

Bu iddialar gündem sarsacak...
18 Haziran 2010 Cuma 08:02Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Gazete5'e konuştu. Tayyar'ın açıklamaları yine gündemi sarsacak...
GAZETE5- O halde yeni bir dalga beklemiyorsunuz!..
Ş.TAYYAR- Ortaya çıkan fotoğraf Ergenekon’un gerçek fotoğrafı değil. Burada daha çok kendilerini korumaları ve savunmaları diğer kesimlere göre daha az olan insanlar üzerinden yürütülmüş bir gözaltı süreci oluşmaya başladı. Kamuoyunda çok fazla itibarı olmayan emekli askerlerle, gazeteciler var, değişik meslek grupları var. Bir darbe günlüğünün sahibi olduğu halde Özden Örnek tutuklanmadan, henüz savcılık aşamasında serbest bırakıldı. Kaldı ki, darbe günlükleri ikinci iddianamenin belkemiğidir. Siz, ikinci iddianamenin omurgasını oluşturan bir günlüğün sahibini daha savcılık aşamasında bırakırsanız, ilkesel bir problem ortaya çıkar. Savcılar açısından söylüyorum. Ben ondan sonra 3. iddianameyi yırtın, atın demiştim. Çünkü doğru bulmadım. Günlükler kapsamında yürütülen soruşturmada, generallerin davetiye ile ifadesi alındı, çağrıldı. Büyük özen gösterildi, ama aynı özenin birçok soruşturmada ortaya konmadığını görüyorum. En son Seyfi Oktay olayı mesela… Yapılan işleri doğru bulduğumdan değil… Çok yanlış işler var. Şayet kanunen şuçsa, bunun hesabının verilmesi gerekir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere baktığımızda da ortada çok ciddi suç işaretleri var. Fakat, siz Sabih Kanadoğlu’nun evine girip, O’nu almadan gidiyorsanız… Generallere, eski kuvvet komutanlarına davetiye gönderip o şekilde ifadelerini alıyorsanız… Bakanlık yapmış bir şahsı ise kapısına gelip götürüyorsanız burada bir çelişki var demektir. Siyasetçiler aslında Türkiye’de en korumasız kesim. Bugün Seyfi Oktay var, yarın Sadullah Ergin olabilir. Bir başkası olabilir. O nedenle bu yanlışları ortaya koymak bizim görevimiz. Saldıray Berk üçüncü ordu komutanı… İfadesi bile alınmadı. Bir davanın sanığı pozisyonunda olan kişinin ifadesini bile alamıyorsunuz. O zaman siz bu kadar sanığı nasıl içeride nasıl tutuyorsunuz?
GAZETE5- İçeride tutulan gazeteciler de siyasetçiler gibi korunmasız değil mi?
Ş.TAYYAR- Ben Mustafa Balbay’ın faaliyetlerinin bir gazetecilik faaliyeti olmadığını düşünüyorum. Gazetecilik faaliyetini aşan bir boyutu var. Diğer taraftan da bir iddianameyi tümüyle dayandırdığınız, Balbay’ın günlüklerinden çok daha net yaklaşımların olduğu bir günlükle ilgili hesap soramama durumu yaşanıyor. Özden Örnek’in günlükleri gibi… Güçlünün korunduğu, güçsüzlerin yargılandığı bir dava ister istemez toplum vicdanında sorgulanıyor.
GAZETE5- Sorgulanan bir diğer husus da, gözaltı sürelerinin cezaya dönüştüğü yönünde… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ş.TAYYAR- Elbette bunun bir infaza dönüşmemesi lazım. Katılıyorum. Ama bu hassasiyetin sadece Ergenekon davasında gösterilmesine de tepkiliyim. Yani Türkiye’de herşey yolunda gidiyordu ve Ergenekon ile birlikte aksamaya başladı diyemeyiz. Türkiye’nin yargı sisteminin hantal yapısından kaynaklanıyor bu. Ergenekon sanıklarından çok daha fazla mağdur olmuş insanlar var Tükiye’de. Ama bunların savunuculuğu çok fazla yapılmadı. Örneğin, Muhsin Yazıcıoğlu, 7.5 yıl cezaevinde kaldı. Daha sonra beraat etti. Tümüyle yargı sisteminin hantallığından kaynaklanıyor. Diğer davalarda yanlış yapıldı diye, burada da yapılması gerekmez. Bunun düzeltilmesi için çok ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç var. Sanıkların serbest bırakılması ile olmaz bu. Sistemin köklü bir değişikliğe ihtiyaç var. Ama ben burada bir çifte standart olduğunu düşünüyorum. Ergenekon sanıklarına gösterilen hassasiyet, Türkiye’de hiçbir davaya gösterilmedi. Kendilerine şimdiye kadar dokunulmayanlara, doknunulabileceği ortaya çıktı. Artık hukuktaki yanlışlıklar da bu sayede konuşulmaya başlandı. Bu iyi bir gelişme.
GAZETE5- Bir de olumsuz bir takım etkileri oldu Ergenekon’un… Türkiye’nin korku imparatorluğuna dönüştürüldüğü yazıldı, konuşuldu. Artık hiç kimse rahat konuşamıyor. Siz konuşabiliyor musunuz?
Ş.TAYYAR- O davadaki telefon konuşmalarını, iddianameye yansıyanların tümünü okudum ben. Hepsi mahkeme kararıyla dinlenmiş. Burada bir yanlış varsa, bu kararı veren yargıçlardan hesap sormak gerekiyor. Bu kadar kolay mahkeme kararı nasıl alınıyor? Sonra bunun zaman zaman suistimal edildiği ortaya çıkıyor. Sadece Ergenekon değil ama, başka davalarda da oluyor. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemeye kimsenin itirazı olmaz. Ama yargıçların bu kadar kolay karar vermemesi gerekir. Bununla ilgili tedbir alması gereken HSYK’dır. Bu tümüyle yargının iç meselesi.
GAZETE5- Yargıçların da dinlendiği ortaya çıktı ama…
Ş.TAYYAR- O da mahkeme kararıyla… Üstelik dinlenen HSYK Başkanı değil. Seyfi Oktay ile ilgili dinleme kararı var. Kadir Özbek ile Köksal Şengün buna takılıyor.
GAZETE5- Gazetelerin santrallerinin dinlenmesi de hukuka uygun mu sizce?
Ş.TAYYAR- Cumhuriyet Gazetesi’nin santralinin dinlenmesi ile igili iddiayı soruyorsunuz. Bir kere Milliyet’in dinlendiği iddiası tümüyle palavra. Ondan emin olabilirsiniz. Cumhuriyet olayı ise şöyle: İlhan Selçuk cep telefonu kullanmıyor. Gazetenin telefonunu kullanıyor. Santralden bağlanıyor. Direk bir telefonu yok. Eğer bir dinleme kararı alınacaksa, nasıl dinleyecek? Santralden. Burada sıkıntı şu. Siz santrali dinlerken, buradaki bütün çalışanların da ister istemez özel hayatına müdahale etmiş oluyorsunuz. Eğer bu yasal bir zorunluluk ise bu dinlemeyi yaparsınız. Sadece İlhan Selçuk ile ilgili kısmı alır, diğerlerini de çöpe atarsınız. Bu süreçte, davayla ilintili olmayan bazı telefon kayıtları da iddianame eklerine kondu.
GAZETE5- Özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlali yaşandı yani…
Ş.TAYYAR- Bunu şöyle savunuyorlar. Savcı elde ettiği tüm bilgi belgeleri dosyaya koymak zorunda. Eğer bir kişiye isnat edilen suçla ilgili bir belgeyi koyar, bir diğerini koymazsa, yarın bu savcıya “delillerin bir kısmını ortadan kaldırdın. Cezalandırmaya yönelik bir teşebbüs bu” denilebilir. Dava konusu olabilir. Kanunlarda bir değişiklik yapılırsa, savcılara dava açma olayı ortadan kalkarsa böyle bir eleme yapılabilir ama…
GAZETE5- Ama bazı savcılar, bir takım davalarda inisiyatif kullanabiliyor. Örneğin El-Kaide örgütü ile ilgili iddianamede, bazı örgüt üyelerinin eşcinsel ilişkilerini yansıtan bir takım bilgi ve belgeler elendi. Savcı iddianameye bir not düşerek ‘Bunlar özel hayatı ilgilendirir, suçla ilgisi yoktur’ dedi ve Mahkeme de bunu kabul etti. Bazı savcılar, bazı davalara özen gösteriyor, bazı savcılar bazı davalara özen göstermiyor denebilir mi?
Ş.TAYYAR- Elbette. Ben de bir davada böyle bir çifte standart yaşadım. Aydınlık Dergisi’nde yazı işleri müdürü beraat etti. Bana hapis cezası verdiler. Ben Can Ataklı ile ilgili suç duyurusunda bulundum. 60 günlük süreyi geçirdikten sonra takipsizlik verdiler. Benim ifadem bile alınmadan dava açılıyor mesela. Şamil Tayyar adı dava açılması için temel sebep haline geldi. Bunu her yerde yaşıyoruz biz. Maalesef yargıda olan bir şey. Ben kişisel olarak doğrudan isnat edilen suçları aydınlatmaya yönelik değilse, o kayıtların dosyaya konmaması gerektiğini düşünüyorum. Konmuşsa bu yanlış. Özen göstermek gerekir.
Ergenekon, bir başka ‘ilk’ daha yaşattı bize. Gazeteler, soruşturmanın her aşamasını, öncesini ve sonrasını satır satır yazdı. Başka bir davada, buna soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlali denilirdi…
Ben hangi dava olursa olsun, soruşturmanın gizliliği konusunun Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyorum. Deniz Feneri ya da Ergenekon fark etmez. Bunun mutlaka kaldırılması gerekir. Çünkü bu sıkıntı yaratıyor. Mesela İP’nin bir avukatı, “Deniz Feneri’nde gizlilik kararı aldılar, bunu örtbas etmeye çalışıyorlar” dedi. Ergenekon davasında da var gizlilik kararı, bu da örtbas anlamına geliyor o zaman.
GAZETE5- Ergenekon’da ihlale karşı bir yaptırım var mı?
Ş.TAYYAR- Olmaz mı? 5 bin dava kime açıldı? Sadece benim aldığım ceza 50 ay. Demek ki bir yaptırım var. Deniz Feneri ile ilgili belgeler yayınlandı. CHP’nin elinde bu. İşin kötü tarafı, tam aksine Deniz Feneri ile ilgili yapılmış haberlerden dolayı benim bildiğim bir dava yok. Deniz Feneri didik didik edildi. Tonla belge yayınlandı. Bugün CHP’den gidin tomar tomar alın o belgeleri.
GAZETE5- Almanya’daki Deniz Feneri e.V davasının belgeleri değil mi onlar? Almanya mahkemeleri böyle bir yasak koymadığı için olabilir mi?
Ş.TAYYAR- Ama fark etmez ki. Siz bunun üzerinden Ankara’da devam eden soruşturmayı etkilemeye çalışıyorsunuz. Örneğin Can Dündar ağır yazılar yazdı, soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili. Yani her konuda dava açılıyor. Açılmıyor diye bir şey yok. Toplumun bilgi alma hakkı var. Anayasa’dan kaynaklanan. Benim de gazeteci olarak yükümlülüğüm var. Benim bu Anayasal hakkım sekteye uğratılıyor. Ben gizlilik karanını olmaması gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir davayla ilgili.
GAZETE5- Aldığınız cezalar, yargılandığınız davalarla ilgili toplam bir hesap yaptınız mı hiç? İlginç bir sayı ortaya çıkacak gibi görünüyor…
Ş.TAYYAR- Kaba taslak bir ara bakmıştım. Hakkımda istenen hapis cezası 100 yıl, para miktarı da 1 trilyon lira. Sadece Aydın Doğan’ın bana açtığı dava 100 milyarlık. Bu tabii talep edilen rakam. Mahkeme neye takdir eder bilmiyorum. Sadece son 20 günde hakkımda açılmış 4 ceza davası var. Çok sağlıklı bir sayı söyleyemiyorum ama.
GAZETE5- Hakkında en çok dava açılan gazeteci diyebilir miyiz size?
Ş.TAYYAR- İsmimiz çok fazla öne çıktığı için bizim üzerimizden gidiyor bu tartışma. Ama isimsiz mağdurlar da var. Star Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü hakkında istenen hapis cezası 700 yıl. Şu ana kadar verilmiş 10 yıl hapis cezası var. Tazminatı falan hesaplamadık artık. Çocuk en sonunda geçen hafta gazeteden istifa etti. “Ben bu yükü taşıyamıyorum” dedi. Bu sadece bizim değil,. Tüm gazetecilerin sorunu. Bunu biraz da psikolojik harekat olarak yürütüyorlar bunu. Haliyle etkileniyorsunuz. Eften püften şeyler için açılan davalar da var. Ben haberimi yazmışım bir hakimle ilgili “Tartışmalı bir karara imza attı” demişim. Dava açıyor, mahkeme de bu davayı kabul ediyor. Bu tür garabet durumlarla da karşılaşıyorsunuz.
GAZETE5- Yakın zamanda yaşadığınız ilginç bir hadise var mı bu davalarla ilgili?
Ş.TAYYAR-Tuncay Özkan’ın bir suç duyurusu vardı benimle ilgili. Savcı odasında oturuyor. İçeriye bir hakim giriyor. Böyle bir mevzu var diyor isim vermeden. Savcı önce “Saçma” diyor. Hakim diyor ki “Ama şikayet edilen Şamil Tayyar, suç duyurusunu yapan Tuncay Özkan.” Savcı da “O zaman aç” diyor. Çifte standart yargının temel problemi. Herkes bir şekilde mağdur olabiliyor. Sadece belli şahıslara ve belli isimlere yönelik değil bu. Türkiye’de zihniyetin değişmesi lazım. Suç işleyen bedel ödesin, mağdur edenler de bedel ödesin. Mesela yanlış karar veren hangi hakim bedel ödüyor? Herkes kendi mesleği ilei lgili bir özgürlük arayışında. Hak ihlali varsa, bunun gazeteci, sendikacı olması gerekmiyor. Kimse demokrasiyi içselleştirmiş değil. Engin Çeber diye bir çocuk öldürülmüş. Solcular sahip çıkıyor. İki tane türbanlı görmüyorum orada ben. Aynı şekilde türban ile ilgili kampanya başlatılıyor. Bugün liberal geçinenlerin önemli kısmı bu bildiriye imza atmıyor. Ulusalcıları geçtim, onlar bile atmıyor. Arkasında bir şey arıyor. Herkes kendi perspektifinden bakıyor olaylara. Herkes kendi kişisel hakkını arama konusunda ses çıkarıyor. Hak arama noktasında, belki empati yapılabilse, kendi özgürlüklerimizi daha kolay kullanabiliriz.
GAZETE5- Teşekkür ederiz...
RÖPORTAJ
ANKET
SPOR





























