Yargıtay'dan "Engin Çeber" davası kararı

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Engin Çeber'in cezaevinde işkenceyle öldürülmesine ilişkin davada, 2 infaz koruma memuru ile Cezaevi 2. Müdürü hakkındaki müebbet hapis cezasını onadı.

12 Kasım 2013 Salı 5:20
Yargıtay'dan "Engin Çeber" davası kararı
Engin Çeber'in 2008 yılında Bayrampaşa Cezaevinde dövülerek öldürülmesine ilişkin davada, Bakırköy 14. Ceza Mahkemesinin kararının temyiz incelemesi tamamlandı. 

Daire, infaz koruma memurları Selahattin Apaydın, Sami Ergazi ve Cezaevi 2. Müdürü Fuat Karaosmanoğlu hakkındaki, "neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence" suçundan verilen "müebbet hapis" cezasını onadı.

Diğer sanıklar Nihat Kızılkaya, Mehmet Pek, Abdülmüttalip Bozyel, Murat İşler, Yemliha Söylemez hakkında işkence suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri de onandı.

Gerekçeden


Gerekçede, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışların işkence olarak kabul edildiği belirtildi.

İşkence teşkil eden fiilerin aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiiler olduğu vurgulanan gerekçede. bu fiilerin ani olarak değil sistematik şekilde, belli bir süreç içinde işlendiği kaydedildi. Bir süreç içinde, süreklilik arz eder tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliğinin kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerinde tahrip edici etki yapması olduğu ifade edilen gerekçede, bu etkilerin uzun süre hatta hayat boyu devam etmesinin, işkencenin daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirdiği belirtildi. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına atıf yapılan gerekçede, özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir kişiye karşı fiziksel güç kullanılmasının insan onuruna saldırı niteliği taşıdığı ve ilkesel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin üçüncü maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini oluşturduğu vurgulandı. İşkenceyi oluşturan fiilerin birbirini takip eden günlerde yapılmasının zorunlu olmadığına, belli bir süre devam etmesinin yeterli sayıldığına işaret edilen gerekçede, şöyle denildi:

"Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde örneğin bir kişiye gidip gelip tokat atılması, tekme vurma da 10 dakikada bir küfredip vurma da tek ayak üstünde tutma da yüzünü duvara döndürüp elleri hava da veya tek ayak üstünde duvara yapışık bekletme de uyutmamak için geceleri sık sık soru sorma da kızıp bağırma da vurma da sorguya alma da yüksek sesle sürekli müzik dinletme de soğukta soyup betona yatırma da elektrik verme de sıcakta su içmeyi önleme de giyinik veya soyunukken su sıkıp seyretme de, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olma da ve benzeri olaylar da bir anlık fena muamele olmayıp fiiller belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçu tartışılmalıdır.''

"İşkenceye göz yuman amir de aynı cezayı alacak"

Gerekçede, AİHM'in Türkiye ile ilgili iki kararında, ''Bir kimsenin tamamıyla polis memurlarının denetimi altında, gözaltında tutulduğu sırada meydana gelen her türlü yaralanma, ciddi kuşkulara yol açmaktadır'' tespitinin yapıldığı anımsatılarak, TCK'ya göre işkence suçunun ihmali davranışla işlenmesi halinde verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmayacağının öngörüldüğü belirtildi. 

Amir konumundaki kamu görevlisinin kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülen bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabileceği kaydedilen gerekçede, bu gibi durumlarda amir konumundaki kamu görevlisinin ihmali davranışla işkence suçunu işlediğinin kabul edileceği ve bu nedenle cezasında indirim yapılmadan sonuçtan sorumlu tutulacağı ifade edildi. 

Gerekçede, yasa koyucunun asıl amacının işkenceyi önlemek, işkence yapanlarla birlikte yapılmasına göz yumanların, işkence yapıldığını öngörebilecek durumda olduğu halde engellemeyen amirlerin de cezalandırılmasını sağlamak olduğu vurgulandı. 

İşkenceyi oluşturan fiillere katılmamakla beraber işkence yapılacağını öngören, gerekli önlemleri almayarak işkence yapılmasına kayıtsız kalan amirlerin de işkence yapanlar gibi cezalandırılmasının ilgili kanun maddesiyle düzenlendiği hatırlatılan gerekçede, bu düzenlemenin uygulanabilmesi için failin işkence fiilini işleyenin amiri olması, işkence yapıldığını öngörebilecek ve engelleyecek durumda bulunması gerektiği belirtildi.  

Dairenin gerekçesinde, Engin Çeber'in cezaevinde gördüğü işkenceye ilişkin ayrıntılara yer verilerek, sanıklar Selahattin Apaydın, Sami Ergazi ve Fuat Karaosmanoğlu'nun, Engin Çeber'e yönelik ve görevli bulundukları sahalar içerisinde sistematik şekilde, belli bir süreç içerisinde, süreklilik arz eder şekilde gerçekleştirdikleri eylemlerinin işkence suçunu oluşturduğunun anlaşıldığı kaydedildi.  


Olayın geçmişi


Engin Çeber, Sarıyer'de 28 Eylül 2008'de yaklaşık 10 kişilik bir grup ile izinsiz toplantı ve gösteri yapmak isterken kimlik kontrolü yapan polislerce arandığı için gözaltına alınmıştı. Daha sonra tutuklanarak Metris Cezaevine götürülen Çeber, kaldırıldığı hastanede ölmüştü. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 1 Haziran 2010 tarihli kararını, ''hukuk yararları birbirine uygun olmayan sanıkların aynı avukat tarafından temsil edildiği'' gerekçesiyle usulden bozmuştu.
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE

BENZER HABERLER

GÜNDEM ANA SAYFA »