde bunun gerçekleşmesi mümkün değil. Gelir adaletsizliğini ve büyüyen uçurumu görmezden gelinemez. Her krizde büyük sermaye kesimine kazandıran ve temsilcisi bugün AKP dir. Çalma çırpma ve tüccar siyaset izlemektedir AKP. Kendi çevresini ve arka bahçesini güçlendiren, besleyen bir 10 yıl bunun tablosudur. 12 eylül, 24 ocak kararları Özal süreci, Kemal Derviş programının aslında AKP  ile sürdürülüyor olması, İMF ile dünya bankasının programının yürürlükte olması o zirvelerde alınan kararlara bakıldığında bu neo- liberal, emperyalist, kapitalist sistem bizim gibi ülkelerde biri yer biri bakar durumunun sürdürülmesi işsizlik ve yoksulluktan başka bir şey üretmiyor. 

Bütün dünya ülkeleri de Araplarda, Avrupa ve bölge ülkelerinde olduğu gibi milyonlarca insan hoşnutsuzdur. Bu ülkelerin ortak sorunları işsizlik ve yoksulluktur artık, giderek anti demokratik uygulamaların buralarda yaygınlaşması grevler, direnişler yani işçi sınıfı ideolojisi anlamında bunun bir topyekün bir değişime ve bir halk egemenliğine devletin demokratik bir halk iktidarına dönüşmesi öncelikle örgütlü bir işçi sınıfını ve emek hareketini gerektirir. Türkiye de bu durum oluşmuş mudur? Evet oluşmuştur. AKP 10 yıllık iktidarı sürecinde bu çelişkileri daha da güçledirmiş ve geliştirmiştir. Ezilmiş, inanç sahibi gariban ve mazlum insanlar iyi şeyler yapacak diye oy vermişlerdi AKP ye bu görüntü ülkenin nesnel gerçekleriyle çelişen bir görüntüdür ve görecelidir geçicidir. AKP Emperyalistlerin bir dediğini iki etmeyen politikalarla adım adım kendi sonunu da getiren bir süreçtedir. Sözde ekonomik büyüme birilerini büyütmektedir ama milyonlarca insanı açlığa mahkum etmekten başka bir şey değildir.  

KAPİTALİZM CAN ÇEKİŞİYOR

Kapitalizmle insani değerler hiç bir zaman yan yana gelemez, Muhafazakar demokratlık yan yana gelemez,  ya öyle emperyalistler Güney Avrupa, Afrika ve Orta Doğu gibi ülkelerde bir takım çıkarları değiştirerek durumu idare etmektir ama şu bir gerçektir ki kapitalizm can çekişiyor uzun bir zamandır. Başka bir değişime gitmesi gereken bir doygunluğa gelmiştir ve o nedenle kırılganlığa gelmiştir. Ortadoğudaki hareketler bir halk hareketidir diyorum, iktidarlarına karşı iş, aş isteyen ve adalet isteyen talepleri vardır o halkların Mısır Tahrir alanında 2. bir ayaklanmanın olması kolay bir kontrol altına alınacağını göstermiyor. 

İŞÇİ SINIFI NEREYE GİTTİ?

İşçi sınıfı yok mu oldu. neden haklarını savunamıyor?

İşçi sınıfı yok olmadı ama işçi sınıfının örgütlü yapısı başta sendikalar olmak üzere yok olma derecesine geldi 12 eylülün marifeti olarak. Memurların ilk örgütlenme şekli KESK tir. Devlet burada kendi sendikasını da yaratarak bir bölünme yaratmıştır. KESK de kendi iç yetersizliklerinden dolayı bu süreçte yeterli bir mücadele örgütleyemediğinden sesleri cılızlaşmıştır. Zayıf da olsa her zaman için yeniden ayağa kalkma bu talipkar emeğin mücadelesinde toparlanıp aya kalkabilecek bir gücü de vardır. Kamu çalışanlarının KESK olsun KAMU-SEN ortak sorunları vardır ve bir arada mücadele edebilecek bir ortak zeminleri de vardır. Onun için karamsar olmak gerekmiyor.

Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

 

TÜZEL KİMDİR:

1961 Giresun doğumlu, Avukat Leyla Han Tüzel ile evli ve Taylan isimli bir oğlu var. 

İstanbul’da oturuyor. İlkokuldan Üniversiteye eğitimini İstanbul’da gerçekleştirdi. Avukatlık mesleğini sürdürürken İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneğinde yöneticilik yaptı.  1996 yılında kurulan Emek Partisi’nin (EMEP) Genel Başkanlığını milletvekili seçilene kadar sürdürdü. 

2007 genel seçimlerinde İzmir 1. Bölge’den emek ve demokrasi güçlerinin (Bin Umut Adayları) bağımsız milletvekili adayı oldu. 

12 Haziran 2011 tarihinde yapılacan genel seçimlerde Türkiye'de en fazla oyu (143.741) alarak İstanbul bağımsız milletvekili seçildi.


Etiketler: BDP, Suriye, İran, İngiltere, AKP
YORUMLAR
minaz
@nedim
Buraya yorum yazan Allah'ın öküzleri. Siz ve sizin gibi dar görüşlü örümcek kafqalı faşistler oldukça bu memleket düzelmez herhalde........
07 Mayıs 2012 Pazartesi 14:12
benden fazla hakları var
@rakım efendi
ortak yaşamıyomuyduk biz been öyle biliyordum başbakan cumhurbaşkanı vekil belediye başkanı iş adamı tc kimliği altında olmuyorlarmıydı bırakın safsaklamayı hadin aradan daha ne istiyorlarki
04 Mayıs 2012 Cuma 22:33
efendi olun.hainliği bırakın
@gaz.
ortak yaşantı var..bak ihanet ettiğiniz halde meclistesiniz...ayrımız gayrımız yok..sen ben yok görüyorsun hepimiz biriz.amma ermeni asıllılar hainlikğe devam ediyor..hainliği bırakın adam olun...
02 Nisan 2012 Pazartesi 08:25

RÖPORTAJ

ANKET

Memur zammında hükümet sizce sendikaların istediği rakamı verecek mi?

SPOR