20°  
Ankara
20 °
Rüzgar
24.14 km/s

Nem
%52
 
 
 
Okunma sayısı Okunma: 358  Yorum sayısı 0 Yorum   Haber tarihi 20 Haziran 2012 14:01

Sabah Gazetesi'nin eski sahibi Dinç Bilgin'den tarihi itiraflar

28 Şubat döneminde Sabah Gazetesi'nin sahibi olan ünlü meyda patronu Dinç Bilgin tarihi itiraflarda bulundu. Dinç Bilgin, " Basın 28 Şubat döneminde Genelkurmay 'ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu" dedi.

Sabah Gazetesi'nin eski sahibi Dinç Bilgin'den tarihi itiraflar
Gündem
facebook twitter google
reklam
reklam
büyüt küçült sıfırla

Dinç Bilgin'den tarihi itiraflarlar...

Bir zamanların kudretli medya patronu Dinç Bilgin, Türkiye 'nin geçmişine ışık tutan açıklamalarda bulundu. 28 Şubat'ın izlerinin silinmeye başladığı kaydeden Dinç Bilgin Türkiye 'de hala darbe tehlikesi olduğunu savundu.

Dinç Bilgin, 28 Şubat sürecini, yakın siyasi tarihimizde medya-iktidar ve özellikle de asker-medya ilişkilerini anlattı.

Dinç Bilgin , “Basın , Genelkurmay 'ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya , 4. güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat 'ın sivil ayaklarına dikkat çekerek “Yine darbe yapabilirler.” uyarısında bulunuyor.

Ünlü medya patronlarından Dinç Bilgin, televizyon ve gazetesini kaybetti, yargılanıyor. Adliyeden ayağının tozu ile geldiği Sarıyer'deki (kızına ait) Boğaz manzaralı bir villada, sadece 28 Şubat sürecini değil, yakın siyasi tarihimizde medya-iktidar ve özellikle de asker-medya ilişkilerini konuştuk. Canı yanmış ancak çok da can yakmış bir medya patronu olarak sorularımıza mümkün olduğunca açık cevaplar vermeye çalışıyor. Bazı cevapları ‘off the record' oluyor. Dinç Bilgin, “Basın, Genelkurmay'ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya dördüncü güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat'ın sivil ayaklarına dikkat çekip “Ellerinden gelse yine darbe yaparlar.” uyarısında bulunmayı ihmal etmiyor. Fethullah Gülen'i hedef alan kaset olayında, ATV'nin kritik noktalarının ele geçirildiği itirafında bulunuyor.

1940 doğumlu Dinç Bilgin'in İzmir'de Yeni Asır'da başlayan gazeteciliği, İstanbul'da Sabah'la zirveye ulaşıp 28 Şubat 1997 sürecinde noktalanıyor. Yarım asrı geçen meslek hayatında olağanüstü dönemlerin hem tanığı hem de içinde olan Dinç Bilgin, 28 Şubat'ın basın aktörlerinden de biriydi. Turgut Özal 'la Sedat Simavi'nin büyük kavgasının canlı tanığı oldu. İşte Dinç Bilgin'in ağzından bir dönem içinde olduğu Türk basınının demokrasi sicili…

İşte Dinç Bilgin'in gündemi sarsacak itirafları

Haberin devamı için tıklayın

[PAGE]

- Türkiye 'de basın kaçıncı kuvvet? Erol Simavi, Turgut Özal 'a mektup yazıyor. ‘Basın birinci kuvvet' diyor?

Gazeteyi satmaya karar vermiş. Öyle farz ediyor kendisini.

-Farz ediyor mu, öyle mi?

İnsafla bakıp söyleyeyim size. Nasıl Sovyetler Birliği'nde troyka, yani rejimin üç ayağı Kızılordu, KGB ve partidir. Türkiye 'de de işte asker, yargı var, üçüncü ayak olmaya da basın heveslendi.

-Siz de heveslendiniz mi?

Benim öyle hiç meraklarım olmadı. Ankara'ya hiç gitmedim. Hiçbir bakanla konuşmadım, hiçbir bürokratla temasım olmadı. Ama gazete çalışanları için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Onlar merak saldılar. Tansu Hanım (Çiller) telefon açıyor Zafer'e (Mutlu), Zafer mest veya Mesut Yılmaz telefon açıyor Ertuğrul'a (Özkök), Ertuğrul mest. Özel haber alıyor ama önemli insan olmak hikâyesi var ya… Medya, dördüncü güç olmanın ötesine geçti, çok sorumsuz hâle geldi gazeteciler. Her şeyin ayarı kaçtı, basın da laçka oldu, laçkalığa yardım etti. Enerji şirketleri özelleştirilecek, bakıyorsun, bütün medya patronları ihaleleri aldılar. Sanki Türkiye paylaşılıyor ve kendilerine güç vehmeden medya patronları da ondan pay alıyorlar ama pay almakta da kendilerini bir yerde haklı görüyorlar. Böyle garip bir Türkiye oldu.

-Kendinizi hiç sorguluyor musunuz 28 Şubat süreciyle ilgili olarak?

Evet, gerektiği kadar demokrat olamadık. Rekabet dönemi vardı. Onların partisi, bunların partisi… O işten hiç hoşnut değildim. Yılmaz'a ulaşmaya çalıştım ama yapamadım. Bizdeki politikacılar da politikacı değil. 28 Şubat öncesi üçlü bir sonuç çıktı. O tarihte gazetecilerin genetiğinde de Refah radikal bir unsur, tu kaka! İşte hükümet kurabilecek partiler Refah dışındakiler. İşlemiş kafalara bu.

-Askere neden boyun eğiliyor kolayca?

[PAGE] 

Mesela, Adnan Bey'in (Menderes) yanında gezdirdiği evlatlığı Etem Menderes, adama ihanet edebiliyor. Çünkü korkuyor, askerler var, ‘Onlar daha güçlü' diyor. Güce tapınma hikâyesi. Rahmetli Adnan Bey'in akrabasını asmışlar İstiklal Mahkemelerinde. Kan var işin içinde, silah var.

-Sadece baskı ile açıklanabilir mi?

Politikacı olmak için bir yerde askerle veya cuntacı ile temasın olması gerekiyor. Gücün yanında yer aldığın zaman bir adım öne çıkıyorsun. Türkiye 'deki fenalık o. Bazı gazeteciler için genel geçer bir durum bu. Bir devir de tamamı için geçerli.

-Sabah da aynı genel geçer durum içinde miydi?

Biz gazeteciliği daha profesyonel olarak ele aldık. Zafer (Mutlu), “Biz buraya dükkân kurduk, para kazanmaya çalışıyoruz.” dedi. Doğruydu ama başına iş açtı. Öbür türlüsü ne? Biz para kazanmaya bakmıyoruz, hükümet kurmaya, düşürmeye bakacağız. Gazete çıkarma işi profesyonel bir iş. Bunu iş almazsan çok tehlikelidir. Şimdiki Türkiye 'nin hâli… Bunu iş olarak ele alan çok az. Sistem kendi içinde fon oluşturmadığı için başkalarının eline bakıyorlar. Sabah, ilk çıkışında çok güçlüydü. Banka işine bulaştım, birden devlet benim başıma bulaştı. Gazeteyi yapan adamlar başka iş yapmayacaklar, tek işleri gazetecilik olacak.

-Bu işlere karışan askerler tutuklanıyor.

Onlarınki ayrı konu, onların üzerine gidilmesi lazım. Çünkü ellerinde silah var. Sizle ben konuşuyoruz ama burada tabancam olsa benimle rahat konuşamazsınız. Milletin verdiği silahı gözünü kırpmadan millete çevirecek adamların mutlaka cezalandırılması lazım. Ne derseniz deyin, ibret için cezalandırılması lazım.

-Kasetler çıkıyor, bazı rütbeliler “Cezaevinden çıkar çıkmaz çocuklarına kadar hesap soracağız.” diyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İmkân olsa Türkiye 'de darbe yaparlar. Ama öyle bir ortam yok, yaparlarsa başlarına kötü şeyler geleceğini gördükleri için yapmazlar zannediyorum. Bundan sonra cinayet işlenmeyecek mi? İşlenecek ama cinayete, cinayet diyeceğiz artık. 27 Mayıs bir cinayet değil mi? Cinayet ama bunu söyleyemiyorduk, eskiden bayram diye kutluyorduk yav! Nereden nereye geldik?

-Ya gazeteciler…


Eskiden askerle gazetelerin ilişkisi Ankara büroları üzerinden kurulurdu. Bazı gazeteciler bu işten hoşlanıyordu ve palavrasını da yapıyordu. Bir temsilci, Ankara'da lokantada kafa çekiyor. Patronu “Neredesin? Sana ulaşamadım.” deyince “Şimdi Genelkurmay'dan çıktım.” diyor.

-Siz Genelkurmay'a gitmediniz mi?

Bir kere... Çevik Bir yemeğe çağırdı. Kapılarda karşılandık. Erol Özkasnak'la Çevik Bir geldi. Yazarlardan şikâyet ettiler. Çetin Altan'ın yazılarıydı konu. Ben de “Çetin Altan, Türkiye 'deki az sayıdaki entelektüelden biridir.” dedim. Sinirlendiler. Dosyalar getirildi. Hürriyet Grubu… Yazar yazmış… Altında Genelkurmay'ın notu. Dinç Grubu demiş, işte not düşmüş. “Bu nedir?” dedim. Özkasnak, “Bunu kor ve üstü generallere servis yaparız.” dedi. “Bizim ordunun kor ve orgeneralleri böyle mi okur gazeteyi?” diye tepki gösterdim. “Nasıl okusunlar?” dedi. “Gazeteyi böyle alırsın (eliyle gösteriyor), açarsın, keyifle okursun. Bizim orgeneraller okuduklarını anlamaktan aciz adamlar mı ki arkasına yazıyorsunuz?” dedim. Onun üzerine Çevik Bir, “Türk ordusu, Türk milletini, devletini kuran ordu falan…” diye söze girdi. Yemek için salona geçtik. Allah'tan Erol Özkasnak gelmedi. Yemekte de Kürt meselesi konuşuldu. Kürtler şımartılırsa iyi olmayacağını söyledi Bir.

-Genelkurmay'da kavga ediyorsunuz ama kendi meslektaşlarınız olan Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand'ı andıçladınız.

[PAGE] 


Doğrusunu anlatayım. Birand televizyon programı yapıyor, Sabah'a da arada sırada yazıyordu. Bizim kadrolu elemanımız değildi. Çandar'ın işine andıç yüzünden son verdiğimiz doğru değil. Andıca inanmadık. Birkaç gün yazısını kestik, sonra devam etti. Çandar'a tehditler gelmeye başladı. Akın Birdal'ı da vurdular. Onun üzerine Çandar'ı Amerika'ya gönderdik, bir sene baktık. Cengiz'in Sabah'tan ayrılışı, hapse düştüğüm sırada oldu. Nazlı Ilıcak andıç belgelerine ulaştı. Çandar da bir yazı yazmak istemiş, o yazıyı koymamışlar. Yazıyı koymayan bizim Erdal Şafak, işin ironik yanı da bu.

-Andıcın yayımlanması Türk medyası için bir facia değil mi?

Facia tabii. Biz yurtdışındaydık, Fransa'da tatilde. Zafer Mutlu da benim yanımda. Telefonla bildirdiler, sürekli telefonlar gelmeye başladı. Zafer'e “Aç Ertuğrul'a söyle, böyle bir şeyi yayımlamasınlar.” dedim. Zafer açtı Ertuğrul'a “Yayımlamayın.” dedi. O da “Tamam.” dedi. Öğle saatleri, yine dünyevi dertlerimizden uzak, yemekteyiz. Arkasından Zafer'e bir telefon; Ertuğrul, “Biz yayımlayacağız.” dedi. Ben “Aydın Doğan'ı bağlatın.” dedim, bağlatmadılar.

-İlk defa Kanal D'de yayımlıyor.

Türkiye garip bir ülke. Gazeteci milletinin en aşağılık şantajcısı, dürüstlük sembolü olarak görülüyor. Bazı gazeteciler bütün hayatı boyunca haber yapmama parası aldı ondan bundan. Haber yapma değil, yapmama parası! Böyle bir ülke Türkiye . Sonra başyazarları “Hainleri tanıyalım” diye yazı yazdı ve Cumhuriyet Halk Partisi 'nden milletvekili oldu, gitti.

-Siz söylüyorsunuz üç ayak var: Asker, yargı ve medya... Askere soruluyor, diğer ayaklara da soruşturma uzanmalı mı?

En önemlisi yargı ayağı. Gazetecilere bulaştırmadan, meslektaşlarımı yine koruyayım, yargı ayağına da bakmak lazım. Davaları açan savcı Savaş Vural, 367 sersemliğini çıkaran Sabih Kanadoğlu, bunlardan hesap sorulmalı.

-Bazıları ‘Cadı avı olmasın' diyor. 28 Şubat bir cadı avı değil miydi?

Her devirde olmuş bu iş. Düşünün Türkiye 'nin en önemli hukuk profesörü, genetik olarak faşist, askerci. Zavallı Menderes, Demirel ne yapacak bunlara? Şapkasını aldı, gitti.

-Ama 28 Nisan'da 27 Nisan'a cevap verildi.


Evet, bir öğle yemeğindeydim. Cemil Çiçek konuşurken, “Bu adam ne diyor?” diye sesler yükseldi. Böyle bir şeyi doğal görmüyorlardı.

-28 Şubat'ta bu işin karşılığı ne oldu, medya açısından?

Maddi tarafı için bir şey diyemem ama gücün yanında olmazsan fena olur ha! O tehdit olmuştur. Bir de samimiyetimle söyleyeyim, Refah'la Tansu Hanım'ın koalisyon yapması büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Bütün dünyada da bu böyleydi. Zamanın ruhu farklıydı. Batı'da da soru işareti vardı. Tansu Hanım bizi kandırdı. Bilderberg toplantısındaydım o dönemde. 1996 veya 97... Konu Türkiye idi. Bütün önemli adamlar orada. Hillary Clinton, başkanın temsilcisi, Hollanda Kraliçesi… Türkiye nereye gidiyor? Kaygılar dile getirildi. Clinton'la oturduk. Selahattin Beyazıt, Clinton'a birden “Tansu senin arkadaşın.” dedi. Clinton döndü, “Benim arkadaşım değil.” dedi, aldatılmış havasında.

-Refah-Yol'un ekonomi politikaları iş dünyasını rahatsız etti mi?

Onlar abuk sabuk şeylerdi.

-Ama en azından yürüyen bir çarka çomak sokmadı mı?

Yürüyen devasa bir çarka soktuğu bir çıta. Ama öngörülmeyen biri olmanın riskleri var Türkiye 'de. Onları ülkeye taşıttırıyorlardı. Bunun sonucu postmodern darbe mi olmalıydı? Asla olmamalıydı. Askerler işin dışında kalmalıydı. Askerî müdahaleyle değil, seçimle gitseydi muhteşem bir ülke olurduk.

-‘Türk basınının genlerinde darbecilik vardır' sözünü siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne zaman bu genlerle oynandı?

Darbecilik değil de güçlünün yanında olma işi. Yani gerçek güç askerde zannediliyor, askerî ve sivil bürokraside... Bizim ülkemizde atanmışlar hep önde seçilmişlere göre. En büyük gürültü milletvekili maaşlarında çıkar, yüksek bürokrasinin maaşları ile kimse uğraşmaz. Öyle bir refleks mevcut. Ama bu yavaş yavaş geçiyor Türkiye 'de…

-İstanbul'a geldiğinizde ‘Hep sol görüşte gazetecilerle çalışmak zorunda kaldım' diyorsunuz. Bu, Sabah'ın çizgisini nasıl etkiledi?

Seçme şansım yoktu. Hepsi 68 kuşağı, çok zordu tabii. O tarihte ülkenin az sayıdaki okumuşu kendini milletten daha önde ve daha imtiyazlı sayıyordu. Cumhuriyet'in meşhur “Halk sahile hücum edince vatandaş denize giremedi.” dediği durum vardı. 27 Mayıs'tan bu yana bu çizgi var ve devam ediyor.

-Yalan haberler nasıl kolayca yayımlanabiliyor?

Dejenformasyon var ama gazeteci milletinin özensizliği ve drama peşinde koşması da söz konusu. O tarihte haber kanalları fazla değil. Gazeteciler inanmak istediğine inanıyor, şimdi de öyle ya, ideolojik olarak taraf. Bir de DP'ye vurmanın riski sıfır. Asıl korkunçluğu orada işte.

-‘Kıyma makinaları' yalanı, Millî Birlik Komitesi (MBK) bildirisinde yer alıyor.

Evet, tam öyle… O tarihteki gelenek uzun seneler sürdü maalesef. Bunlar bir tür dezenformasyon yaparak toplumu manipüle ederek insanların kafalarına bir fon çekmeyi bir metot, askerî bir metot olarak gördüler. KGB'nin yalan haber verme servisi var ya, bizde de aynısını yapma merakı.

-Ben bir gazeteciye sordum: “Siz iyi bir gazetecisiniz. Önünüze gelen bu haberi nasıl yayımladınız? Çifte kontrol neden yapmadınız? Hani cesetlerin fotoğrafı?” Aynı soruyu Uğur Dündar'a da andıçla ilgili sordular? Cevapları aynı: “Genelkurmay'dan geldi, yayımladık.”

Yarı ilahi bir makam olarak görülüyordu Genelkurmay. Maalesef öyle. Sonra daha korkunç şeyler oldu. Menderes ve arkadaşlarını idam ettiler, sonra idam fotoğraflarını sattılar. Hürriyet, en büyük parayı verdi ve bastı o fotoğrafları utanmadan. Böyle bir şeyi düşünebiliyor musunuz?

-Peki, bunu sorgulamak gerekmiyor mu? Adnan Menderes'in idamı bir cinayet. Bunda gazetecilerin sorumluluğu yok mu?

[PAGE] 

Askerlerin sorumluluğu derseniz daha doğru, şimdi basın da sorgulanıyor. İşte sorguluyoruz. Tarihe bakın, bir sürü haksızlık, yalan, hep böyle olmuş. Hürriyet'e Erol Simavi, Millî Birlikçi Orhan Erkanlı'yı genel müdür tayin ediyor. Kendisini güçlü farz ediyor onun yanında. Erkanlı, Yassıada komutanının hatıratını yayımlamaya başladı, reklam yapıp. Basın tarihinin bana göre en yüz kızartıcı olayıydı. Hürriyet'in satışı 200 bine düştü, yarı yarıya. Yani müthiş bir tepki aldı. Simavi onun üzerine gazeteyi teslim etmek zorunda kaldı abisine, o da geldi Erkanlı'yı kovdu. Bu tür rezaletler hep oldu. Türk demokrasisinin şanlı bayraktarlığını basın falan yapmadı doğrusunu söylemek gerekirse.

-Bu darbeci damar devam ediyor.

O, huyla ilgili. Halk Partili ise o huy çıkmıyor. Halk Partisi de iflah olmuyor maalesef.

-27 Mayıs sonrası nasıl planlandı?

27 Mayıs'tan sonraki müesseselerle ve seçimle iktidar olmaktan umudunu kesen Halk Partisi vasıtası ile inanılmaz bir askerî-sivil bürokrasi hâkimiyeti kurdular. 27 Mayıs anayasası onu getirdi. Her darbe teşebbüsü bu yapıyı daha da perçinledi.

-Erol Simavi, Oktay Ekşi, Orhan Birgit ve Altan Öymen gibi bazı isimler askerliğini hep Ankara'da, Genelkurmay'da yapıyorlar. Tesadüf mü?


Ülkenin kreması denilen takım, rahat askerlik yapmak için Genelkurmay'la yakın olma merakındalar. 55-60 arasındaki dünyaya baktığınız zaman da SSCB'deki yazarlar, gazeteciler hepsi hain miydi, değildi. Rejimle işbirliği içinde olma mecburiyetinde hissettiler kendilerini. Olmasalar da hapishaneye atılacaklardı. O faşist rejim insanları o şekilde eviriyor. Diktatörlüklerde bütün gazeteler diktatörün, bütün gazeteler onun için çalışıyor. Türkiye 'de de öyleydi iş.

-Hürriyet'e neden devletin gazetesi deniyor?

Öyle görünmekten hoşlanıyorlar. Devletten özel haberleri ilk alan gazete hep o olurdu.

ATV'de kritik noktalar tutulmuştu

-Fethullah Gülen'i yargısız infaz eden kasetler ilk defa ATV'de yayımlandı. Ali Kırca “Düğmeye ben bastım.” dedi. Medya grubunun başında siz vardınız. Sistem nasıl işliyordu?

ATV'de ve diğer televizyonlarda yayımlandı. O tip kasetler veya ordudan bir bildiri geldiği zaman Ali Kırca'nın böyle sesi değişir, ekranda yazılar geçer, ben ona illet olduğum için gürültü patırtı ederdim. Ancak gürültü patırtı edebilirdim. Haberin başında o zaman Ayşenur Aslan vardı. Belli, kilit noktaları tutmuş vaziyetteler. Kasetler geliyordu. Yalan falan olduğunu fark etmedim onların. Gerçek olduğuna inandım.

-Rahatsız olduysanız neden engellemediniz peki?

Kasetlerden yayımlanınca haberim oldu. Patronluğumun şekli değişmişti. Gazeteler endüstri kuruluşu hâline geldiler. Zamanımın yarısını yurtdışında geçiriyordum. Haber toplantısına falan girdiğim yoktu.

-Sizden sonra kimdi bir numara?

Gazetede Zafer Mutlu, televizyonda Ayşenur Arslan 'dı.

-Hiç sormadınız mı bunlar nereden geliyor? Çünkü karşıda da yargısız infaz yapılan bir kişi var.

Bakın şimdi, bugün Suriye'de Beşşar Esed ile ilgili haberlerde aşırı şeyler de olsa ‘Acaba' deme içgüdüsü var mı? Yok! Çünkü o ‘tu kaka' edilebilir kişi. O günlerde Refah için durum böyleydi.

-Gülen için…

Evet, onun için de öyleydi.

-Sabah'ta bir manşet hatırlıyorum: “Öcalan'dan sonra İmralı'ya Gülen gidecek.” Nasıl atılıyordu manşetler?

O günler işin zıvanadan çıktığı günlerdi. Genel teamül öyleydi. ATV, Show, Hürriyet, Sabah hepsinde çıkıyordu.

-Neden siz dur demediniz?

Demokrat olamadık, yapamadık, beceremedik işte.

-BÇG (Batı Çalışma Grubu) ismini ne zaman duydunuz?

Valla son senelere kadar farkında değildim.

-Dezenformasyonun kaynağını merak etmediniz mi?

İşi yapanlar aleni yapmadılar. Kimse, ‘Size uydurma haber gönderiyoruz, güzel güzel gösterin, kullanın' demedi. Zaman zaman oluyor, “F -16'lar falan dağı bombaladılar” diye haber geliyor, herkes kullanıyor.

Kaynak: AKSİYON

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dinç Bilgin, Sabah Gazetesi Dinç Bilgin, Dinç Bilgin 28 Şubat, Dinç Bilgin darbe, Dinç Bilgin Genelkurmay, Dinç Bilgin basın, Dinç Bilgin Tansu Çiller, Dinç Bilgin Mesut Yılmaz, Dinç Bilgin asker,

Anadolu Ajansı (AA)

 
reklam
reklam
 
 
* * * Bu bilgi kimseyle paylaşılmayacaktır.

UYARI:
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumun kişi ya da kuruluşlara karşı eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü veya hakaret nitelikli olması halinde ilgili kişi veya kurumun hakkınızda yasal işlem başlatabileceğini unutmayınız. IP adresiniz sisteme kaydedilecektir.

Diğer Gündem Haberleri

Gül ile Erdoğan'ın Görüşmesi Sona Erdi
Köşk İçin Sürpriz İsim: Bülent Arınç
KCK anadavasında 33 tahliye
Yayladağı'na iki top mermisi düştü
Önce yüzü sonra bahtı değişti
F-35'lere Sipariş Yağıyor
Ermeni Patrikliği'nden basın açıklaması
İki farklı sendika, iki farklı 1 Mayıs kararı
Türk-İş'ten 1 Mayıs açıklaması
17 Aralık'ta yeni gelişme

Günün Haberleri

Obama "Büyük Felaket" dedi
20:13 Dünya

24 Nisan mesajında Obama, ifadeyi değiştirmedi

24 Nisan 2014 20:13
Gül ile Erdoğan'ın Görüşmesi Sona Erdi
20:00 Gündem

Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın görüşmesi 55 dakika sürdü. Görüşmeye dair açıklama yapılmadı.

24 Nisan 2014 20:00
Köşk İçin Sürpriz İsim: Bülent Arınç
19:45 Gündem

Başbakan'ın "Ters köşe olabilirsiniz" açıklamasından sonra ismi gündeme gelmeyen Bülent Arınç'ın Köşk'e çıkabileceği kulislerde konuşulmaya başladı.

24 Nisan 2014 19:45
400 yıllık hastalığın sırrı çözüldü
19:39 Sağlık

Yale Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Günel ve ekibi, Türkiye'de Van Gölü çevresindeki 9 ailenin çocuklarında beyin gelişmini engelleyen genetik bozukluğun nedenini tespit etti.

24 Nisan 2014 19:39
Kardeş, çocuk, komşu kavgası!
19:30 Yerel

Bu kentlerde neler oluyor?

24 Nisan 2014 19:30
Tahkim Kurulu Fenerbahçe'nin İsteğini Reddetti!
19:24 Spor

Tahkim Kurulu, Fenerbahçe'nin Çaykur Rizespor maçını kadın ve çocuk taraftarlar önünde oynama cezasını erteleme istediği oy birliği ile reddetti.

24 Nisan 2014 19:24
KCK anadavasında 33 tahliye
19:16 Gündem

İstanbul'da görülen 205 sanıklı KCK Ana Davası'nda 33 sanık tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.

24 Nisan 2014 19:16
Yayladağı'na iki top mermisi düştü
19:09 Gündem

Suriye'den atılan 2 top mermisi Hatay'ın Yayladağı İlçesi'ne düştü.

24 Nisan 2014 19:09
Önce yüzü sonra bahtı değişti
19:03 Gündem

Türkiye'nin 5'inci yüz nakli yapılan 27 yaşındaki Recep Sert, hastanede tanıştığı Esma Aykul ile nişanlandı.

24 Nisan 2014 19:03
AB üyesi olmayan 6 ülkelerden Rusya'ya yaptırım
18:55 Dünya

AB üyesi olmayan 6 ülke, Kırım'daki olaylardan dolayı, AB'nin Rusya'ya karşı uyguladığı yaptırımlara katılacak.

24 Nisan 2014 18:55
Tahkim Kurulu Fenerbahçe'nin cezasını onadı
18:47 Spor

Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Fenerbahçe'nin Çaykur Rizespor maçı ile ilgili yaptığı itiraz hakkında kararını verdi.

24 Nisan 2014 18:47
SASA'nın satışında flaş gelişme
18:44 Ekonomi

Hacı Ömer Sabancı Holding'in Sasa Polyester Sanayi AŞ'deki yüzde 51 hissesinin Indorama Netherlands BV tarafından devralınması için başvuruda bulunuldu.

24 Nisan 2014 18:44
11'inci kattan düşen iki işçi öldü
18:31 Yerel

Gaziantep'te dış cephe yalıtımı yapılan inşaatın 11'inci katından düşen 25 yaşındaki işçi İdris Kayna yaşamını yitirdi.

24 Nisan 2014 18:31
Yaralı çocuğa 'Mehmetçik' yetişti!
18:28 Yerel

Genelkurmay Başkanlığı, trafik kazası geçiren 5 yaşandaki kız çocuğu için helikopter görevlendirildiğini açıkladı.

24 Nisan 2014 18:28
Milli mütabakat temkinli iyimserlikle karşılandı
18:27 Dünya

Mutabakat konusunda Ramallah'ta temkinli iyimserlik hakim.

24 Nisan 2014 18:27
Ağrı'da terör örgütüne operasyon
18:20 Yerel

Ağrı'da 17 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda 11 kişi gözaltına alındı.

24 Nisan 2014 18:20
Altında Kritik Hareketler
18:18 Ekonomi

Rusya-Ukrayna gerginliği ve ABD ekonomisinde yaşanan gelişmelere odaklanan altın fiyatlarında dalgalanmalar yaşanıyor. Altın fiyatları bugün uluslararası piyasalarda 1269 dolarla 10 Şubat'tan bu yana en düşük seviyesine geriledi.

24 Nisan 2014 18:18
Cep telefonu şarj cihazı TIR'ı yaktı!
18:16 Yerel

Cep telefonu şarj eden cihazın kısa devre yapması sonucu TIR yandı, şoför ağır yaralı.

24 Nisan 2014 18:16
F-35'lere Sipariş Yağıyor
18:15 Gündem

En önemli parçaları Türk firmaları tarafından üretilen F-35'ler dünyanın tercihi oldu.

24 Nisan 2014 18:15
PFDK'dan Bursaspor'a bir ceza daha
18:00 Spor

PFDK, Bursaspor'a Elazığspor maçında gerçekleşen kötü tezahürat nedeniyle 2 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

24 Nisan 2014 18:00
 

Anket

E-bilet

E-bilet uygulamasını doğru buluyor musunuz?






» Tüm anketler

Şans Oyunları

Süper Lig Puan Durumu

Namaz Vakitleri

Şehir seçiniz:
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:1705:5212:5416:3819:4421:11

Astroloji

 
Gazete5 - Gerçeğin Habercisi
 
 

Gül ile Erdoğan'ın Görüşmesi Sona Erdi

Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın görüşmesi 55 dakika sürdü. Görüşmeye
facebook twitter google plus rss