

Bahçeli'den çarpıcı açıklamalar
02 Eylül 2010 Perşembe 22:05MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Show TV'de Siyaset Meydanı'nda referandum ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Ali Kırca'nın hazırlayıp sunduğu Siyaset Meydanı'nda Bahçeli gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İşte Bahçeli'nin konuşmasından satırbaşları...
Başbakan devletimizin çok yönlü kaynaklarından yaralanarak seçim propagandalarında görüldüğü gibi referandumda da çok sayıda toplantı ve mitingler yapıyor. Referandum süresince her siyasi partinin söylemleri, siyasi üslubu sarsarak yapılan konuşmalar sırasında 3 Eylül’de Diyarbakır’da yapacağı mitinge farklı anlamlar yükledi. Halkın beklentilerini, bu söylemler yükseltti.
Kılıçdaroğlu da Tunceli’de bulunduğu sırada genel af kavramını dile getirdi. Ben de Balıkesir’de halk oylaması sürecinde böyle bir kavramın kullanılmasının gaflet olduğunu söyledim.
Diyarbakır halkı, PKK’nın siyasallaşma sürecinde ortaya konan taleplerin karşılanması konusunda AKP ile bir anlaşma zemini sürdüğü için, Sayın Başbakan’dan bu konuda net bir cevap istiyorlar.
Boykotton 'evet'e çevirme gibi gösterilmeye çalışılsa da, PKK ile BDP-AKP arasında bir rol paylaşımı var.
BDP neden boykot kararı alıyor? Bu karar 'evet'e dönüşecek mi, dönüşmeyecek mi?
Burada roller çok iyi oyanıyor. Ülkemizde PKK özellikle 1984'te Şemdinli saldırısı ile silahlı propaganda aşamasına geçti. PKK'nın böyle bir mücadeleye girmesindeki amaç nedir? Bu amaçtan bir sapma var mı?
PKK’nın temel amacı, 4 ülkede parça halinde bulunan Kürt kökenli insanların bağımsız olarak yaşamasıdır.
Güneydoğu’da kendisine egemen bir alan yaratarak, faaliyetlerini sürdürüyor.
Şehitlerimizin sayısı gittikçe arttıkça, siaysi görüşler, PKK ile mücadelede askeri yönden sonuç alınamıyor. Öyleyse siyasi bir çözüm bulalım dediler ve bu da Türkiye’nin düştüğü en büyük tuzak oldu. PKK da faaliyetlerimi yürütür, istikrarsızlıklarla can kaybına sebep olursam, önemli bir mesafe katedebilir miyim düşüncesine neden oldu.
Burada bazı dönüm noktaları var. Obama’nın TBMM’de yaptığı konuşma, David Philps adlı araştırmacının yaptığı çalışmalar, Demokratik Toplum Kongresi adı altındaki yapılanma gibi yapılar bazı talepleri dile getirmeye başladılar.
Yapılan çalıştaydan itibaren önce PKK açılımı denildi, Kürt açılımı denildi, tepki olunca da demokratik açılım dediler.
Yapılan görüşmeler, diğer devlet organlarının kurduğu temaslar ile gelişme süreci ne oldu? Meclis’te temsil edilen siyasi aktörler beklenti içine girmeye başladılar. Demokratikleşme sürecini de maske yaparak, talepler karşılanırken, hedeflerine ulaşmaya başladılar.
"Açıklama yapmazsan, açıklarım"
Başbakan’ın yaptığı çalışmalar ile ilgili kamuoyuna doğru bilgi vermesini istiyoruz. Demokratik açılım diye ifade ettikleri çalışmalarda neler yapıldı? Bu konuda Meclis’e bir açıklama getirilmedi. Ancak bazı gelişmeler oluyor. Kandil’de Murat Karayılan bir açıklama yapıyor. AKP Adalet Bakanı’nın devreye girdiğini, İmralı görüşmesinin bu sayede sağlandığı belirtildi.
Bunlarla ilgili açıklama yapmazsanız, biz açıklama gayretine gireriz.
Eylemsizlik kararı ile referandum süreci ile bir bağlantı olduğunu düşünüyorum.
PKK kimden talimat alabilir, MİT örneğin böyle bir görüşme yapıyor. Başbakanlık’a bağlı bir kurum bu. Başbakan’ın talimatı alınmadan bu görüşmeler yapılıyorsa, o zaman da başka bir sorun var Türkiye’de.
Türkiye’de var olan siyasi partilerimizin, grubu olan partilerimizin eğer seçim beyannamelerine ve parti programlarına bakarsanız bir Anayasa değişikliği üzerinde görüşlerinin olduğunu tespit edebilirsiniz.
Anayasa değişikliği arzusunun bulunduğu bir ortamda, 8 yılını tamlayan bir parti bir değişiklik arzuluyorsa, bunu iyi değerlendirmesi lazım.
Yapılan bu değişikliklerden kendi milletvekillerinin haberi bile olduğunu sanmıyorum. Peki bunu neden yapıyor? Bir Başbakan anayasa değişikliğini gerekli görüyor ise, neden bir uzlaşmadan kaçarak, bir emri vaki ile Meclis’e bir taslak sunuyor? Taslak görüşmeleri sırasında da hiçbir partinin görüşleri dikkate alınmıyor.
Sosyo-ekonomik sorunların derinleştiği bir ortamda, anayasa değişikliğini tartışmak zorunda kalıyoruz.
"Sayın Başbakan kime mahkumsun?"
Bizim aklımıza gelen herhalde Sayın Başbakan’ın gizli bir gündemi var.
Başbakan uzlaşmadan neden kaçıyor, taşınan gizli gündem kime, neyi mahkum bırakıyor? Biz MHP olarak bunları merak ediyoruz.
Başbakan bir TV programında anayasa değişikliğinin açılımın önemli bir adımı olduğunu söyledi. öne sürülen 29 madde içinde de böyle bir madde yok. Israrla iki kurum üzerinde duruyor. Yargı ile ilgili sayısal yönden Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu üzerinde ısrar ediyorsa, bunun altında bir şey aranmalıdır. Bağımsız yargının oluşması için geniş bir çalışma yapılması gerekirken, belli bir noktada ısrar edilmesi dikkat çekiyor.
2011’de daha geniş kapsamlı bir değişiklik oluyor diyor. O zaman bu değişiklik, demokratik açılım projesinin belli bir yasal zemini için ilk aşamasıdır.
8 yıldan bu yana her yönüyle tartışılan bir Türkiye var. Ancak YÖK, RTÜK, dokunulmazlıklar üzerinde bir teklif yokken, HSYK üzerinde duruluyor. AKP yargıyı kuşatma ve yandaşlaştırma mı amaçlanıyor?
Bu aşamada Türkiye çok uyanık olmalıdır. Bölücübaşı 4. AB Türkiye ve Kürtler Konferansı’na gönderdiği mesajda Anayasa değişikliğinde üzerinde durulan maddeleri dile getirir.
Dil kültür hakları resmiyete kavuşturulsun gibi yasal olarak mümkün olmayan talepler var.
Bazı maddelere itiraz edilememesi için bu referandum adım olarak kullanılıyor.
Korkularınız neler ki, 29 maddelik bir değişiklik ortaya koydunuz. Öyle maddeler var ki, yurtdışı çıkışları gibi, bunlar yasa ile de çözülebilir.
Sendikalara oylarınızı netleştirin, yoksa bertaraf olursunuz, huzuruma gelemezsiniz diyor. Başbakan padişah mı ki, görüşmek için belli kademelerden geçilsin.
"Halkımız üzerinde yoğun baskı var"
Ancak diğer siyasi partiler faaliyetlerini ortaya koydukları zaman baskı ile karşı karşıya kalıyoruz. Muhtara, esnafa baskı yapılıyor, afişler kaldırılıyor.
Kişiler açıkça tercihlerini açıklamaya korkuyor.
Sanatçılara olan sevgi evete dönüştürülerek, sömürülüyor. Böyle bir özgürlük olabilir mi? Birçok AKP’li nereye gidiyoruz diye hayır da diyebilir.
O dönemde 57 idam cezası vardı, biri uygular, diğerlerini uygulamazsa ne olurdu? Teröristbaşı o gün idam edilseydi, bölücü terörle mücadelede önemli bir duruş ve kararlılık ortaya koymuş olurduk.
Geçen süre içinde terör bitmedi, İmralı’nın terörü yönetme durumu bitmedi.
Bağımsız Kürdistan kurma hedeflerine aşama aşama yaklaşıyorlar. Terörün tamamen kazınması gerekir.
KCK yapılanması ile ilgili operasyonda kapatılan DTP genel sekreteri Kamuran Yüksek’in bilgisayarında 15 aralık 2008’de gerçekleşen Talabani ile Ahmet Türk görüşmesinin tutanaklarına rastlanır.
Ahmet Türk şöyle diyor: “Devlet PKK’yı tasfiye edecek. PKK’yı beğenmeyebilirsin ama olumsuz bir durum olabilir” Buna karşın Talabani şöyle der: “”Bayramda ateşkesin uzatılması konusunda taleplerim oldu. Silah bırakmadan yana değilim. Ateşkes Türkiye’de çalışmaların faaliyetlerini yükseltmek için olmalı”
Buna karşın Türk, “Başbakan Mit müsteşarını tüm ifadeleri benim ifademdir dedi” şeklinde konuşmuştur. Bunlar oldukça önemli belgelerdir.
Başbakan, Türkiye’de herhangi bir konu gündeme gelmişse ve bu iktidar için kötü bir imaj yaratıyorsa, hemen saldırmaya başlıyor.
"Yel kayadan bir şey alamaz"
Yapılacak referandumda 12 Eylül’le bir hesaplaşma söz konusu değildir. Burada bir aldatmaca vardır. Propaganda gücüyle 12 Eylül’cülerden hesap sorulacak tartışması başladı. 13 Eylül’de hesap sorun da görelim.
RÖPORTAJ
SPOR































