

"13 Eylül Türkiye için dönüm noktası olacak"
31 Temmuz 2010 Cumartesi 22:45Star Gazetesi yazarı Nasuhi Güngör, gündemdeki gelişmeleri Gazete5'e değerlendirirken çarpıcı açıklamalarda bulundu.
GAZETE5- Bütün bu davalarda siyasi iradenin “savcılık” görevine soyunduğu yönünde iddialar ortaya atıldı. Bu davaların tümüyle siyasetten bağımsız yürütüldüğüne inanıyor musunuz?
N.GÜNGÖR- Ülkedeki siyasi iktidarı yargıya müdahale anlamında bir güç gibi tanımlamak bana doğru gelmiyor. Şu anda öyle davalar var ki, doğrudan Başbakan’ın yakınları üzerinden devam ediyor. Eğer bir müdahale gücü olsa bence oralara müdahale ederdi.
GAZETE5- Cihaner davasıyla ilgili olarak bir takım cemaatlerin etkisinden söz edildi.
N.GÜNGÖR- Bazı ayrıntıları aslında kimse bilmiyor. Dava süreci nasıl başlamış, kim kimi sorguluyor bunlarda bir belirsizlik var. Türkiye’nin sivil dikta, baskı dönemi başladığı yönündeki eleştirileri dikkatle dinliyorum, dikkate alıyorum, ama doğru bulmuyorum. Siyasi iktidar bu tür eleştirileri dikkate almak zorundadır. Yok sayamaz. Bunları da gidermekle yükümlüdür. Herkesin kendi kaygılarını doğru anlamak gerekiyor. Cihaner davasına dönersek, Türkiye’de siyasi aklın değişimiyle ilgili galiba bazı kesimlerin kabullenmekte güçlük çekeceği nokta şurası. Bu söylediklerimin problemli alanlar olduğunu bilerek söylüyorum. 1920’li yıllardan, hatta Tanzimat’tan bu yana devlet aklıyla Türkiye’deki değerler arasında bir takım sorunlar yaşanıyor. Açık ifade edeyim, Müslümanlıktan bahsediyorum.
CUMHURİYETİ KURAN İRADE İSLAM KONUSUNDA 'PERHİZKAR' DAVRANDI
![]() |
Türkiye’de devlet aklıyla İslam arasında bir mesafe başlıyor. Daha önce devlet aklı içinde İslam daha barışık bir yerdeydi. Kimileri doğru kabul eder, kimileri kabul etmez. 20’li yıllarda bu mesafe daha da arttı. O günlerde devleti oluşturan Cumhuriyeti kuran irade, İslam konusunda biraz ‘perhizkar’ davrandı. Bu perhiz dönemi artık bitti. Türkiye’nin toplumsal dinamiklerinde İslam ve Müslümanlık her zaman çok önemli bir değer taşıyor. Bunu dünyadaki bir takım hareketlilikler üzerinden, politik ya da siyasi anlamda okumak niyetinde değilim. Bu Türkiye’nin toplumsal gerçeği. Bugün bu toplumsal hareketlilik kendisini siyaseten var kılmak istiyor. Buralarda çatışma alanları çıkması kaçınılmaz.
GAZETE5- Ne gibi çatışmalar yaşanacak?
N.GÜNGÖR- Herhangi bir kurumun başında olan insan, filan cemaati kabullenmekte zorluk yaşayacak. Veya herhangi bir toplumsal hareketlilik, bir başka kurumu hedef alarak yoluna devam etmeye çalışacak. Bunlar tabii şu an için arızalı durumlar. Ama bu süreci iyi yönetebilirsek başka bir yere geleceğiz. Herkesin birbirini kabul ettiği bir yere gelebileceğiz. Ancak Türkiye medyasındaki cehalet düzeyiyle bu tartışmaları sağlıklı izlemek mümkün değil. Onu da söylemek zorundayım.
GAZETE5- Şu an için barış içinde bir gelecek görebiliyor musunuz?
N.GÜNGÖR- Çok iyimser değilim. Ancak tekrar vurgulamak isterim. Bu topraklarda Müslümanlık ve İslam çok kalıcı bir değer, sahici bir değer. Herkes siyaset yaparken, kurumlarını oluştururken, siyasi aklını inşa ederken bunu dikkate almak durumunda. Bu sadece AK Parti’ye ya da muhalefete ait bir yükümlülük değil. Bütün alanlarda bunu görebilmek lazım.
GAZETE5- Müslümanlık elbette tüm toplumun sahip çıktığı bir değer. Ancak bu değerin savunuculuğunu cemaatlerin üstlenmesi bir sakınca doğurmuyor mu?
N.GÜNGÖR- Bu çok önemli bir soru. Eğer bir devlet kendi topraklarında toplumun sahip olduğu değerlerle barışma konusunda doğrudan kanallar oluşturamazsa, bir takım dolaylı kanallar devreye girer. Cemaatler de bunun bir örneğidir. Dolayısıyla koalisyonlar kurmak zorunda kalırsınız zaman içinde. Eğer bu tür koalisyonlardan hoşlanmıyorsanız, geçiş sürecinde İslamın ve Müslümanların bu topraklardaki sahici değerini kabullenirsiniz, o süreç kendi kendini şekillendirir zaten.
Bakın dünyayı tehdit ettiği söylenen, İslam adına yapıldığı iddia edilen bir takım hareketlerin, bu topraklardaki karşılığı yok. Bu toprakların kendine özgü bir İslam anlayışı var. Bu İslam anlayışıyla devlet barışmak zorunda. Bunu ya kendisi yapar. Ya da kendisi beceremezse, bir takım aktörler eliyle yapmak zorunda kalır. Böyle aracılarla, bir takım resmi ya da gayri resmi kurumlarla bu işi yaparsanız, toplumsal anlamda çok sahici sonuçlar üretemezsiniz. Toplum saatini ayarlarken kime bakacağını şaşırabilir.
GAZETE5- Cemaatler konusuna gelmişken, medya üzerinde de bir “cemaat” etkisinden söz etmek mümkün. Bir gazeteci olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
N.GÜNGÖR- Cemaat medyası olur mu? Olur. Dünyanın farklı toplumlarında da var. Bütün bunların varlığı değil sorun. Bunları yönetebilen bir büyük iradenin, bir siyasi aklın olup olmaması sorun. Bu söylediklerimiz sahada bütün alanı yönetebilecek hale gelirse bu problem. Kendi payıma aradığım, bütün bunları uyum halinde yönetebilen bir akıl… Katkı sağlamaya çalıştığım bu.
GAZETE5- Siz, özellikle muhalif kesimlerin “yandaş” olarak nitelediği bir basın kuruluşunda yazılar yazıyorsunuz. Yandaş mısınız?
N.GÜNGÖR- İnsanların bir kısmı gönül verdiği siyasi hareketi savunabilir, bunu abartabilir. Bir kısmı muhalefeti abartabilir. Ancak önemli olan sağduyuyu koruyabilmektir… Baştan beri üzerinde durduğum siyasi akıl… Sağduyuyu merkeze alan bir medya, üniversite, akademisyen ve entelektüel bir sınıf Türkiye’de var mı diye sorarsanız, bu açıdan bence kötü durumdayız. Türk medyasının bir kesimi çok uzun zamandır aynı insanlar, aynı algılar tarafından yönetiliyor. Türkiye ve dünyanın değişim dinamiklerini okuyamayan insanlar tarafından yönetiliyor. Burada bir sorun var. Diğer taraftan bir başka gelişme, değişimin dinamiklerini temsil ettiğini söyleyen insanların da medyada kurumsal olarak yer alma çabaları… Bu bir çatışma meydana getiriyor. Bir eski medya düzeni var, bir de yeni medya düzeni oluşmaya başlıyor. Her durumda bir yeni medya düzeni çabasını önemsemek lazım.
GAZETE5- Yandaş olup olmadığınızı söylemediniz…
N.GÜNGÖR- Bu elbette hoş bir tabir değil. Açıkçası iktidarı eleştirme anlamında bir problemim yok. Aynı şekilde muhalefeti eleştirme anlamında da sorun yaşamıyorum. Çünkü bu anlamda kendi ilgilendiğim alanlarda bir özgüvene sahibim. Sanıyorum, Türk okur-yazarının ciddi bir özgüven problemi var. Sürekli bir şemsiye arayışı içinde. ‘Acaba yağmur, fırtına olursa ben hangi çatının altında durmalıyım’ kaygısı var. Bu kolay bir şey değil. Herkesin bir yaşam standardı var. Bunları anlayışla karşılamak mümkün. Siyasi iktidarlar da muhalefet partileri de kendilerine yönelik olumlu olumsuz eleştirileri sağduyulu bir şekilde algılayabilirlerse sorun yok. Oysa biz küçük bir eleştiriden kıyametlerin koptuğu bir ülkede yaşıyoruz.
GAZETE5- Eleştiriye belki de en tahammülsüz kişi Başbakan Erdoğan gibi görünüyor. Başbakan’ın böyle bir sıkıntısı var mı sizce?
N.GÜNGÖR- Siyasi iktidarlar her zaman eleştiri konusunda biraz problemlidir. Türkiye’de kurumların da, siyasi aktörlerin de eleştiri kültürü anlamında bir yere gelebilmesi lazım. Bugün Türk ordusu için ‘ordu kendisini gözden geçirmeli’ deniyor. Bu çok doğrudur. Kabul ediyorum. Ama bütün kurumlar, bütün siyasi partiler aynı mantıkla kendilerini gözden geçirmelidir. Mesela ben kişisel olarak Sayın Başbakan’ın herhangi bir meslektaşımıza dava açmasını iyi karşılayanlardan değilim. Ama eleştiride de insanların eleştirdikleri kişilerin ailelerine, yakın çevrelerine acı çektirmemesi, bir ahlaki sınırı koruması gerekiyor. Kendisini kişilik olarak tanıdığım kadarıyla söylemeliyim. Bence Başbakan eleştiriye son derece açık, konuşulabilir bir insan. Ama Türkiye’deki tansiyon, gerilim, bazen bu konuşmalara imkan sağlamıyor. Bir bakıyorsunuz, Başbakan’la hiç oturup konuşmamış bir gazeteci onun hakkında çok şey yazıyor, ama karşı karşıya geldiğinde tümüyle düşünceleri değişebiliyor.
GAZETE5- Başbakan’ın baskıcı bir tavrı olduğu yönünde eleştiriler var. Katılıyor musunuz?
N.GÜNGÖR- Liderlik bizde toplum nezdinde çok farklı algılanıyor. Oysa bir söz var: “Şarkın aradığı bir adil hükümdardır” diye… Bizim bulunduğumuz coğrafyada yakın bir tarihe kadar toplumsal arayış ‘demokratiklik’ değil, ‘adaletli bir hükümdar’, ‘güçlü karizmatik liderlik’ üzerineydi. Ama bugün toplum bireyselleşme anlamında öyle bir yere geldi ki, artık hiç kimseye bu lider tartışılmaz, sorgulanmaz anlayışını kabul ettirmek mümkün değil.
GAZETE5- Bazı gazetecilerin cezaevinde uzun süre tutuklu kalması konusunda ne düşünüyorsunuz?
N.GÜNGÖR- Gazeteci suç işlemez diye bir şey yok. Suç işleyebilir. Tekrarlamak gerekirse, hukuk herkese lazım. Hukukun işleyişi, teknik aşamaları, sorgulama, yargılama, iddianame süreçleri olabildiğince hızlandırılmalı. Bu herkes için geçerli. Dün bu yanlışlar yapıldı diye bugün de devam ettirmenin anlamı yok. Ben bu konuda bir kasıt aramıyorum açıkçası. Buradaki eksiklik şu. Hukukun ağır işlemesinden, yavaşlığından şikayetçi olan insanlar, bugün hukuku daha hızlı işletme anlamında çok sonuç alıcı davranmadılar bence. Keşke şu Anayasa tartışmaları siyasi zeminden çıksa da Türkiye’nin hukuk anlamındaki yapılanmasını sorgulayacak bir yere gelinse. Kişisel olarak hiç kimsenin hukuken hak etmediği bir muameleye uğramasına evet diyecek bir yapıda değilim.
GAZETE5- Son olarak Saadet Partisi’nde son dönemde yaşanan gerginlikleri sormak isterim. Siz zaman zaman köşenizde SP’deki süreci değerlendiriyorsunuz. SP içindeki gerginliğin nedeni nedir?
N.GÜNGÖR- Saadet Partisi’nde son dönemde yaşananlar, Türk siyasi hayatının özeti gibi aslında. Kendisinden sonrasını asla tasavvur edemeyen, kendisi olmazsa hiçbirşeyin yürümeyeceğini düşünen bir algı sadece siyasete değil, hayatın tüm alanlarına egemen. Biz de baba-oğul çatışmalarında yaşanan gerginlik, öylesine uzun sürüyor ki, bir süre sonra oğul babasına savaş açmak zorunda kalıyor. Oysa ona biraz nefes alma imkanı tanıyan bir baba olsaydı, çatışmaları daha hafif yaşamak mümkün olabilirdi.
Numan Kurtulmuş çok önemli ve çok saygı değer bir mücadele veriyor. Her durumda onun kazandığını şimdiden söyleyebilirim. Çünkü Türkiye’ye ve dünyaya söyleyecek bir sözü var. Üstelik toplumsal açından inanılmaz bir sempatiye sahip. Bunu mevcut partisi ve aldığı oylar üzerinden görmek yanlış olur.
GAZETE5- Okuyucularımız adına teşekkür ederiz…
RÖPORTAJ
ANKET
SPOR






























