Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ta Zenginlik İçin Barış Şart
Kartal İŞ

Kartal İŞ

/ Toplam 13 yazı »
Bon Burnu (Tunus) ile Lilibeo Burnu (Sicilya Adası) arasındaki hattan doğu ve batı olarak ikiye ayrılır Akdeniz. Toplam yüzölçümü 2,9 milyon km2’dir. Doğu-batı uzunluğu yaklaşık 4000 km, kuzey-güney mesafesi ise 750 km civarında. Özellikle Doğu Akdeniz ve özellikle Kıbrıs çevresi son dönemde, doğalgaz yatakları ile yeniden dünya gündemini meşgul etmeye başladı.

Kıbrıs dünya tarihi boyunca Asya-Avrupa ticaret koridoru önemli bir rol üstlenmiştir. Ada halkı ise, ada üzerindeki sosyal ve siyasi gelişmelere göre bazen huzurlu ancak çoğu zaman huzursuz bir hayat yaşamıştır.

Kıbrıs’ın tarihi Osmanlı dönemi dışında hep çalkantılı ve sancılı.

Ada halkı, 1571 yılında Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethi ile birlikte en huzurlu dönemini yaşamıştır.

Venedikliler döneminde ada halkı hem ağır vergiler ve baskı altında eziliyor hem de adadaki Ortodokslar zorla Katolik yapılmaya çalışılmıştı. Osmanlı ise adaya klasik Türk hoşgörüsü ile birlikte yerleşti. Öncelikle adada yaşayan Ortodoks Hıristiyanlara dini özgürlükler tanıdı. İbadetlerini güvenlikle yapabilecekleri ve kiliselerini geliştirebilecekleri huzurlu bir ortam yarattı. Adada yaşayan Rum ve Türk halklar 350 yıldan fazla bir süre Osmanlı yönetiminde kardeşçe mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşadılar.

1878 yılında İngiltere, Osmanlı-Rus Savaşı’nı fırsat bilerek Kıbrıs’ı yılda 92000 altına kiraladı. Bu anlaşmaya göre bu savaş bittiğinde İngilizler adayı geri vereceklerdi. Fakat İngiltere, Osmanlı Almanya’nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na katılınca emrivaki ile Kıbrıs’ı ilhak ettiğini ve yıllık kirayı da artık ödemeyeceğini bildirdi. 20 Temmuz 1923 Lozan anlaşmasıyla da ada hukuken İngiltere’ye bırakıldı. İngiltere, hatırlanırsa aynı dönemde Musul’da da anlaşmaları tanımayarak Musul’u Türkiye’ye iade etmemişti.

Ada’nın İngiltere’ye geçmesiyle birlikte milliyetçi Rumlar ENOSİS fikirlerini geliştirmeyi ve bu fikirleri ada halkına empoze etmeye başladılar. Rumlar, Ada’daki Türklere karşı sistematik bir zulüm politikası uygulanmaya başladı. İngilizler ise olaylara sessiz kaldılar. 1974 yılı Kıbrıslı Türklere yapılan zulümlerin en üst seviyeye çıktığı yıldı.

Aynı yıl Türk Ordusu adada yaşayan Türk halkını korumak için 20 Temmuz’da adaya müdahale etti ve izleyen süreçte 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. 2004 yılına kadar sürekli sorunlu geçen ada politikaları 2004 yılında Annan Planı ile çözüme kavuşmaya yaklaştı. Annan Planı ülkede federal bir sistem kurmayı öngörüyordu. Türk tarafı bu plana olumlu bakarken Rumlar referandum yaptılar ve sonuçta çözümsüzlüğü tercih ettiler.

Son dönemde Doğu Akdeniz politikaları Kıbrıs merkezli olarak şekilleniyor. 
2014 başlarında Kıbrıs’ta federasyon temelli yürüyen müzakereler, Temmuz’da sekteye uğramış ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) yönetimi görüşmelerden çekilmişti. Bu olaylar yaşanırken de Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölge’de tek taraflı enerji faaliyetlerine başlaması üzerine de Türkiye kendi hakkını kullanarak Türk sismik gemisi Barbaros’u ve refakatçı savaş gemilerini sorunlu bölgeye göndermişti.
GKRY ise buna cevap olarak bölgede İsrail ve Rusya ile birlikte askeri tatbikat gerçekleştirmişti. Akabinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs ülkemizin AB üyeliğine karşı demeçlerindeki dozu arttırmışlardı.

2015’in bu ilk günlerinde Ada’daki durumu incelediğimizde Ada’nın her iki tarafı da ciddi bir ekonomik krizin kıskacında olduğu hemen farkediliyor. Bu krize bir de adada yaşanan su sorununu da eklersek son durumun vehameti hemen anlaşılıyorGKRY ekonomik kriz nedeniyle çökmüşken, KKTC ise ambargo yüzünden gelişemez durumda.

Yakın tarihte Doğu Akdeniz havzasında tespit edilen yeni doğalgaz kaynakları adada yaşayan her iki toplumu krizden çıkarmaya yetecek miktarda. Ama tek bir şartla. Ada’da yerleşik iki toplumun sulhu seçmesi şartıyla.

Aslında Türkiye, Kıbrıs’a su götürmek için inşa ettiği 80 km.’lik boru hattı ile Ada’nın bu konudaki sorununu en az 50 yıl için çözmüş durumda. KKTC , Türkiye’den tedarik edilen bu su sayesinde  4824 hektarlık arazinin tarıma açılmasını sağlayabilecek. Hemen belirtelim ki, Türkiye’den gönderilen su güneyin de ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede.

Aslında adayı refah içinde bir gelecek beklerken şu an her ki toplumda yokluklar içinde eziliyorlar.

Doğalgaz konusundaki detaylı durum ise şu şekilde; adanın güney’inde “Afrodit” adı verilen 12. parselde zengin doğalgaz yatakları mevcut. GKRY’nin iddiası bu gazın tamamen kendilerine ait olduğu yönünde iken Türkiye ise uluslararası sözleşmelere dayanarak satılan gazdan temin edilecek gelirin Kıbrıs’taki her iki topluma eşit bir şekilde dağıtılmasını istiyor.

Uluslararası deniz hukukuna göre, “Münhasır Ekonomik Bölge” olarak Doğu Akdeniz sularında hakimiyet için en büyük alan, burada en uzun deniz sınırına sahip ülke olan Türkiye’nin hakkı. Sorun bu noktada başlıyor. GKRY’nin doğalgaz sondajı yaptığı alan ile Türkiye’nin hak iddia ettiği alan çakışıyor.

GKRY için sorunlar burada bitmiyor. GKRY çıkaracağı doğalgazı Avrupa’ya ulaştırabilmek için Türkiye’ye muhtaç. Çünkü Güney Kıbrıs’tan Yunanistan’a boru hattı inşa etmek hem çok pahalı ve hem de zaman alıcı. Nitekim GKRY’nin böyle bir finansman gücü de yok. Türkiye’ye üzerinden Avrupa’ya ulaşım ise çok pratik ve düşük maliyetli.

GKRY’nin, ikinci alternatifi ise sıvılaştırılmış gaz. GKRY gazı sıvılaştırarak Avrupa’ya ulaştırabilir ama bu tesisi yapacak finansal gücü yok.

GKRY Ada’nın tek sahibi değildir. Bu nedenle enerji kaynakları gelirinin tamamını istemesi çok yanlış.

Kıbrıs’ın ihtiyacı yeni gerginlikler değil barıştır. Bu barışın temini için gerekli ortam her iki kısım tarafından da sağlanmalıdır.

GKRY yönetimi adadan çıkarılan gazı ihraç etmek ve KKTC’deki su imkanlarından faydalanmak istiyorsa, Türkiye ve KKTC ile anlaşmak zorunda. KKTC tarafı da adadaki sorunlara karşı yapıcı olmak zorunda. Gaz gelirlerinin adil bir şekilde paylaşılması için yapıcı davranmalı.

Kıbrıs’ta kurulacak toplumsal barış sadece ada halkını kalkındırmakla kalmayacak Doğu Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere de olumlu olarak sirayet edecektir.

Bugün bölgede gaz yataklarında hak iddia eden Kıbrıs, İsrail ve Türkiye bir konsorsiyum oluşturup birlikte hareket ederlerse enerji kaynaklarını en ekonomik şekilde Avrupa piyasasına sunabilirler. Bu gaz satışları sayesinde de hem ekonomilerini güçlendirirler hem de bölgede sorun çıkaracak ülkelere ve yeni yapılanmalara karşı yaptırım gücü oluşturabilirler.

Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta Türkiye’siz bir çözüm olamayacağı gibi GKRY’siz de çözüm olamaz. Ada’da her iki toplumun barış ve birlik içinde yaşabileceği, ne Türklerin ne de Rumların azınlık olmayacağı bir yapı çok rahat kurulabilir.

Kartal İş
kartal_is@yahoo.com
http://twitter.com/Kartal_Is
http://facebook.com/hkartal.is
OKUYUCU YORUMLARI/0 + YORUM EKLE