Oya Aydoğan: Gel de Banu Alkan'ın kuyusunu kazma!

Oya Aydoğan, "Banu'yla yıldızımız hiç barışmadı. Aynı yarışmadan çıktık, ben birinci olmuştum. Bir de o zaman çok rekabet vardı. Mesela, güzel bir rol var. O rolü sen almak istiyorsun. Duyuyorsun ki o almış. Gel de kuyusunu kazma" diyor

19 Ekim 2014 Pazar 19:49
Oya Aydoğan: Gel de Banu Alkan'ın kuyusunu kazma!
İki yıldır Beyaz TV’de yaptığınız program dedikodu programı mı oluyor? Mesela, Seren Serengil dedikodu programı değil dedi.

Dedikodu, magazin. Açık sözlü olduğum için. Bu senelerdir çok tutulan bir format. Mesela, Müge Anlı’nın bile çıkış noktası buradan başlamış bir şey. Bence de halk beni sevdi. Dozunda konuşuyorum diye sevdi her halde. Ben kimsenin kalbini kırmamaya çalışıyorum. Kimseyi rencide etmemeye, empati kurmaya çalışıyorum. Ahkâm kesmiyorum. Geçmişimde benim de bir sürü hatalarım oldu. Herkes hata yapabilir. Hatalardan ders alıp iyi bir insan olma yoluna gittiğim için herkese empati duyuyorum. Kimseyi yargılamıyorum. Benim de öyle bir hakkım yok zaten. Orada hakim, savcı konumunda değilim.

Hiç programdan sonra tanıdıkların seni arayıp “ya keşke bunu söylemeseydin” diyor mu?
Sibel Can’ın oğlu hakkında konuştuğumuzda çok tepki aldık. Mehmet Ali Erbil bile bağlandı. Konuşmayın bu konuyu dedi. Ben de bir sanatçıyım benim de bir oğlum var. Bunun konuşulmasını istediğim kadar bazı anneler de istemedi. Bunun iki taraflı düşünülmesi lazım. Bu konuşmaya fırsat vermek önemli olan. Fırsat veriyorsan konuşuluyor. Herkes gibi biz de konuştuk. Gazete haberlerinden yola çıkıp konuştuk. O zaman bir ters tepki geldi. Sibel’in selam verişinden bile kırgınlık olduğunu hissettim.

Dikkat ediyor musun söylediklerine? Şimdi bunu söylemeyeyim, bunu söylersem ne olur gibi sorular geçiyor mu aklından?
Tabi, o anda hemen geçiyor aklımdan. Aslında çok daha sert konuşabilirim ama hep benim de başıma gelebilir. Ben de yapabilirim. Benim de çocuğum bunu yapabilir. Kime kefil olabilirsin ki, kendine kefil olamıyorsun. Oğlum bir hata yapabilir, ne yapacaksın? Milleti eleştirip kendini saklayacak mısın? Bu yüzden herkese eşit muamele. Belki de eşit olmaya çalıştığım için insanlar beni seviyor. Beni bu programda sevenlerden, Pakize Suda diyor ki bana “sen niye dizi yapmıyorsun? Diziyi neden tercih etmiyorsun?” Şimdi bir dizi gelse düşünürüm. Dizi tutar mı tutmaz mı? 3 bölümde kalkar mı? Çok iddialı diye bildiğimiz diziler kalkıyor. Benim programımın öyle bir sorunu yok. Bütün sene çalışıyorsun. Çalışmayı da çok seviyorum, sen beni tanırsın o konuda. 10 senedir televizyon yapıyorum. En sonunda bir formatı tutturdum. 2004’te Star’la başladım. 2 senedir bir format tutturdum. Başardım sonunda.

Geçen seneki ekipten bir tek sen kaldın.
Ama mesela onlar kovulmadılar. Kovuldu diye yazıldı ama öyle değil. Bazısı parada anlaşamadı, bazısı bu formata uygun kişi değildi. Herkes de konuşamıyor. Mesela geçen sene programda bir baktım Bülent Ersoy bağlandı. Esin Övet moderatördü o zamanlar. Esin’e diyor ki “Yanınızdaki Hanım’a söyleyin.” Yanında kim oturuyor diye baktık, ben oturuyorum. bana diyormuş mesela onu. Oluyor, ters de düşüyorsun. İnsanlar bir takım acı gerçeklerin konuşulmasından hoşlanmıyor.

Küs müsünüz şuanda Bülent Hanım ile? O kadar çok küsüp barışıyorsunuz ki.
Küs değiliz. Biz kaza geçirdik bu sene. Çok kötü bir kaza atlattık. Duymuş, hemen aradı.


Bülent Hanım’ı ben de yıllardır tanırım, iyi dosttur.
Kötü günlerde. Ben burada bunu çok açık söylüyorum. Bülent’e de en ufak bir şey olsa koşar giderim. O ayrı bir şey. O senelerin getirdiği dostluğun karşılıklı yapman gereken vazifesidir. Onun dışında dargınlık çok fazla oluyor.

Siz Nur Yerlitaş ile de dargınsınız değil mi?
Yok Nur’la barıştık. Nur programa bağlandı. Ondan sonra Demet Akalın’ın bir ‘Baby Shower’ı olmuştu, orada barıştık. Bir dargın bir barışık. Oluyor işte.

Bu piyasa böyle galiba.
Böyle maalesef. Oluyor.

Geçmişte Türk sinemasının dört tane büyük ismi var.
Dört Yapraklı Yonca’dan sonra Necla Nazır, Perihan Savaş, Gülşen Bubikoğlu geldi. Ben Necla’dan da sonra gelen kuşaktanım. Arada bir Hale Soygazi fırtınası oldu. Perihan Savaş’ın çok filmleri vardır. Sonra biz geldik işte. Serpil Çakmaklı, Banu Alkan, Ahu Tuğba ve ben. Bizden sonra da bir tek Hülya Avşar geldi. Öyle 4 kişi çıkmadı bizden sonra.

Kaç film çektin?
Benim 80’in üstünde. Dayım Almanya’da yaşıyor, O bile “Ben senin bu kadar film çektiğini bilmiyordum. Sen ne kadar film çekmişsin. Bu kablolu televizyonlarda bir filmin bitiyor, bir filmin başlıyor.” diyor. Şarkılı, türkülü çok filmim var. Bütün jön’lerle filmin var. Tarık’la, Kadir’le, Cüneyt Arkın’la, Fikret Hakan’la, hepsiyle. Oynamadığım yok yani. Ansiklopedi duruyor karşında.

Banu Hanım’la oynadın mı hiç?
Yok. Banu’yla Serpil oynadı. Onunla oynayamazdım. Yıldızımız hiç barışmadı. Serpil’le ikimiz bir filmde oynadık. Ferdi Tayfur. ‘Günaha Girme’ filmin ismi. Onun rolü çoktu ama afişte benim ismim önde yazıyordu. O zaman böyle şeyler çok önemliydi.

Neden Banu Alkan’la yıldızınız hiç barışmadı?
Aynı yarışmadan çıktığımız için. O yarışmada benim birinci olmam ve onun bana çok kin duymasından. Ses Mecmuası yarışması. O meşhur yarışma. Senelerce kim birinci oldu diye bahsedildi. Kabul etmedi, etmedi sonunda bir dergi bulundu ve kabul etti benim birinci olduğumu.

Şimdi karşılaşsanız konuşmaz mısınız?
Merhabalaşırız. Dost olamıyoruz. Arkadaş olamıyoruz. Hele o ara çok rekabet vardı. O zaman can düşmanı gibi görüyorduk birbirimiz. Filmdeki rolü o mu aldı, sen mi aldın? falan.

Çok zor değil mi böyle?
Öyleydi ama. Hayat şartları böyle. Zor tabi. Devamlı senin kuyunu kazıyor sen de onun kuyusunu kazıyorsun. Böyle bir dönme dolap içinde dönüyorsun.

İş yaparken daha çok yorulur insan.
Tabi. Mesela, güzel bir rol var. O rolü sen almak istiyorsun. Duyuyorsun ki o almış. Gel de kuyusunu kazma. Kıskançlık çok önemli. Şimdi dizi filmleri için öyle değil midir yani? En başarılı, en tutan dizide kim oynamıyorsa kıskanır. Karşı taraf ne şanslı der.

Evet ama televizyon piyasasında bu kadar ayak oyunu olmuyor. Türk sinemasının kuralları daha acımazsızdır. Sahnenin de öyle imiş zamanında.
Mesela diyelim ki Bülent Ersoy’la İbrahim Tatlıses çalışıyor. İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy’u kadrosundan çıkarıyor mesela. Bülent kıyamet koparıyor ama adam çalışacak. Alt kadroda en geçerli isim. Herkes onu kadrosuna alınca müşteri garantisi var. Hülya da almak istiyor. Gazinoda çok rekabet vardı. Ben mesela İzmir Fuar’ında hatırlıyorum. Son anda Serpil Çakmaklı bir hata yaptık. Onun yerine beni götürdüler. Lunapark Gazinosu’na, İzmir’e. Yine de işlerin çok olduğu, piyasanın çok civcivli olduğu daha güzel günlerdi. Bana öyle geliyor.

Ne oldu da böyle oldu peki? Siz neye bağlıyorsunuz?
Televizyonlara. İnsanların evden çıkmamalarının en büyük nedeni televizyon. Ben sana anlatayım da gül. Cumartesi bir düğün vardı. Çeşme’de. Nikah kıyıldı içeri girdik. Ben saate baktım, gelin geldi masaları dolaştı. Tam benim Güllerin Savaşı başlıyordu. Daha 10 olmadan odaya dizi izlemeye gittim. İnanabiliyor musun? Özel Çeşme’ye düğüne gidiyorum. Hazırlanıyorum, o kadar değer veriyorum. Düğünü bırakıyorum ve Güllerin Savaşı’nı izlemek için odaya çıkıyorum.

Oya Abla, o zaman o kadar masrafı, eziyeti niye yaptın?
Tabi ne gerek vardı. Yemin ediyorum 10 olmadan yukarı çıktım diziyi seyretmeye. Çok fanatik olduğum diziler: Cuma ‘Medcezir’, Cumartesi ‘Güllerin Savaşı’, Pazar ‘Bana Artık Hicran De’, Pazartesi ‘Karadayı’. 4 tane dizim var. Bugün baksam da olur bakmasam da ama cumartesi asla kaçırmam. Kaydetmeyi de sevmiyorum. Mecbur kalırsam kaydedip sonra izliyorum ama aynı anda izlemeyi seviyorum dizileri. Böyle bir fanatikliğim var.

Fransızcayı unuttun mu?
Yok. Gidince önce biraz kekeliyorum. Sonra akıyor. Bir anda geliyor. Fransızcam süper. Ana dilim gibi biliyorum. O kadar okuduğum için biliyorum. İngilizceyi unutabilirim, çok iddialı değilim ama Fransızcayı unutmak gücüme gider. O kadar çalıştım inek gibi. İki sene hazırlık okudum lisan öğreneyim diye.

Oya Abla sen üniversiteye gittin mi?
Gitmedim. Bu artistlik yüzünden gitmedim. Bu kadar dedim. Benim okuduğum dönemde 70’li yıllarda, okullar yarım gündü. Herkesin okulu sabah başlar, öğlen biterdi. Cumartesi’de okul vardı. Ben sabah 8:15’te başlardım, akşam 3:50’de çıkardım. O yüzden okumaktan fenalık geçirdim. Herkes o yıllara dönmek ister, ben asla istemem. Sainte Pulchérie orta, bir sene Dame de Sion sonra Saint Michel mezunuyum. Dame de Sion, Türkiye’nin en disiplinli ve en zor okulu. Sonra Saint Michel’e gittim, cennete girmiş gibi oldum. O zaman böyle normal kıyafetlerle okula gidiyorsun. Üniforma sorumluluğun yok. Çok rahatsın.

Peki, anne baban demedi mi “Kızım sen Saint Pulchérie bitirdin. Buralarda okumak çok zor. Ne artistliği?”
Annem çok istedi, babam çok kızdı. Annem de artistliğe çok meraklıydı. Keşke rahmetli yaşasaydı ben onu bir filmde oynatırdım. Şimdi ben de bu işi o kadar seviyorum ki oğlumun da artist olması için çok uğraşıyorum. Çok güzel bir iş bu ya.
Bu işin içinde doğdum, Beyoğlu’nda. Yeşilçam Beyoğlu’na çok yakın. Okulumdan bütün artistler geçiyordu. Ana-kız sinema meraklısıyız. Bir sinemaya girerdik öbür sinemadan çıkardık. Çoğu tanıdık olduğu için hesap da ödemezdik. Aslında maddi durumumuz da müşkül değildi. Hayatım sinemalarda geçti benim.

O zaman film artisti olmaktan başka bir şeyde yoktu değil mi? Şarkıcı olmak falan çok yaygın değildi.
Hep güzel şeyler olmak isterdim. Uçucu, hostes olayım, artist olayım, bir ara dansözlüğe taktım kafayı. Herhalde çok ufakken. Annem vazgeçirdi hemen. Allah istediğimi verdi bana. O konuda mutluyum. İstediğim hayatı yaşadım.

Oya Abla şimdi oğlun karışıyor mu sana? Öyle yapma, böyle yapma.
Mesela 'Instagram’a karışıyor. Onu rahatsız edecek hiçbir hareket yapmıyorum. Çok dikkat ediyorum hayatıma. ‘Instagram’da neredeysem onu herkes görmesin diyor. Bunu da ona izah ettim. Bu işimin gerekliliği diye. Bana lazım dedim, tamam anne dedi. Gurur’un sevdiği tarzda yaşıyorum ben. Kapalı. Arkadaşlar, ev gezmeleri, onun bildiği insanlar. Yani hiç rahatsız olacağı bir şey yok. Zaten modern bir çocuk. Benim bir erkek arkadaşım da olsa ona karışmaz. Benden çok küçük birini takıp gezsem utanır benim oğlum. Onu biliyorum.

Niye canım, insan herkese aşık olabilir?
Öyle bir hakkım yok. Onu alırsam oğlumla papaz oluruz. İstemez öyle bir şey, utanır. Kabul etmez. O kadar açık fikirli değil. Mesela, bazı yasaklarım oldu o büyürken. Kaşa bir şey takmak modaydı o zamanlar. Takma dedim takmadı, küpe takma dedim onu da takmadı.

Niye küpesine karıştın çocuğun?
Karıştım. Bir yeğenimiz vardı bizim Almanya’da yaşayan. Onda bütün bu dediklerim mevcuttu. Kaşının ortasında bir boşluk bırakırdı. Küpeler takardı. İstemedim ne bileyim. Öyle gördüm yani.

Oya Abla, Sevim Emre’nin kasedi çıkıyor mu yoksa dedikodu mu?
Ben Orhan ve Sevim’i o konuda çok ciddi görüyorum. Sevim’in olduğu bir ropörtajda geç bile kaldı demişim. Dediler ki sen çok açık sözlüsün. Yapma deseydin. Şimdi onlar böyle bir şeye inanmışsa bana ne demek düşer? Keşke daha önce yapsaydın demek düşer. Benim fikrimi alsalar böyle bir şeye gerek var mı? Bence yok. Belki bir hatıra kalsın istiyorlar. Senelerdir Orhan’da sahneye çıkacak!, Orhan her sene der ki “Oya bu sene sahneye çıkacağım”. Sevim’in kaseti de Orhan’ın sahneye çıkma hikayesine benzeyebilir.

Şimdi siz Melih Gökçek’in oğlunun kanalı Beyaz Tv’de çalışıyorsunuz. Size şunu konuşun şunu konuşmayın, bu sanatçının adı geçmesin şeklinde karışıyorlar mı?
Her televizyon kanalında olduğu kadar oluyor. Aşırı olmaz. Magazin yaptığımız için politikaya çok fazla girmiyoruz sonuçta herkesin kendi görüşü var. Bizim kanalda yasaklı sanatçı yoktur, benim bildiğim yok daha doğrusu. Zaten sabah kalkıp oraya gelmek bile o kadar zor ki. Senin sanatçıyı seçme şansın mı var. Daha derli toplu giyinmeye dikkat ediyorum. Ama kesinlikle yasaklanmış bir durum yok.

Mutlu musun hayatından? Türkiye’nin bugünkü durumundan. 
Mutlu değilim pek. Orta. Bu sene pek mutlu olamadım. Sadece program içinde değil. Genel olarak pek mutlu değilim.

Böyle herkes bir anda politize oldu. Biri bir şey söylüyor öteki onun aksini söylüyor. Sen de geriliyor musun bu meselelerden?
Ben bu konulara hiç kafayı yormamaya çalışıyorum. Çünkü anlamadığım bir konu. Kim beni karşısına alsa “O doğru yapmış” diyorum. Benim bu konuda kafam hiç çalışmıyor. Sanatçıların politika yapmasını doğru bulmuyorum.

Sana CHP’den, MMP’den AKP’den bir davet gelse gitmez misin o halde?
Asla gitmem. Hiç öyle politik görüşüm yok benim. Yani ya ondansın ya değilsin. Her taraf için böyle bir durum. Aslında böyle olmamalı. Herkes rahatça konuşabilmeli. Öyle bir ortam olmalı. Mesela geçen gün Ateşböceği Ercan geldi ve Zeki Müren’in yanında çalıştığı zamanları anlattı. Sahneye çıktıklarında ”ilk önce politikanın önemli isimlerini hicvederdik, önce onların taklidini yapardık. Onlar da çok mutlu olurlardı” dedi. Daha hümanist bakmak lazım. Yani ya bendensin ya değilsin olmamalı. Sen o tarafı da tutabilirsin ama sen Türk vatandaşısın, sen bendensin. Önemli Türk vatandaşı olmak. Mesela ben Erzincanlıyım. Bizim oradaki insanlara Kürt de derler. Ben Kürt kökenli değilim ama birçok insana Kürt diyorlar doğuda. Ben hiç bu şekilde ayrım yapmıyorum.

Ben insanların ana dillerini serbestçe konuşmalarından yanayım.
Ben tam tersini düşünüyorum. Tek bir dilin olması gerektiğini düşünüyorum. Türkçe konuşulmalı.

Peki bilmiyorsa ve ana dili oysa?
Ona bakarsan Karadeniz de de Lazca var. Ayrıca benim annem çok güzel Kürtçe konuşurdu.

O zaman annen Kürtçe biliyorsa anne tarafın Kürt demek ki. 
Ama doğuda herkes Kürtçeyi bilir. Çünkü Kürtçe çok yaygın olarak konuşulurdu.
ETİKETLER:
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »